* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Endonezya’daki altıncı gün “abla” grubu, olağanüstü Toraja bölgesinde gezerken bir sıra dışılığa tanık olur; kaya mezarlarında, az ötelerine, yukarıdan bir yılan düşer!


2 Ağustos 2014 Cumartesi 6:30’da uyanıp gece boyu ahşap duvar aralıklarından sızan, bilinmedik gece hayvanlarının, sesleriyle azıcık örselediği sisli sabahın tadını çıkarmak için erkenden balkona çıkan “abla”, kapı üzerinde yüksekte, ahşap, orijinal boyutlu bir manda başı ile süslü bir horoz figürünün altında bir süre, odanın tüm mobilyası gibi bambu kerevette oturur, derin sessizliği dinler.

Kahvaltıda, gün içinde görülecek tau tau’nun bir örneği; ahşap oyma bir karış boyunda, yaşlı bir erkekle kadın bilgece, açık büfenin meyve masasını gözetmekte.

Yola çıkılır; rehber “Altı günde bir açılan, halkın alışveriş ettiği pazarda, para üzeri veremeyeceklerinden Dolar geçmeyecek” der, cüzdanlara dikkat uyarısı yapar.

Köy merkezlerine kondurulmuş, manda, minare, işçi heykeli ya da Tongkonan evi gibi anıtlardan biri önünden geçerken bir gün önce rehbere “abla”nın sorduğu, “Mayalar’ınki gibi kehanetleri var mı?” sorusuna yerel rehber Matthew üzerinden –Peru’da da tanık olduğu gibi,- temkinli bir yanıt gelir: “Yazılı kaynak yok; kaya mezarları ve doğa içinde uyumla yaşıyorlar.”

Önce, tabelasında PASAR HEWAN BOLU yazılı, girişinde pembe üzerine siyah lekeli, su yeşili gözlü, burnu hızmalı Dünya güzeli albino bir mandanın övünçle sergilendiği hayvan pazarına gidilir. “Manda fiyatı 3.000 USD iken, albinolar, –alındaki tüylerin kıvırcıklığına göre değişen bedellerle- Ferrari fiyatına satılmakta. Genç mandalar çok pahalı değildir ama cenazelere pahalı olanlar, prestij amacıyla götürülür; yerli araba alabilecekken cip edinmek gibi.”

Önünde, üstü örtülü tezgâhlar yayılı bir dizi yapı, art arda Tongkonan evi çatısı ile süslü; tokyolu bir oğlan, dibine karton döşediği el arabasını “taksiii!” nidasıyla sürerek geçerken girilen pazarda, öbek öbek camgöbeği yeşil (ördek) yumurtalarından daha şaşırtıcı olan, bir travesti!

Ardına bağdaş kurmuş kadınların oturduğu sebze, meyve, kök ve ot yığınları arasında tanıdık olanlar azınlıkta; yayın da yapan müzik-film CD’leri satan tezgâhın yanında kahve; plastikler içinde %20 alkollü palmiye şarabı, meyve suları, benzin; dibinde, plastik her türlü gereç oyuncak satıcısı; beride deniz ürünleri, balık; ötede çerez yığınları… Fotoğraf konusunda hiç nazlanmadan, her biri kendi üretimini satarken, Dünyanın tüm renklerinde yiyecekler organik mi şüphesinden çok uzak; çatıdan sallanan kara naylon poşetlere konup neşeyle, uzanan ele verilmekte. Pazardan çıkan grup, SAMAN KIOSK tabelası altında, hayvan yemi çuvalları dolu dükkân önünden yürüyüp araca varır.

“Toraja’da turizm ‘90’larda başlamış… Cenaze törenleri, hasadın kaldırıldığı, yağmur mevsimi sonrası Temmuz-Ağustos aylarında, pazarın olmadığı günler, boks, boğa güreşleri, kurban törenleri ile günlerce sürer. Yüzlerce kişi hediye olarak, -rahmetlinin kalanları kollaması dileğiyle- sigara, şeker getirerek katılır.”

Grup pirinç tarlaları arasından geçen ince yolda ara sıra inip bolca fotoğraf çekerek yürürken, “abla” da, elinde defteri kalemi, kardeşlerine modellik eder. “Suyla dolu tarlada çalı gibi görünenler yeni ekilmiş pirinç, giderek yeşillenir, sonra da olgunlaşıp sararır, ardından demetler halinde biçilip çırpılır.” 

Yerel rehber Matthew aracılığıyla kurulan bağlantı sonucu, hediyelerin getirildiği ikinci aşamasına yetiştikleri bir cenaze töreni izlemek üzere incecik yağmurda çamurlu yokuştan tırmanıp, insanların oturduğu -bölgenin adı ile Toraja evi diye anılsa da, aslında birlikte oturma anlamına Tongkonan evleriyle- tören için geçici olarak oluşturulmuş köy alanına varan grup, direkler üzerinde, birkaç basamakla ayakkabılar çıkarılarak girilen verandalardan birine davet edilir; ilerleyen zamanda (orta gelirli aileye mensup) cenaze sahibi, merhumenin oğlu tarafından da ziyaret edilir.

Dikdörtgen alanın karşılıklı iki dar kenarından birinde, cenaze ailesinin tümü makyajlı genç kızları ile kız çocukların koyu mavi geleneksel giysiler ve yas gerdanlıklarıyla son derece süslü, oturdukları köşk; diğerinde ise alt katında, ses ekipmanıyla çevrili, gelen hediyeleri yüksek sesle anons eden adamın ve üst katında fotoğraflı bir tabutun bulunduğu iki katlı köşk yer almakta. Aşağıda önde, merhumeyi temsilen, siyah bol pantolon, -göğüste kalın beyaz iplik takılı çuvaldız saplı- siyah ceket üzerinde omuzlarda iki beyaz eldiven, konik geleneksel şapka altında vesikalık fotoğraftan büyütülmüş renkli fotokopi yapıştırılmış iri ahşap istavroz.

Bazı yerlerinde küçük kan gölleriyle meydanın ortasında, törenin son günü kesilmek üzere; bir ağaca bağlı at ile karaca dışında, ağırlıklı olarak bambulara ustalıkla bağlanmış, iki kişinin taşıdığı domuzlar; gelir gelmez anons edilerek, kameraman tarafından kaydedilirken yatırıldığı yerde bir genç tarafından renkli spray boya ile -hediye sahibi ailenin adını belirtir- harflerle işaretlenmekte. 

Turkuaz giysili bir grup kız, lokmaya benzer kızarmış hamur ile porselen şık fincanlarda çay ikram ederken, bir başka köyü temsilen yeni bir grup, hediye mandalar önde tören alanına girer: Önce, yaşlı, sonra daha genç, geleneksel konik şapkalı, siyah giysili, mücevherli, şallı şık kadınlar cenaze sahibi genç kız tarafından karşılanır; hediyeleri anons edilirken, hamaset tonlu konuşmalar eşliğinde, ritmik müzik eşliğinde tek sıra, son derece yavaş adımlarla alana girer, cenaze ailesinin köşküne yürürler. Ardından erkekler de yaşlılar önde gençler arkada, aynı tempoyla ulaştıkları köşkün üst katında sigara ve çay ikramıyla ağırlanır.

Alana son olarak dansçılar girer; bir kadın sesinin önde olduğu güzel müzikle genç erkeklerin oluşturduğu sık halka, horon başlangıcı/benzeri ritmle yerinde dalgalanırken sekiz kadın iki sıra halinde, kendileriyle aynı giysili bir adamın komutlarıyla öne arkaya dönüp, çöküp kalkarak, ellerinin tüm inceliği ve zarafetiyle şarkı söyler, dans ederler. Ardından köşkten çıkan erkeklere eklenir -sonra da kadınlar-, alanı terk ederler.

Yokuştan kaymamak için birbirine tutunarak inen grup araca biner Palawa Köyü’ne gider.

Tepelerine tekne konmuş gibi görünen, geçen zamanın yeşerttiği çatılar altında uzunlamasına yaşanan kat altında fareler çıkmasın diye cilalanmış sütunlarla yükseltilmiş önündeki küçük verandadan merdivenle yukarı çıkılan 25-30 Tongkonan evi, manda boynuzları dizili dar yüzleriyle küçük meydana ve birbirlerine bakmakta. Tümü geçmeli ahşap kütüklerle, bambu ile üretilen evlerin dış yüzeyleri geometrik şekiller, helezonlar, manda ve horoz motifleriyle süslü.

Eskiden evlerin önünde, manda boynuzları yanı sıra -ölenleri temsil eden ahşap kuklalar-tau tau yer alırken, Batılıların bunlara çok para vermesi üzerine çalınmaya başlayınca, artık tau tau evlerde saklanıyormuş. Büyük evler aile yaşamı için, küçükler ise pirinç kurutma amaçlı. Ellerinde torbaları, başlıklarıyla ahşap oyma yaşlı çift alışverişi sırasında -50.000 rupi- kardeşlerince fotoğraflanan “abla”, bir dizi çocuğun kuklalarla çevrelerini sarmalarına neden olur. El tezgâhında sarong dokuyan kadın, bebeğe bakan yaşlı adam, rengârenk sarongları gere gere dolaşan çocuklar da fotoğraflanır, köyden ayrılınır.

Rantepao’ya 10 km uzaklıkta, eski bir yerleşim yeri, kaya mezarlarının bulunduğu Lemo’ya varılırken, rehber anlatır: “Mezar soyguncuları yüzünden kaya mezarlarına ihtiyaç duyulmuş.” Toraja şeflerinden birinin, çok etkileyici aile mezarlığı; yekpare kayalar üzerine oyulup, definden sonra kulplu ahşap kapaklarla kapatılmış delikler; enlemesine, bir küpeşte ardından bakan, –en iyileri boyalı ve gözlük camına dek detaylı olan-  tau tau’nun sıralandığı birkaç kaya girintisi.

Güzel örneklerle dolu bir tau tau dükkânı geçilir, pirinç tarlası içinden araca dönülür.

Öğle yemeği için girilen lokantada, kaşıkların baş dışarıda kalacak şekilde giydirilmiş olması, peçetenin elbise biçiminde katlanışını merak edip öğrenen hanımları, bir zaman neşeyle oyalar.

Yola koyulan gruba anlatılan: “Ezan, başı sonu Arapça, ortası Endonezya dilinde, Hıristiyanlar ayinlerini Latince yapıyorlar… Çatıda horoz motifi ise, gün ağarmasının sembolü, Hıristiyanlık öncesi adak, bir de cennet-cehennem konusunu sembolize ediyor.” 

Ağaçlar arasından düzgün bir patikayla varılan yekpare blok üzerinde, 7. Kralın mezarı girişte, sonrakiler ise aile üyelerinin konulduğu, en eskisi 700 yıllık kaya mezarları; bazısı taş, ahşap tau tau’nun bakmakta olduğu balkonla arasında bir de, -Cumhuriyetle idare ediliyor olsalar da, saygıdan- kraliyet ailesinin yeni bir kaybını defnetmek üzere, açılmakta bir delik için kurulu iskele bulunmakta.

Demeye kalmadan yukarıdan, toz toprak arasında, çatırtıyla düşen, en az 2 m uzunluğunda bir yılan, geniş bir helezon çizer, az önce gruptan birilerinin altında dolandığı iskeleye çarpar, zıplar, havada dönerek indiği bitkiler arasında, hışırdayarak kaybolur!

Şaşırtıcı olayın konuşulduğu yolda, ışığın güzel düştüğü bir noktada pirinç tarlaları yeniden fotoğraflanır.

“Otel yönünde bir saat mesafede bir mezarlık daha göreceğiz” diyen rehber, anbean program bilgisi vermede gayet yetkin.

Dik bir çatlakta dikeylemesine, belli bir hiyerarşi gözetilerek oyulmuş kaya mezarları, çatlaklara bambular saplanıp yukarı ulaşılarak yapılmış. Bu kez tau tau bir loca içinde oturmakta. Bambu raflara manda, domuz, Tongkonan evi şekilli tabutlar dizili; bazı tabutlar uzun askılara bağlı bambu sırıklarda durmakta; daha sonra sıkıştırılmayı bekleyen bir kaç fotoğraflı tabut sıra sıra konmuşken bazıları dağılmış, içindekiler saçılmış durumda.

Sarp, dik merdivenlerle epeyce inilen meydancıkta, yanık fenerlerle, mağaraya girecekleri bekleyenler, alacakaranlıkta muhteşem bir görüntü yaratmakta. Daraşmalık mağara girişi geçilir; basılmaktan perdahlanmış, derin eğimler yapan zeminin yüksek koyaklarında kurukafalar ziyaretçileri gözlemekte. Yenice bir tabut üzerinde “Wafat” tarihi, çiçeklerle süslü bir yenisi; yarıya dek erimiş dağılmakta bir tabut içinde de, beline dek sargılar içinde, başı bantlı kurukafa çevresine sigara ve bozuk para saçılı.

Definlerin derinlere doğru devam ettiği mağara mezarlığının bulunduğu minik vadi, koyu yeşil akşam karanlığında, hafif yağış altında, fenerlerin gaz kokulu ışığında çok etkileyici.

Dönüş yolu üzerinde “abla”nın gözlemine göre; biri normal ev üzerinde, diğeri bir başka evde, girişin solu üzerinde asimetrik Tongkonan çatı, hafiflemiş de olsa geleneğin sürdürülmesindeki ısrarı göstermekte.

 

“Abla”nın gezi arkadaşının bol fotoğraflı izlenimleri:

http://gezix.blogspot.com.tr/

Tau tau görselleri:


Tongkonan evleri görselleri:

https://www.google.com.tr/search?q=tongkonan&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ei=50n_U5_LEqae7Ab4qIGIAQ&sqi=2&ved=0CB0QsAQ&biw=1138&bih=561

Palawa Köyü

Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +