Burada bahsi geçen şirket, “AKP” müşteri ise “halk”dır.

Başbakan, referandum için “evet” oyu isterken ağladı…

Bu durumun siyasi yönü bir yana tarihten birkaç satır aklıma geldi. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum…

Eğri oturup doğru konuşmak lazım…

Çok değil biraz geriye baktığımızda dinciler, yani dini siyasete alet etmeye çalışan “zatlar” kamplarda Cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni ile yönetilen bir düzen getirmek için eğitim görmüyorlar mıydı?
Bunları yapan örgütlere, AKP milletvekillerinin bir çoğu “zamanında” bağlı değil miydi?

Zamanında diyorum çünkü: “12 Eylül’de yaşananlarda zamanında olan, devletin hiçbir zaman unutmaması gerektiği, burada yaşananlardan ders alıp bir daha yapmamak için çok uğraşması gereken olaylar bütünüdür.”

Bu örgütler, Cumhuriyetin asıl bekçilerini, Atatürkçülerini, solcularını, sağcılarını (hoş belirli dönemlerde bu bahsettiğim örgütler, sağcılarla da iş birliği yapmışlardır ama bu tüm sağcılar için aynı durum olduğu anlamına gelmez) yok etmek, onlara zarar vermek için ellerinden geleni yapmadılar mı?

Şimdi ne oldu da “AKP” birden bire “zamanında bağlı olduğu örgütünün” yok etmeye çalıştığı yada yok ettiği Cumhuriyetçileri ağlayarak anmaya başladı?

Yoksa bu hareket, AKP’nin söylemiş olduğu “eğer hayır çıkarsa erken seçime gideriz” in korkusu hem de, dikta yönetimi için bir adım olmazsa bu diyarları terk ederim. Bu yüzden çok duygusalım. Ağlıyorum... un bir göstergesi mi?

Yok canım…

Bana öyle geliyor…

Benim anlamadığım bir konu var…

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, 'Evet Sayın Bahçeli, biz faşizmi sizin kadar iyi bilmeyiz. Çünkü faşizm ile bir ilişkimiz, bir bağlantımız yok. Siz ne olur şunu bir anlatın, faşizmin özelliklerini bir açıklayın da biz de sizin nasıl bir zihniyete sahip olduğunuzu daha iyi anlayalım. Çünkü siz, hem teorisyenisiniz, hem bu işin pratisyenisiniz' dedi.

Dün bu söylemlerde bulunun Başbakan, bugün ise grup toplantısında şu beyanatlarda bulunmuştur: “12 Eylülcüler kendi ifadeleriyle asılan bir solcuyla denge kurmak için bir de sağcı idam etmek istediler. Adalı'dan sadece birkaç saat sonra yine 22 yaşında bir genç Mustafa Pehlivanoğlu darağacına gitti. Ailesi infazdan 3 gün sonra ziyarete geldiğinde idam edildiğini öğrendiler. Geriye şu satırlar kaldı:

Sevgili anneciğim, babacığım, Sizler beni bu yaşa kadar yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin evladı olarak Cenab-ı Hakkın ve onun resülünün yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Ben de kardeşim Haydar gibi Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer cezam varsa suçumu çekmeye hazırım. Bir yanlış varsa idam edenler Allah'ından bulsunlar. Hakkım varsa hepinize helal olsun, siz de helal edin."

Bu tezatlık niye?

Tamam doğru burada MHP’ye laf atılıyor. Mustafa’ya değil… Ama Mustafa MHP’li değil miydi?



İşin bu boyutunun yanında bir de başka boyutu var:

Bu referandum olmasaydı eğer hiç aklına gelmeyecek miydi AKP’nin aklına darbeler? …

Ancak gerçek Cumhuriyetçiler hiçbir zaman unutmadılar bunu…

Yiğidi öldür hakkını yeme…

Her ne kadar rol olsa da solcusunu ve sağcısını kazanmak için çok güzel halkla ilişkiler yapıyor başbakan…

Bilmeyenler için halkla ilişkilerin tanımını yapıp sonlandırıyorum yazımı izninizle…

Hakla ilişkiler: Bir şirketin, var olan ve olası müşterileriyle ilişkilerini geliştirmeye ve şirket hakkında olumlu izlenimler oluşturmaya yönelik gerçekleştirilen etkinliklerin tümü.*

Burada bahsi geçen şirket, “AKP” müşteri ise “halk”dır.

Tanımları koyup bir daha okuyun… “Hak verdiniz mi?”

* http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=halkla+ili%FEkiler&ayn=tam

VOLKAN KAHYALAR Başbakan, referandum için “evet” oyu isterken ağladı…

Bu durumun siyasi yönü bir yana tarihten birkaç satır aklıma geldi. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum…

Eğri oturup doğru konuşmak lazım…

Çok değil biraz geriye baktığımızda dinciler, yani dini siyasete alet etmeye çalışan “zatlar” kamplarda Cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni ile yönetilen bir düzen getirmek için eğitim görmüyorlar mıydı?
Bunları yapan örgütlere, AKP milletvekillerinin bir çoğu “zamanında” bağlı değil miydi?

Zamanında diyorum çünkü: “12 Eylül’de yaşananlarda zamanında olan, devletin hiçbir zaman unutmaması gerektiği, burada yaşananlardan ders alıp bir daha yapmamak için çok uğraşması gereken olaylar bütünüdür.”

Bu örgütler, Cumhuriyetin asıl bekçilerini, Atatürkçülerini, solcularını, sağcılarını (hoş belirli dönemlerde bu bahsettiğim örgütler, sağcılarla da iş birliği yapmışlardır ama bu tüm sağcılar için aynı durum olduğu anlamına gelmez) yok etmek, onlara zarar vermek için ellerinden geleni yapmadılar mı?

Şimdi ne oldu da “AKP” birden bire “zamanında bağlı olduğu örgütünün” yok etmeye çalıştığı yada yok ettiği Cumhuriyetçileri ağlayarak anmaya başladı?

Yoksa bu hareket, AKP’nin söylemiş olduğu “eğer hayır çıkarsa erken seçime gideriz” in korkusu hem de, dikta yönetimi için bir adım olmazsa bu diyarları terk ederim. Bu yüzden çok duygusalım. Ağlıyorum... un bir göstergesi mi?

Yok canım…

Bana öyle geliyor…

Benim anlamadığım bir konu var…

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, 'Evet Sayın Bahçeli, biz faşizmi sizin kadar iyi bilmeyiz. Çünkü faşizm ile bir ilişkimiz, bir bağlantımız yok. Siz ne olur şunu bir anlatın, faşizmin özelliklerini bir açıklayın da biz de sizin nasıl bir zihniyete sahip olduğunuzu daha iyi anlayalım. Çünkü siz, hem teorisyenisiniz, hem bu işin pratisyenisiniz' dedi.

Dün bu söylemlerde bulunun Başbakan, bugün ise grup toplantısında şu beyanatlarda bulunmuştur: “12 Eylülcüler kendi ifadeleriyle asılan bir solcuyla denge kurmak için bir de sağcı idam etmek istediler. Adalı'dan sadece birkaç saat sonra yine 22 yaşında bir genç Mustafa Pehlivanoğlu darağacına gitti. Ailesi infazdan 3 gün sonra ziyarete geldiğinde idam edildiğini öğrendiler. Geriye şu satırlar kaldı:

Sevgili anneciğim, babacığım, Sizler beni bu yaşa kadar yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin evladı olarak Cenab-ı Hakkın ve onun resülünün yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Ben de kardeşim Haydar gibi Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer cezam varsa suçumu çekmeye hazırım. Bir yanlış varsa idam edenler Allah'ından bulsunlar. Hakkım varsa hepinize helal olsun, siz de helal edin."

Bu tezatlık niye?

Tamam doğru burada MHP’ye laf atılıyor. Mustafa’ya değil… Ama Mustafa MHP’li değil miydi?



İşin bu boyutunun yanında bir de başka boyutu var:

Bu referandum olmasaydı eğer hiç aklına gelmeyecek miydi AKP’nin aklına darbeler? …

Ancak gerçek Cumhuriyetçiler hiçbir zaman unutmadılar bunu…

Yiğidi öldür hakkını yeme…

Her ne kadar rol olsa da solcusunu ve sağcısını kazanmak için çok güzel halkla ilişkiler yapıyor başbakan…

Bilmeyenler için halkla ilişkilerin tanımını yapıp sonlandırıyorum yazımı izninizle…

Hakla ilişkiler: Bir şirketin, var olan ve olası müşterileriyle ilişkilerini geliştirmeye ve şirket hakkında olumlu izlenimler oluşturmaya yönelik gerçekleştirilen etkinliklerin tümü.*

Burada bahsi geçen şirket, “AKP” müşteri ise “halk”dır.

Tanımları koyup bir daha okuyun… “Hak verdiniz mi?”

* http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=halkla+ili%FEkiler&ayn=tam

VOLKAN KAHYALAR

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"