* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

DUT AĞAÇLARI

çocukluğundan ona kalan dut ağaçlarının kokusuydu..

yırtık çoraplarının gölgesinde gizlenmiş yara izlerini saklarcasına, komşunun bahçesinden kaçırdığı eriklerle birlikte bir atlı ordusundan, kurtulmak istercesine koşuyordu..küçük yaşına rağmen çok erken büyümüştü çocuk..dilinde miladını unuttuğu şarkıları geveleyerek hiç bilmediği yollara doğru yol almak ve annesinin ter kokusuna gelmesini beklercesine, nefes nefese kalmak, yorulduğunu hissettiriyordu ona..
babasının kim olduğunu ve adının hangi harfle başladığını bilememek zayıf hafızasının diğer çocuklara nazaran her zaman bir adım daha geride olacağını sezdiriyordu yaşını unutan çocuğa..
şimdi aradan yıllar geçmiş ve hatırında kalan dut ağaçlarından birine sığınmıştı işte..ona sığıntı olduğunu hissettiren hayat, minik ayaklarının ve ellerinin büyümesine yol açmış fakat terlemesine izin vermemişti..hayat buna izin verseydi belki annesi onu bulur, hafızasıyla babasının adını hatırlamasına yardımcı olabilirdi ama olmadı..
bedeninden başka değişen hiçbir şey yoktu..çocukluğuyla birlikte değişmeyen bir ömür sürmeye alışması gerektiğini kendine kabullendirememiş biri olmak yıllarca işine gelmiş ama içinden çıkamamıştı..
oysa herşey dut ağaçlarıyla başlamıştı..arabeks filmlerdeki gibi yetimhanenin penceresinde beklenmemesi gereken insanları beklerken ilk kez o zaman ağladı..umut öyle önemli bir şeydi ki esir aldığı çocukları bırakmıyordu..o yetimhanede hangi çocuğa sorsanız hayattan tek beklentilerinin umut olduğunu söylerlerdi..sanki beklenecek başka bir şey yokmuş gibi..yemekhanedeki yemekler onların tercihine göre değişmez ve ne pişirilirse o yenirdi..işte bu yüzden hayatları boyunca hiç farklı tatlar arayışına girmeyeceklerdi..18 yaşından sonra kimisi tinerin geçici mutluluğunu yaşayacak, kimisi askerliğini bitirip iş telaşına girecekti..kızların ne olacağını düşünmek bile umut diye bir şeyin olmadığının deliliydi..
ona arkadaşları Oliver Twist adını takmışlardı..ona hitap eden tek kitap belki de buydu..kitap kahramanıyla bazı tarfları birbirine benziyordu..mesela yetimhanede dünya'ya gelmiş olması..
adını müdür koymasa bile, bir hademenin sarılıktan yitirdiği oğluna seslenir gibi, ona seslenmesi hoşuna gidiyordu..11 yaşını atlatalı 2 yıl olmasına rağmen bay Sowerbery gibi cenaze işleriyle uğraşan bir adama evlatlık verilecek kadar önemsenmeyen bir çocuk olduğunun farkındaydı..zaten Oliver'a gerçekten benziyorsa o böyle bir adamın yanında mutlu olamaz ve evden kaçardı..sonrası hırsızlık çetesine üye olmak ve her önüne gelene hayat hikayesini anlatmak olurdu..
romanın sonundaki gibi asil bir sülaleden gelmek ve bir mirasa konmak onun için saçmalıktan öteye gidemezdi..çünkü yetimhanede mutlu sonla biten hikayeler anlatılmaz, çocuklar sadece şarkılara eşlik ederlerdi..
oysa herşey dut ağaçlarıyla başladı..hayata dört elle tutunmak gerektiğini dutları elindeki tiner poşetine boşaltıp satabileceğini düşündüğünde anladı..Oliver kadar şanslı olamazdı belki ama dutlarla para kazanıp gelecek nesillerdeki Oliver'lara yardım elini uzatabilirdi...


dünyadaki mutlu son'ları bekleyen çocukları düşünüp,gelin bu hikayenin sonunu siz yazın..


Bizi de Okusana ;) × +