* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Barda (2007)

Pek çok açıdan eleştirilere maruz kalan fakat yapılmış en sert Türk filmi ünvanını da taşıyan (26. İstanbul Uluslararası Film Festivali) Barda, sıra dışı bir proje olarak seyirciye sunulmuştur. Yönetmen koltuğunda oturan Serdar Akar, ayrıca filmin senaristliğini ve yapımcılığını da üstlenmiştir. 90 dakikalık dram ve suç türüne giren projenin baş rollerinde Nejat İşler, Hakan Boyaç, Serdar Orçin, Erdal Beşikçioğlu, Volga Sorgu, Eray Özbal, Doğu Alpan, Burak Altay, Melis Birkan, Nergis Öztürk ve Sezen Aray yer almaktadır. Ayrıca mahkûmlar arasında Zeki Demirkubuz, Çağan Irmak, Cemal Şan, Selim Demirdelen ve Serdar Akar’ın olması apayrı bir renk katıyor! Gerçek bir olaydan esinlenerek ekrana aktarıldığı için izlerken tüyleri ürpertiyor. O yüzden kaldırması hiç de kolay değil.

1997 Ankara’sında geçen hikayede, 18 ile 25 yaşları arasındaki bir grup genç, sürekli olarak gittikleri barda bir gece gene toplanırlar. Bara gelen beş yabancı bu grubu ve bar sahibini rahatsız eder. Akıllarına bile gelmeyecek bir felaketle karşı karşıya kalırlar.

Bar ortamında geçen bir öyküye göre oldukça başarılı bulduğum müzik çalışmalarını “Kavşak” filminin yönetmeni Selim Demirdelen üstleniyor. Büyük bölümünün tek bir mekanda geçtiğini düşünecek olursak, seçilen mekanın dekoru ve zenginliği oldukça tatmin edici sayılır. Kostüm, makyaj detayları da bu tür için hiç de fena görünmüyor. Girişi, devamına oranla sıkıcı bir gençlik filmi havasında olsa da işin içine Nejat İşler’in canlandırdığı Selim karakteri ve tayfası girince her şey tepetaklak oluyor. Gençliğin sıkıntılarını dile getirmeye çalışılmış bir hava var. Daha doğrusu iki farklı kesimi karşılaştırmadan önce seyirciyi hazırlama aşaması var. Selim’in tayfası ve gençlerin karşılaşmasına kadar gençleri, sonrasında da yavaş yavaş Selim’in tayfasını tanıyoruz. Onların çakışması itibariyle de suç, ceza, adalet, tecavüz, işkence, uyuşturucu ve intikam gibi kelimeleri irdeleyen, irdelerken de en uç noktalara kadar giderek sinirleri bozan bir filme dönüyor.

Düşünsenize; bir anda yok yere yaşamınızın tam ortasına şiddet giriyor. Üstelik ne şiddete maruz kalanların ne de bunu uygulayanların net bir sebebi ya da yol açtığı bir olay bulunmazken. Gençler ile Selim’in arkadaşları arasında halkın da arasında olan kültürel farklılıklar var. Gençler; okuyan, Selim’e oranla daha iyi ailelerden gelen, belli bir kültüre ve çevreye sahip bir kesimi temsil ediyorlar. Tabi bu arada kendi çevresinden olmayanları bilmeden, tanımadan aşağılayan, çokbilmişlik taslayan hafiften sinir bozan ukalalıkları da yok değil. Selim ve arkadaşları ise yoksulluktan gelen, uyuşturucu gibi pek çok kötü alışkanlıkları içinde barındıran, asosyal tiplerdir. Hayata bakışları da basittir. Beceremedikleri ya da ulaşamadıkları en ufak olayda şiddete başvurmak! Yaptıkları işkencenin, ettikleri küfürlerin aslında net bir sebebi yoktur. Belki de sadece alt tabaka olmanın ve onun yarattığı dışlanmanın nefretini bu şekilde gösteriyorlardır. Çünkü hiçbir koşulda arzu ettikleri ortama, çevreye giremezler, bunun da farkındadırlar. Seyrederken elbette Selim ve arkadaşlarına kin besleniyor. Diğer yandan, onları aşağılayıp hor gören taraf da çok tutuluyor sayılmaz. Serdar Akar aslında hiçbir sebebi yokken ortaya çıkan şiddeti gene bir sebebe bağlamaya çalışmış. Filmin sonunda bunu anlamak kolay. Hani sonunu bir sebebe bağlamadan direk olarak bitirse daha mı iyi olurdu düşüncesi de biraz kafa kurcalıyor. Toplumun iki uç noktasının böyle bir şekilde birleşmesinde illa bir sebep mi gerekli? Gerekli olsa gazetelerin, televizyonların bize aktardığı onca vahşet haberlerinin de illa bir sebebi mi var? Barda’yı izlerken ister istemez iki taraf için de ayrı ayrı empati yaptırılıyor. Fakat bu duruma ne yazık ki karşıyım. Ortaya çıkarılan şiddet için bir neden olmamalı. Zaten varlığının mide bulandırıcı olduğu aşikarken, bunu ne için bir şeye bağlamak gerekir ki? Ortada bir öfke ve nefret var. Farklı sınıfların çatışması var. Olay budur bence. Adaletin sorgulanması, neyin doğru neyin yanlış olduğu, asıl suçlunun kim olduğunu izlerken çözseniz bile ne işe yarar ki? Kanun her daim kanıtlara ve sonuçlara bakıyor. İyi ya da kötü olmanız çok da bir işe yaramıyor.
Sürekli sebep kelimesini kullanmama vesile olsa da ve öyküdeki bazı yerler rahatsız etse de genel olarak film başarılı görünüyor. Zaten Serdar Akar imzası da bunun bir kanıtıdır. Gelen eleştirilerden bazıları şiddetin bu kadar açık bir şekilde gösterilmesi konusundadır. Gerçekten de ekran başında o sahneleri görürken çok rahatsız oluyorsunuz, sinirleri yıpratıyor. Filmi ilk izlediğimde ve arkasından yaşanmış bir olaydan esinlendiğini öğrendiğimde evden dahi çıkmak istememiştim birkaç gün. Diğer yandan, öfke daha net gösterilemezdi. Yapılanlar asla doğru olmasa da Serdar Akar bu riski göze alarak hikayeyi en sert haliyle bizlere sunuyor. Üstelik hangi tarafı tuttuğunu göstermeden! Ve başarıyor da!

Geniş oyuncu kadrosunda elbette Selim ve arkadaşlarını canlandıran tecrübeli oyuncular göze çarpıyor. Nejat İşler, Hakan Boyav, Erdal Beşikçioğlu, Volga Sorgu, Serdar Orçin sinir bozucu karakterleri o kadar iyi canlandırıyorlar ki gerçek hayatta gördüğünüz an kaçacağınızı düşünüyorsunuz. Kadroda Nejat İşler olmasaydı aynı etkiyi yaratır mıydı bilmiyorum ama onun bu psikopat halini görmek projenin çıtasını yükseltiyor. Serdar Akar’ın Selim ve arkadaşlarını canlandıran oyuncuları çok iyi seçtiğini kabul etmek lazım. Lakin, gençleri canlandıran oyuncuların Selim ve arkadaşları aksine daha vasat olmaları kafa kurcalıyor. Nergis Öztürk dışında başarılı olanı pek gözüme çarpmadı. Hele de Melis Birkan ve Burak Altay nedense çok yapay geldi. Serdar Akar bunu mutlaka belli bir nedene bağlayarak seçmiştir diye umuyorum. 


Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +