* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Son Beşik Saltanatı ve Yemek Savaşı..

Ailede sözünün geçmesini istiyorsan, ya en büyük çocuk olacaksın ya da en küçük çocuk.. Veya benim gibi en küçük olmana rağmen en büyük gibi davranıp bir taşla iki kuş vuracaksın..


Evin son beşiği olunca yapılacak yemekler önce bana soruluyor.. Eğer beğenmediğin bir yemek varsa ve illa ki yapılacaksa, bana da mutlaka farklı bir yemek yapılıyor.. Bu, evin son beşiği olmanın en büyük faydalarındandır.. Hele hele evin son beşiği olup bir de eve ekmek getirebilecek mali güce sahipsen, tüm bunların yanısıra bir de nazlı ve mızmız isen, gerektiğinde anneye duygu sömürüsü yaparak minik bir kedi gibi yanına sokulup "mırr mırr" diye başını annenin dertlere derman olan kucağına koyabiliyorsan; sen, bu evde, söz sahibi olan ter merciisin demektir..


Evin en küçüğü olduğum halde şımarıklığım sayesinde, evin en büyüğü gibi davranmayı o kadar güzel başarıyorum ki; bazen babam bile dile geliyor : "Anlamıyorum ki bu çocuğu.. Abisi ve ablaları bundan 20 yaş büyük ama bu hepsine söz geçirebiliyor.. Eşek oğlu eşek yakında babalık da yapmaya başlar.. "


Sağlığı ve mutluluğu daim olasıca annem, haftasonu akşam saatlerinde, ne yemek yapabileceği hakkında fikir sordu babama.. Babam, bir yemek söyledi ama söylediği yemek, benim "ilgimi çeken yemekler" listesinde değil.. Annem, arkasını dönüp yemeği hazırlamaya giderken, ben dile geldim : "Patates kızartması ve köfte, insana güç verip, akşam saatlerinin manevi duygusunu daha iyi hissetmeyi sağlarmış.. Bilimadamları ve camii hocaları böyle söylüyor.." Sonra başladık babamla "Senin dediğin olmaz, benim dediğim yapılsın" münakaşasına..


Yaklaşık on dakika kadar annem tartışmanın bitmesini ayakta bekledi.. Bazen babama "Tamam tamam haklısın, onu yapayım.." dedi, bazen bana hak vererek "Çocuk da haklı.." deyiverdi.. Yemek savaşını kazanmak için tüm kozlarımı kulanıyordum.. Önce rest çektim, sinirli hareketler yaptım ama gülmeye başlamam, çektiğim rest işe yaramadı.. Geriye bir tek duygu sömürüsü seçeneği kalmıştı.. Onu da en iyi ben yaptığımdan, başladım cümle kurmaya..


( Birkaç hafta önce, bilmem dünyanın hangi bölgesinde bir deprem olmuştu ve aklıma o geldi.. )


-- Geçen gün, Nokta Nokta ülkesinde deprem olmuştu.. Ne fena.. ! Ölümün kime, ne zaman geleceği hiç belli olmaz.. Bir de bakmışsın deprem olmuş ve evimiz yer ile yeksan olmuş.. Ben beton kalıpların altında kalıp Hakk'ın rahmetine kavuşuyorum.. Siz ise sapasağlam kurtuluyorsunuz.. Ağlıyorsunuz, sızlıyorsunuz; benim gibi mübarek bir evladı kaybettiğiniz için dövünüyorsunuz.. Son arzum geliyor aklınıza.. Sizden son isteğim olan patates kızartması ve köfte geliyor aklınıza.. Şimdi sorarım size ey benim candan öte canlarım; annem, babam, ablalarım..Sorarım size.. Beni kaybettiğiniz için hıçkıra hıçkıra ağlarken, son isteğimi yerine getiremediğiniz için kendinizi parçalayıp vicdan azabı çekmeyecek misiniz ? "Oğğğlummm oğğlummm bir patates kızartmasıın çok gördük sana.." diyerek dövünmeyecek misiniz.. ? Sen kalk ve patates kızartması ile köfte yap anne.. Amacım ileride sizi vicdan azabı çekmekten kurtarmaktır.. Kendim için birşey istemiyorum asla.. Sizin için anneciğim sizin için..


Akşam patates kızartması ve köfteye çatalı batırırken, "Yav niye hep bu it oğlu itin dediği oluyor?" diye söyleniyordu babam.. Gerçi kendisine de farklı bir yemek yapılmıştı ama yine de benim yemek savaşını kazandığımı biliyordu..



Afiyet olsun..

Bizi de Okusana ;) × +