KARADENİZ’İN UZUN SAÇLI HIRÇIN ÇOCUĞU


Sanatçı vardır bir de kendini sanatçı sananlar vardır. Tıpkı ülkemizdeki aydınlar ve aydıncıklar gibi. Gerçi her gerçek sanatçı aynı zamanda gerçek bir aydındır. Aydın ve sanatçı ayrımını yapmak onun için pek doğru olmaz. Biz ayırmaya kalksak bile diyalektiğe ters düşer.

Aydın kişi aydınlanan kişi demektir. Ve bu aydınlanmayı da, yaşadığı toplumu için tüm gücüyle harcayan kişidir. Aydın olmanın ilk şartı kişinin kültürel olarak birikimli olmasıdır. Çünkü aydın kişi toplumun kaderini belirleyen insandır, egemenlere karşı yoksul insanların sesidir, sözcüsüdür, beynidir. Dünyada birçok devrim aydınların katkısı olmasaydı gerçekleşmezdi. Çünkü aydınların halkı, sömürücü sisteme karşı örgütleme gibi misyonu vardır. Aydın insan yoksul halkın, kültürünü almalı ve onu bilince çıkarmalı, ve kendi yaşadığı toplumun düşünce yapısına asla ters davranışlarda bulunmamalı. Aydın insan toplumu ileriye doğru götürmek için çalışmalar yapmalı ve insanlara doğru yolu göstermeli.

Aydın olmak çok zorlu bir yolda ilerlemek demektir. Emperyalizmin yoz kültürünü içselleştiren aydınlar daima yaşadıkları toplumu felaketlere götürmüşlerdir.

Aydın insan konuşan, yazan ve üreten insandır, o; yol gösterir savaşır ve savaştırır.
İşte Kazım Koyuncu da gerçek sanatçılardan bir tanesiydi. Ölene kadar çok az insanın tanıdığı ama öldükten sonra kanallarında adını bile vermeyen ulusal kanalların birçoğu, ölümünden hemen sonra hayatı ile ilgili programlar yapmaya ve genç yaşında ölmesinin ne kadar üzücü bir durum olarak vermekle kalmayıp cenazesini bile canlı olarak verdi.

Kazım Koyuncu’nun ölümüne bakıldığında sıradan bir kansere yakalanma ve tedavisinin başarılı olamadığı gibi bir vaka olarak görülebilir. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Eski SSCB ve yeni Rusya’nın Çernobil faciasından sonra radyasyondan en çok zararı bizim ülkemizin Karadeniz Bölgesi gördü. Ama bunu bir tek göremeyen o dönemin iktidar partisi oldu. Üstelik Karadeniz’in ve Karadeniz insanının hemen hemen tek geçim kaynağı olan çayların üstünden politika yapmaya başladılar. Dönemin Bakanı Cahit Aral basın toplantısı yapıp tüm Türkiye’nin önünde çay içip işlenecek olan cinayetlerin ilk tetiğini çekti.

O günden sonra zaten ülkemizde bir gelenek oluştu. Kime herhangi bir madde hakkında eleştiri yapılsa hemen televizyonlara çıkılıp “benim yoğurdum ekşi değil” anlayışı ile ya su içiyor, ya et yiyor ya da tavuk yiyor. Ama sonuçta ayvayı yiyen yine yoksul halk oluyor. Çünkü onları yiyenler sadece bir kereliğine yiyorlar ama halk günde en az üç öğün tüketiyor.

İşte Kazım Koyuncu da bu cinayetlere kurban giden insanlardan sadece bir tanesidir. Bugün Çernobil faciası yüzünden hemen hemen Karadeniz’in her evinde en az bir kişi bu cinayetlere kurban gitmiştir ve her evde mutlaka bir kanserli hasta vardır. Aradan onca yıl geçmesine rağmen iki sene öncesine kadar hala Karadeniz bölgesinde bir onkoloji servisi bulunmuyordu. Bu zaman zarfında açılıp açılmadığını net olarak bilemiyorum.

Kazım Koyuncu hastalığında bile devrimci sanatçı duyarlılığını asla elinden bırakmamıştır. Gerek bireysel gerekse de örgütleyebildiği eylemlerle özelde Karadeniz halkına genelde de tüm Türkiye’ye mesajlarını vermeye çalıştı.

Kazım Koyuncu kurduğu gruplarla ve daha sonra bireysel olarak yaptığı besteler ve yazdığı sözler ile gerek Lazca gerekse de Türkçe seslenerek halka daima bir şeyler vermeye çalıştı. Çünkü o gerçek bir sanatçı idi. Etnik kökeni Laz olmasına rağmen bunu asla ön plana çıkarmamış ve Laz milliyetçiliği zaafına asla düşmemiştir.

Kazım Koyuncu kültürel birikimi ile toplumun kaderini belirleyen insan olmaya çalıştı her zaman. Egemenlere karşı yoksul insanların sesi, sözcüsü, beyni olmayı da ihmal etmedi. Devrimlerin, devrimci sanatçıların katkısı olmadan gerçekleşmeyeceğini bilince çıkartan ender insanlardan bir tanesiydi.

Kazım Koyuncu’ya göre; aydın insan, yoksul halkın kültürünü almalı ve onu bilince çıkarmalı ve kendi yaşadığı toplumun düşünce yapısına asla ters davranışlarda bulunmamalı. Aydın insan toplumu ileriye doğru götürmek için çalışmalar yapmalı ve insanlara doğru yolu göstermeliydi.

Kısacası bu ülkeden 25 Haziran 2005 yılında uzun saçlı hırçın mı hırçın bir Karadeniz çocuğu gelip geçti.

Ve giderken çok şey bırakarak gittiğinden emin olabilirsin uzun saçlı şair çocuk.

Yas tutmaya vaktimiz yok bizim, karalar bağlayarak Kazım Koyuncu gibi devrimci sanatçıların değerlerine sahip çıkamayız.

“YA HEP BERABER YA DA HİÇ BİRİMİZ KURTULUŞ YOK ÖYLE TEK BAŞINA”
Sanatçı vardır bir de kendini sanatçı sananlar vardır. Tıpkı ülkemizdeki aydınlar ve aydıncıklar gibi. Gerçi her gerçek sanatçı aynı zamanda gerçek bir aydındır. Aydın ve sanatçı ayrımını yapmak onun için pek doğru olmaz. Biz ayırmaya kalksak bile diyalektiğe ters düşer.

Aydın kişi aydınlanan kişi demektir. Ve bu aydınlanmayı da, yaşadığı toplumu için tüm gücüyle harcayan kişidir. Aydın olmanın ilk şartı kişinin kültürel olarak birikimli olmasıdır. Çünkü aydın kişi toplumun kaderini belirleyen insandır, egemenlere karşı yoksul insanların sesidir, sözcüsüdür, beynidir. Dünyada birçok devrim aydınların katkısı olmasaydı gerçekleşmezdi. Çünkü aydınların halkı, sömürücü sisteme karşı örgütleme gibi misyonu vardır. Aydın insan yoksul halkın, kültürünü almalı ve onu bilince çıkarmalı, ve kendi yaşadığı toplumun düşünce yapısına asla ters davranışlarda bulunmamalı. Aydın insan toplumu ileriye doğru götürmek için çalışmalar yapmalı ve insanlara doğru yolu göstermeli.

Aydın olmak çok zorlu bir yolda ilerlemek demektir. Emperyalizmin yoz kültürünü içselleştiren aydınlar daima yaşadıkları toplumu felaketlere götürmüşlerdir.

Aydın insan konuşan, yazan ve üreten insandır, o; yol gösterir savaşır ve savaştırır.
İşte Kazım Koyuncu da gerçek sanatçılardan bir tanesiydi. Ölene kadar çok az insanın tanıdığı ama öldükten sonra kanallarında adını bile vermeyen ulusal kanalların birçoğu, ölümünden hemen sonra hayatı ile ilgili programlar yapmaya ve genç yaşında ölmesinin ne kadar üzücü bir durum olarak vermekle kalmayıp cenazesini bile canlı olarak verdi.

Kazım Koyuncu’nun ölümüne bakıldığında sıradan bir kansere yakalanma ve tedavisinin başarılı olamadığı gibi bir vaka olarak görülebilir. Ama işin aslı hiç de öyle değil. Eski SSCB ve yeni Rusya’nın Çernobil faciasından sonra radyasyondan en çok zararı bizim ülkemizin Karadeniz Bölgesi gördü. Ama bunu bir tek göremeyen o dönemin iktidar partisi oldu. Üstelik Karadeniz’in ve Karadeniz insanının hemen hemen tek geçim kaynağı olan çayların üstünden politika yapmaya başladılar. Dönemin Bakanı Cahit Aral basın toplantısı yapıp tüm Türkiye’nin önünde çay içip işlenecek olan cinayetlerin ilk tetiğini çekti.

O günden sonra zaten ülkemizde bir gelenek oluştu. Kime herhangi bir madde hakkında eleştiri yapılsa hemen televizyonlara çıkılıp “benim yoğurdum ekşi değil” anlayışı ile ya su içiyor, ya et yiyor ya da tavuk yiyor. Ama sonuçta ayvayı yiyen yine yoksul halk oluyor. Çünkü onları yiyenler sadece bir kereliğine yiyorlar ama halk günde en az üç öğün tüketiyor.

İşte Kazım Koyuncu da bu cinayetlere kurban giden insanlardan sadece bir tanesidir. Bugün Çernobil faciası yüzünden hemen hemen Karadeniz’in her evinde en az bir kişi bu cinayetlere kurban gitmiştir ve her evde mutlaka bir kanserli hasta vardır. Aradan onca yıl geçmesine rağmen iki sene öncesine kadar hala Karadeniz bölgesinde bir onkoloji servisi bulunmuyordu. Bu zaman zarfında açılıp açılmadığını net olarak bilemiyorum.

Kazım Koyuncu hastalığında bile devrimci sanatçı duyarlılığını asla elinden bırakmamıştır. Gerek bireysel gerekse de örgütleyebildiği eylemlerle özelde Karadeniz halkına genelde de tüm Türkiye’ye mesajlarını vermeye çalıştı.

Kazım Koyuncu kurduğu gruplarla ve daha sonra bireysel olarak yaptığı besteler ve yazdığı sözler ile gerek Lazca gerekse de Türkçe seslenerek halka daima bir şeyler vermeye çalıştı. Çünkü o gerçek bir sanatçı idi. Etnik kökeni Laz olmasına rağmen bunu asla ön plana çıkarmamış ve Laz milliyetçiliği zaafına asla düşmemiştir.

Kazım Koyuncu kültürel birikimi ile toplumun kaderini belirleyen insan olmaya çalıştı her zaman. Egemenlere karşı yoksul insanların sesi, sözcüsü, beyni olmayı da ihmal etmedi. Devrimlerin, devrimci sanatçıların katkısı olmadan gerçekleşmeyeceğini bilince çıkartan ender insanlardan bir tanesiydi.

Kazım Koyuncu’ya göre; aydın insan, yoksul halkın kültürünü almalı ve onu bilince çıkarmalı ve kendi yaşadığı toplumun düşünce yapısına asla ters davranışlarda bulunmamalı. Aydın insan toplumu ileriye doğru götürmek için çalışmalar yapmalı ve insanlara doğru yolu göstermeliydi.

Kısacası bu ülkeden 25 Haziran 2005 yılında uzun saçlı hırçın mı hırçın bir Karadeniz çocuğu gelip geçti.

Ve giderken çok şey bırakarak gittiğinden emin olabilirsin uzun saçlı şair çocuk.

Yas tutmaya vaktimiz yok bizim, karalar bağlayarak Kazım Koyuncu gibi devrimci sanatçıların değerlerine sahip çıkamayız.

“YA HEP BERABER YA DA HİÇ BİRİMİZ KURTULUŞ YOK ÖYLE TEK BAŞINA”

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"