kizilay_banner_728X090
TSK Mehmetçik Vakfı
Merhaba Değerli Birmilyonkalem dostları

 Blogların eski işlevini yitirdiği bir dönemdeyiz.
Her şey bir kaç cümlelik kısa mesaj ve twitlere mahkum. Ama Kaşıkara ilköğretim okulu öğrencileri okumak istiyor. Öğretmenleri Mustafa beyin anlatımıyla çocukların ellerindeki tek eğitim materyali "Mustafa Öğretmen" Eğer Mustafa öğretmen ve öğrencilerine yardımcı olmak isterseniz aşağıda onun yazdıklarına bir göz atın derim.

"Van/ özalp/Kaşıkara köyünde 1. Sınıf okutuyorum kalem,defter,silgi,açacak,boya Vs gibi her türlü kırtasiye malzemesi ve 1.sınıf için uyarıcı materyale ihtiyaç var. Belki sizin çevrenizden yardım etmek isteyen birileri de çıkar ümidiyle yazıyorum.
Adres:
Mustafa KESEN
Van / Özalp
Kaşıkara köyü
Kaşıkara İlköğretim Okulu
ama Özalp merkez Ptt'ye gönderirseniz oradan alabilirim."

Sizden dileğimiz kendiniz yardım edemeseniz bile, blogunuzda twitter ve facebook hesaplarınızda duyuru yaparak daha çok yardımsevere bu çağrıyı ulaştırmanız. Destek ve yardımlarınızı bekliyoruz. Saygılarımızla...

Bir milyon kalem
Site yönetimi


Bugün ben BEN/miyim
Dün sevdiğim SEN/misin
İkiside değil
Bugün BEN/dün ki ben değilim
Dün ki sevdiğim SEN değilsin
MED/CEZİR -Delikadınca-


Bizler yaşlanamıyoruz” diyordu bir su perisi en güzel düşüne doğru yürürken hastanenin o soğuk odasında ölmeden önce... Neden yaşlanamadık ki biz Başak? Neden o buz gibi gölün suyunda bulundu cesedimiz? Neden düştük zalimlerin eline de kor oldu geleceğimiz? Çünkü sanki başka bir gezegenden gelmişiz gibi dışladılar bizi. Çocukluğumuzu, hayallerimizi ,iyi bir meslek sahibi olmaya duyduğumuz o inancı söküp aldılar masallarımızın arasından. Oysa hepimiz kendi öykümüzün kahramanıydık hani.

Hani senin de kınalı ellerin olacaktı, uzun yolları küçük bir çocuğun heyecanına sarılarak yürüyecektin? Ne bileyim işte; hiç tanışmadığım kadının gidişine ağladıktan sonra unutacağım belki de tüm bunları ve sen hep göl kelimesini duyduğumda geleceksin aklıma zira birkaç güne kalmaz yüksek müziklerin, saçma ışıkların altında anımsanmayacaksın bile. İnsanoğlu bu Başak, okunmuş ve unutulmuş kitap gibi atılıyoruz bir kenara. Hatırlamak için ya birilerinin ölümüyle sarsılıyoruz ya da kendi ölümümüzü bekliyoruz; sürekli onarıyoruz hafızamızı;ne tuhaf!

Ve bu lanet sistem, elinden yaşama hakkını çaldı; belki tıbba inat anne olabilme heyecanını,gitmek istediğin sinemaları, okumak istediğin kitapları, görmek istediğin ülkeleri,sonraya sakladığın gülüşleri,ağlamaya duyduğun ihtiyacı; aşkı,
senden yaşlanabilme hakkını aldı.

Ne kötü şey yaşlanamamak Başak! Makas darbesiyle kesilen hayatın ölü kahramanı olmak ve bir-sıfır yenik başlamak bu kırıp dökücü yolculuğa; ne kahredici bir daha hiçbir şeyin başlangıcında olamamak.
Hiç ısınamadın değil mi bir daha? Bedenin gölün soğukluğunda üşürken bir de götürüp morga koyduklarında seni o zaman ruhun ağladı mı Başak? Yine duyulmadı mı hıçkırıkların? 
Biliyorum; bu yazının da noktası konulduğunda ölüm haberinin üzerine onlarca haber sıralanmaya başladığında,unutulacak olmanın o zalim gerçeğiyle beni de affetmeyeceksin!
Zaman geçecek, peydahlanıp duracak yeni gün doğumları; sustuklarını duyan kimse olmayacak,kırılmaz bir sabırla hatırlanmadıkça gidişin, ziyan edilmiş bir mücadelede belki de yalnızca gözlerindeki mana kalacak.
Açık bir yarayım” dediğini duyar gibiyim. Başak,bizi bağışla!

http://t24.com.tr/haber/istanbulda-trans-kadinin-olu-bedeni-golde-bulundu,365097 



İsmail, yokluğu bilmezdi, başkasının yokluğuna tanıklık etmeyi severdi, cigarası bile afiliydi, bir giydiğini bir daha giymezdi. Ulan! kalorifer bile vardı evlerinde üşümezdi, kış aylarını çok sevdiğini söylerdi, durmadan patavatsızlığına cila çekerdi. Bir de utanmadan en iyi arkadaşımsın derdi kömür taşımaktan kapkara olmuş ellerimi tutarak ama diğer arkadaşlarına yüzümü bile göstermezdi. Arada bir sevişirdik İsmail’le; kemerimden pantolonumu ayırır, alemden saklı kalsın der ve yine fiyakasını atardı arkasından dolap çeviren zengin piçlerine. Akıllanmazdım Süheyl, yine sığınırdım gölgesine.
“Baban öldükten sonra mı?” diye sorduğu şey, fakirliğimizdi. Yani, sanki aile ekonomisi birinin yokluğuyla çöküyormuş gibi dalga geçermişçesine bakardı yüzüme. Ama ne de güzel bakardı be, içimi koyar ateşe yakardı.
Süheyl, bir bakkal Refik vardı; bizi görünce, veresiye defterine dokunmaktan korkardı. Elimiz boş kalırdı da acımazdı. Kardeşim İbrahim, hep söz verirdi kendi kendine “biraz param olsun, bu bakkalı içindekilerle satın alacağım” diye, hayaller güzeldi de İsmail bir başkaydı. Teni başıma vururdu; ne zaman çağırsa, o zaman giderdim yanına. Hiç unutmuyorum: on beş yaşımdayım yine bir gece surlara doğru ilerlemişim ve artık rakıdan içmişim, bulmuşum onu birlikte olmuşuz sonra birkaç kişiyi daha çağırmış haydut. Biri ellerimi arkadan tutmuş, diğeri defalarca içimi kanatmış durmuş.
Tecavüze uğramışım, haberim yok.
Olmaz olur mu Süheyl?
Bakamadım kimsenin yüzüne, annem yalnızca undan yemekler yapmaya çalışırken sobanın üzerinde yakıp durdum avuçlarımı...
Susmak çok zordu Süheyl. Zengin olmak kadar zor!
Gittim yanına, tuttum yanaklarını “beni yıka anne” dedim -ki yoktu şampuanımız, uzun zamandır yoktu- ucuz deterjanlarla yıkadı saçlarımı, bedenimi lifledi -keşke kazısaydı diye geçirdim içimden.

Yıllar geçti, büyüdük tabi. Annem zatürreye yenildi, İbrahim, yanlış arkadaş kurbanı olup kafa yapıcı şeyleri kullanmaya başladı. Kaç gece sürüye sürüye çekip aldım onu köprü altlarından. Üşümüş bedenine kaç gece sarıldım ısıtmak için.
Bir gün İsmail çıktı karşıma, geçmişte yaşanılan o tecavüz sahnelerini unuttuğunu gösterircesine dalga geçer gibi baktı yüzüme ve “nasılsın?” diye sordu. İnanabiliyor musun Süheyl? Onca şey hiç yaşanmamış da surların orada mutluluktan şarkılar söylemişim, bıraktığı yerden devam ediyormuşum gibi hayata, o aptalca soruyla dikildi karşımda. “Sen bizim dünyamızı bilmezsin İsmail. Kardeşini köprü altında, o soğuk kış kabusunda kaybetmiş insanım ben. Öldü o, donarak öldü” dedim. Yüzündeki samimiyetsiz ifade yerini gözyaşına bıraktığında bile affedemedim onu.

Seni daha da eskilere götüreyim, yani 70'li yıllara: televizyona muhtaç olduğumuz
 senelerden biri... Babam nasıl parayı denkleştirip aldıysa ikinci eli getirip koydu boş sehpamıza ve ben ilk defa o akşam gördüm annemin sevinçten ağladığını.

Pek tabi yüzümüzde yatılı misafir olmayı sevmeyen neşe ifadesi, “bana olan borcunuzu ödemeyip bu makineye nasıl para verirsiniz?” diyen dayımın bir evladiyelik gibi koruduğumuz televizyonumuzu sokağın ortasına çıkarıp, balta darbesiyle parçalamasıyla, çekip gitti gözbebeğimizin içinden ve tenimizden.
Şimdi diyorsun ki bir tek benim göğsümde mi huzurlusun?
Galiba!


Bir varmışla başlayamam...Hep bir yokmuş vardı bende...İtilip /kakılan...piç misali...Çok şey vardı bir yokmuş/larımda..Saf saf aldanışlarım....İnanışlarım...Bilir ama bilmez davranışlarım...
Sınırsız yürek kanamalarım...Kaburgalarımla birlikte ufalanan yürek parçalarım...Adımladığım her yerde bıraktığım onlar...Tek tek bana dönüyorlar...Her kapım çalındıkça ('ben geldim /yüreğin) deyip te eksilen yerlerine oturuyorlar...
Tam/lanır mı? Tamam/lanır mı? 

İnş/allah
Katı Parfüm Nasıl Kullanılır?

Katı parfüm nedir hiç duyan var mı? Krem gibi bileklerinize sürerek kullanabileceğiniz katı parfümü Rengin Şahin'den duydum ben de.

Çek Cumhuriyeti’nde yaşadığım bir dönemde Rossman mağazalarında denk geldiğim fakat Çekçe bilmediğim için tam olarak anlamadığım için alamadıktan sonra Çek bir arkadaşımın yardımı ile tanıştığım bir üründü; katı parfüm. Evet yanlış duymadınız, parfüm ve katı. Burada sıfat isim uyumsuzluğu varmış gibi görünse de bu kombinasyon bir şahane ! Öncelikle benim gibi en sevdiğim parfüm şişesi acaba çantamda yanlışlıkla zarar görecek mi diye düşünmüyorum. Uçağa binerken güvenlik kontrolünden rahatça geçebiliyorum. Tene kolayca nüfuz eden bu katı parfümsayesinde sıvı parfümler gibi leke korkusu da yaşanmıyor. Benim için bu kadar sebep kullanmaya başlamam için yeterli bile !
Yazının tamamı Rengin Şahin Tesettür Blog da yayında: http://renginsahin.com/kati-parfum/ 
Chrome İçin Resim Önizleme Eklentisi: Hover Zoom
Birçok websitesinde resimlerin büyük halini görmek için bir kez daha tıklamamız gerekebiliyor, bir sayfa daha geziyoruz, yeni bir sekme daha açıyoruz o resmi görebilmek için. Fakat bu tahmin etmediğimiz kadar fazla vaktimizi alabiliyor.

4-5 yıl önce friendfeed'deki fotoğrafların görüntülenme sorunu yüzünden kullanmış olduğum "resim önizleme" eklentisi bu konuda oldukça pratiklik sağlıyor. Resimlerin linklerine tıklamadan üzerine gidiyorsunuz ve resmin önizlemesi açılıyor.

Son zamanlada özellikle Facebook'ta paylaşılan gif resimler bu sayede tıklamadan açılıyor, yeni bir sayfa açmanıza gerek kalmıyor İşte uzantı adresi:
https://chrome.google.com/webstore/detail/hover-zoom/nonjdcjchghhkdoolnlbekcfllmednbl

Eklentiyi benim gibi bol bol sörf yapanlara tavsiye ederim.
Son yazdığım konu da ilginizi çekebilir: dijital pazarlama nedir
Eklentinin önizleme videosu:
Doğrudan pazarlama, ansiklopedik tanımlarda kaybolduğumuzda, geleneksel kitle iletişim araçlarını kullanmadan, direkt tüketiciye ulaştığımız tüm iletişim biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Enstrümanları ise;
  • Satış noktasında pazarlama 
  • Sahada pazarlama
  • İnteraktif pazarlama
  • Veri tabanına dayalı pazarlama 
  • Etkinlik pazarlamasıdır.

              +Toplam= Dijital Pazarlama 
            Tüketiciye ulaştığımız tüm bu noktalarda bizim için önemli olan ilk şey veri ve müşteri algısında edinmek istediğimiz yer olabilir. Yaptığımız bütün pazarlama çalışmalarımızın amacı karlılık ve satışlara etki etmek olsa bile, doğru anlaşılmak ve algılarda doğru yer almak markamızın yaşam boyu değerini etkilemektedir.

            Tüm bu pazarlama yolları, ulaşmak istediğimiz hedef müşterinin yapısına göre önemini korumakta. Fakat "dijital pazarlama" bu enstrümanların her birine doğrudan etki ederek hepsini içine aldı ve bir değişimi gerçekleştirdi. 

            Satış noktasında pazarlama ile başlarsak, satış ofisleri, mağazalar ve asıl ilk mahalle pazarı aklımıza gelebilir. İkizlere takke ile başlayan serüven mağaza da mutluluğumuz için artı 6 taksitlere dönüştüğünde bir şekilde veri de dijital de çoktan hayatımızda yerini almıştı. Şimdi dijital egemenliğini virtual realty (sanal gerçeklik) ve daha basit olarak mağaza vitrin ve uygulamalarında göstermekte. Geçtiğimiz yıllarda Boyner'in yaptığı gibi mağaza içi müşteri deneyimini artıran, eş zamanlı sosyal medya ile etkileşim kurabilen çalışmalar dijitalin bu noktadaki etkisi açısından güzel örneklerden. Dijital  müşteri deneyim tasarımı ve interaktif pazarlamanın bize sağladığı avantajlar müşteri kazanımı maliyetlerimizi ilk başta artırır gibi gözükürken, tüketicinin direkt duygularına hitap ederek sosyal medya ile etkileşimini organik olarak arttırarak hizmet yada ürünümüzü daha az maliyetle geniş kitlelere ulaşmasını sağlamakta. Hatırlayamayanlar Boyner'in aşağıdaki videosunu izleyebilir.



  


Sahada pazarlamayı düşünürsek elimizde canavar gibi eğitilmiş, ağzı laf yapan, janti lüks araçlar ile donattığımız satış ekiplerimiz ile her şeylerini bildiğimizi düşündüğümüz müşteri portföylerimiz var. Peki o müşteriyi nasıl buldunuz? O sizi nasıl buldu? Günümüzde tüketicinin artık  bir ürünü veya hizmeti satın alma kararını internette verdiğini unutmayalım. Siz müşterinin ihtiyaçlarını sizden önceki sipariş ve datalarını izlerken, müşterinizde sizi gözetliyor. İnternette bıraktığınız olumlu izler onu size çekerken, ürettiğiniz değer onun için bir anlam taşıyorsa satış kendiliğinden gerçekleşebiliyor. Ayrıca iyi bir satışçı, bireysel olarak, bugün müşterisinin ihtiyaç ve ilgilerine bu şekilde ulaşabilir ve buna göre bir strateji kurabilir.

            İnteraktif pazarlama ve veri tabanına dayalı
 pazarlama da doğrudan pazarlama enstrümanları olarak bir bütünü oluştururken dijital pazarlanın da en etkin ve ölçülebilir kısmını oluşturuyor. Mobil kampanyaların, SEO, Adwords kampanyalarımızın bütün stratejisini Google Analytics yardımıyla  müşteri hakkında edindiğimiz veriler sayesinde oluşturuyoruz. Eğer elinizdeki veri size müşteri hakkında doğru yönelimi veriyorsa, affiliate marketing yöntemlerini kullanarak Google ile tüketiciyi kendi mağazanıza çekebilirsiniz. Bunun en basit örneği olarak; Google da son aramalarınıza eş değer ürünlerin gezdiğiniz diğer sitelerde banner reklamları şeklinde karşınıza çıkması gösterilebilir.  Mesela siz sadece şiir okuyacak yada sevgilinize romantik bir akşam hazırlayacaktınız ama kendinizi bir anda D&R' dan müzik kulaklığı satın alırken bulmuş olabilirsiniz. E-Mail pazarlaması yaparken de tüketiciye  ürünü nasıl sunacağımızı yine elimizdeki verileri anlamlandırılarak belirleriz. Basitçe, daha önce geri dönüş alamadığınız bir mailingin başlığında spam yapmadan bir kişiselleştirme ya da duygusal iletişim ile, mailinginizin geri dönüşlerini artırabilirsiniz.

            Etkinlik Pazarlaması, konserler, eğlenceli road showlar, interaktif oyunlar, sıcak bir ilgi ve yaptığımız ürün aktiviteleri ile, tüketiciyi tam yolunun üstündeyken yakaladığımız ve ona fiziksel olarak dokunup arkadaş olduğumuz, bazen kanunların izin vermemesi yüzünden gerilla pazarlama çalışmaları ile tüketiciyi şaşırtıp etkilediğimiz bağımsız yöntem. İlk bakışta dijital pazarlama ile bağımsız gibi görünen bu enstrüman, aslında, etkinlik içeriğindeki dijital oyunlar, tüketicinin konserde yapmış olduğu ilk yer bildirimi, sahne önünden çekmiş olduğu selfie ile anında dijital platformun içinde yer alır ve kendiliğinden dijital pazarlamanın içeriğini oluştur. Ayrıca konser benzeri tüm etkinliklerimizin ilk duyuru ve reklamlarını da zaten dijital platformlar üzerinden gerçekleştiririz.

            Bütün bu doğrudan pazarlama metotlarının artık dijitalleşmesi ve verinin öneminin her zamankinden daha fazla olması nedeniyle ' 3D Pazarlama' olarak belirttiğim olgu yani    bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü saydığımız bütün çalışmalar sadece eğlendirme veya sadece direkt satış hedefli olsa ve bunu da iyi rakamlar ile başarsa dahi, hemen ardından duygusal iletişim ve değer gelmekte. Müşterinizi kazanmak için harcadığınız bütün bu emek, onunla duygusal olarak sürdüreceğiniz ilişki süresince, sosyal CRM ile üreteceğiniz değerle de markanızın yaşam boyu değerini belirleyici olacaktır. En güzel somut örnek, Apple'ın Iphone kullanıcıları ile kurduğu ilişki sayılabilir. Kazandığı tüketiciyi güvenliği doğrulanmamış uygulamalara Appstore da yer vermeyerek, Icloud ile veriye ulaşım kolaylığı ve veri güvenliği sağlayarak müşterileriyle duygusal bir bağ kurmuş, yetinmemiş  tasarımı çeşitlendirerek  giyilebilir teknolojiler kavramının içini doldurup  bir  teknoloji moda ikonu imajı yaratarak tüketicisinin gözünde değer kazanmıştır.

https://3.bp.blogspot.com/-Wh0KVtiE530/V8At6CS-9vI/AAAAAAAAC9U/bQHDHMRbSz8hzHNB61e4k3gL9xhNFI14ACLcB/s1600/parmagikesmek.jpg


İnsanımız doğrunun peşinde değil; kendi doğrusunu kabul ettirmenin peşinde dörtnala koşuyor… Bakıyoruz medya da, özellikle sosyal medya denen fecebok ve twiter paylaşım sitelerinde kandırılmışlar edebiyatı almış başını gidiyor.

Kimilerinin derdi üzüm yemek değil; bağcı dövmektir. Mesela bizi savaşın içine çekmek için bilinçli yapılan sınır dışından gelen saldırılara cevap vermezsin. Korkak diye eleştirirler. Günü ve zamanı gelir, uluslar arası kurallar gereği haklı duruma geçtiğinde cevap verirsin. ‘Ne lüzum vardı? Suriye de siviller de ölüyor’ derler. O vatan hainlerini ve emperyalist uşaklarını; vatansever Türk milleti artık ettiği tek cümleden, kimin avukatı olduklarını anlıyor.
Yılan; çoğu zaman yavrumuz postuna bürünmüş şekilde hep koynumuzdadır. Uzaktakine ve karşımızdakine karşı önlem alması; koynumuzdakine oranla çok daha kolaydır. Ülke olarak en çok da canımızı, koynumuzdakilerin sokması acıtır. Nabi de sevgiliye hitaben bu durumu şöyle ifade ediyor:
‘Hayâlinden gelir gam hâtıra cânâneden gelmez
Sitem hep âşnâlardan gelir bîgâneden gelmez.’Nâbî

Açıklaması; ‘Gönlüme gelen gam sevgilinin hayalinden gelir, kendisinden gelmez. Eziyet hep dostlardan gelir, yabancıdan gelmez.’
Kandırılmak için birileri söylediğinin aksini yapması lazım. Kandıran kişi söylediğinin aksini, söylediğinin aksini yaparsa; ancak o zaman kandırıldığımız ortaya çıkar. Yoksa kimsenin alnında yalancı diye yazmaz. Yalancı, düzenbaz, gizli emelleri var diye yazmaz. Yanlış yapan, kandıran bedelini öder. Yalancının mumu ise en fazla yatsıya kadar yanar.

Ne yaparlarsa (yaparsanız) yapsınlar, biz Allahın dininin müdavimleri ve vatanseverler olarak yapılması gerekenleri dikkatli ve hesaplı bir şekilde yerinde ve zamanında yaparsak zafer bizimdir. Çünkü göklerden gelen ulvi bir karar vardır. O kararı ve sonucu görmeden şeytanın ve askerlerinin başarısından emin olmalarını anlamakta zorlanıyorum...

Bazen yalan söyleyenin yalanını bilirsin ama buna halkı da inandırmak zorundasındır. Hele ki devlette; halka yani aziz millete yalanın yalan olduğunu, yanlışın yanlış olduğunu göstermek için bilgin yokmuş gibi yapman gerekebilir. Mesela 11 Eylül saldırısı olmasaydı; Afganistan’a saldırı için ABD dünyayı ikna etmekte zorlanırdı. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını mecliste engellemeye kalkmasalardı, cumhurbaşkanını halkın seçmesi referandumu kabul görmeyebilirdi.
Bazen yalan söyleyenin yalanını bilirsin ama buna halkı da inandırmak zorundasındır. Hele ki devlette halka yalanın yalan olduğunu, yanlışın yanlış olduğunu göstermek için bilgin yokmuş gibi davranman gerekebilir.
28 Şubat döneminde rengini ve ışığını göstermişti ‘başörtüsü teferruattır’ diyerek, 2010 yılında yaşanan mavi Marmara gemi olayında şak diye ortaya attılar. Gezi parkı eylemlerine verdikleri destek ile ve 17-25 Aralık kumpasıyla saldırıya geçtiler. Ancak reisin katıldığı her toplantı da, her cemiyette paralel yapı tehlikesini ve önlem alınması gerektiğini dile getirmesine rağmen, kamuoyunda Kırmızı Kitap olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne birinci ve öncelikli tehdit olarak aldırmasına rağmen en yakınlarını bile ikna edememişti. Ülke olarak hakikati görmek için darbe girişini ve masum canların katledilmesini beklemeden görmek gerekirdi.
‘Kandırılmışlar’ edebiyatı yapanlardan hangisi bu gerçeği gördü. Paralel yapı uyarısı yapan ve o yapıyla mücadeleyi milli siyaset belgesine aldıran reise kandırılma edebiyatını dillendirenlerin hangisi kabul etti. Ben sadece Tayyip Erdoğan her şeyi paralele bağlıyor eleştirilerini hatırlıyorum.
Kandırılma edebiyatı muhalefetin bir yere kadar başvurabileceği ve yönetimi eleştirebileceği bir olabilir. Ancak şu durumda 15 Temmuz girişiminden sonra oluşan birlik ruhunun bozulmaması için, kandırılma edebiyatını yapanlara hiçbir şey kazandırmayacağı söylemleri ve eleştirileri bırakarak Yenikapı mitinginde oluşan millet birlikteliğini ayakta tutacak söylem ve eylemler geliştirmek gerekiyor. Eleştirmek ve insanları başarısızlıkla yaftalamak çok kolaydır. Ama unutmamak gerekir ki; her söylenenle, her yapılanla kandırılan ve söylendiği başarısız olan hiçbir yönetim üst üste onlarca seçimi oylarını artırarak kazanamaz. Birileri koyun dese de, halk geleceği göremeyen çobanlar dese de; yüreğinde ihanet hırsı ve mandacılık hırsı taşımayan sağduyulu Türk milleti asla basiretsiz değildir.
Bu tür söylemlerle insanların arasındaki farklı düşünceleri; siyasi, ırki, mezhebi yönden ayrılıkları ve farklılıkları derinleştirici, düşmanlığı körükleyici söylemlerden ve paylaşımlardan uzak durulmadır. Sokaklarımız yurt dışından gelen, ya da bizden olduğu halde, dışarıda özel olarak kışkırtma, kargaşa ve iç savaşa doğru halkımızı yönlendirmek için yetiştirilerek bizden gibi görünüp birliğimize dinamit sıkmak için yerleştirilmiş ajanlarla doludur.
Zaten amacı bu olan farklı terör örgütlerinin eylemlerini bahane ederek bizi provoke etmeye çalışan birilerinin galeyana getirmesine ve oynanan oyuna alet olmamaya dikkat etmeliyiz. İnsanları bu şekilde kışkırtmak için, provoke etme girişiminde bulunanları tespit etmeli, emniyet güçlerine teslim etmeliyiz. Ya da en azından ihbar etmeliyiz.
Millet olarak kendimize güvenme, cesarete gelme, saklanma taktiğinden savunmaya geçerek emin adımlar geleceğe yürüme zamanıdır.  Kin ve düşmanlık, gibi duygulara bizi sürmek isteyen Siyonist uşakların oyunlarının uykusundan uyanma zamanıdır. Küçük siyasi ve şahsi menfaatlerden çok toplum çıkarlarını ve ülke çıkarlarını düşünme zamanıdır. Birlikte; hoşgörü, sevgi, hak-hukuk çerçevesinde haklara saygılı olma zamanıdır.

Birlik ve beraberliğimizi koruyalım. Farklılıklarımızla güçlü birlikteliğimizi sağlam tutalım. Farklılıklarımız zenginliğimiz olmaya devam etsin. O zaman Türk halkını ve Türk milletini kimse tutamaz. Bunu bildikleri için parçalara ve kamplara ayırma hevesinde iç ve dış düşmanlar. Bu tuzağa dikkat edelim
.
Bin yıllık sevgi ve hoşgörü mazisi olan; yaratılanı yaratandan ötürü seven biz Müslümanlara yakışmayacak söylem ve eylemlerden kaçınalım.
Feyzullah Kırca




https://3.bp.blogspot.com/-TEaSRmNryRA/V5YGAS0TBcI/AAAAAAAAC8Y/BOyA8f7bpw4ov1-21y_Bssvz_q03cW2iACLcB/s1600/Resimli%2B%25C5%259Eiirim-189.jpg

MİNNETLE ANIYORUZ-2 (Duraksız 17 Hece)

Din diye çıktılar yola; ne din bıraktılar ne töre
Hizmet deyip uydular, körü körüne ağlak bir köre
Vurdular silahsız halkımı, hunharca göz göre göre
Aziz şühedamızı rahmet ve minnetle anıyorum…

Koltuk değnekleriyle ölümü görerek koşar hacım
Tank’ı durdurup, kurşuna kendini siper eder bacım
Saldırılan vatansa mevzu; ben de şahadete açım
Aziz şühedamızı rahmet ve minnetle anıyorum…
Türk’e ihaneti gördük mü, fırtına olup eseriz
Vatan için; dünyanın şah damarını bulup, keseriz.
Zalimler karşısında diz çökmeyen ölümlü beşeriz
Aziz şühedamızı rahmet ve minnetle anıyorum…
Bu şuurlu imanla, daha çok ihanete set çeker.
Milletimin külüne üflesen altından iman çıkar
Darbe dedin mi; alnında fırtınalar, şimşekler çakar.
Aziz şühedamızı rahmet ve minnetle anıyorum…
Hedefleri bugündü kırk yıl önce özenle seçtiler
Farz namazı gizleyip, haram olan içkiyi içtiler
Masum halkı tank ve topla acımadan ezip geçtiler
Aziz şühedamızı rahmet ve minnetle anıyorum…
Feyzullah Kırca
| Copyright © 2013 | erk2015 | BİRMİLYONKALEM