* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

bu yüzden "hayır!"

Neden hayır?

Bu yazıyı bir hukukçu “olmayarak” yazmayayım dedim ama yeter artık! Hukukçu olan olmayan herkes referandum hakkında yorum yapıyor. Bırakın hukukçu olmayı, hukuktan anlamayanlar bile yorum yapıyorlar.

Ben mi? Ben ise, hukukla az buçuk ilgilenen birisiyim… Bu yüzden bir Kemalist olarak kendime görev ediniyorum: “Neden hayır” denilmeli?

Şimdi size madde madde bunu açıklayacağım…

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53 üncü maddesinin kenar başlığı “A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı" şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.
Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir."

Memurluğun özelleştirilmesi konusu mevcut iken bu maddenin olması bile saçma… ( ki yeri gelmişken söyleyeyim bu iktidar ne kadar tartışılırsa tartışılsın istediğini istediği gibi yapıyor. Ve elde kalan sadece esas tartışılması gereken ancak tartışılmayan, önüne geçilebilecek ancak bu hareketten dolayı yapılamayan konular kalıyor)

Özelleştirmelerden sonra “tekel işçilerine yapılanlar ortadadır.” Kaldı ki her devlet dairesi liberal sistem ile iktidara yük olarak görünüyor.

“4-C ‘ye geçen işçiler bile” daha sonra güvence altına alınması gerekirken ona bile güvence verilmemiştir. İstenilen işçi istenildiği an çıkarılmıştır. Yani özelleştirme olsa da olmasa da güvence altında olunmayacak! Bu yüzden “hayır!”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69 uncu maddesinin üçüncü, dördüncü, yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı fıkrasının sonuna “Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez." cümlesi eklenmiş, dokuzuncu fıkrasındaki “beş yıl" ibaresi “üç yıl" şeklinde değiştirilmiş, dokuzuncu fıkrasındaki “temelli" sözcükleri, onuncu fıkrasındaki “temelli olarak" ibaresi ile beşinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

“Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır. Sayıştayca siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Sayıştayın bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her bir siyasî partinin beşer üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanının başkanlığında oluşturulacak Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava, Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. Komisyonun bu kararı, yargı denetimi dışındadır. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamaz. Siyasî parti gruplarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde izin konusunda görüşme yapılamaz ve karar alınamaz."
“Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkraya göre kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olup tek başına dava konusu kılınamaz."
Bu madde, mecliste çoğunluğu elinde bulunduran iktidar, hem gücünü hukuki açıdan sağlayıp partinin kapanmasını engelleyecek hem de Sayıştay da adamları mevcut olmasının avantajlarını kullanacaktır.

İktidar bu anayasa taslağı kabul edildiği zaman bununla da yetinmeyip aynı madde de şunları belirtmiştir: “ Mali yönden bağımsız olacağım, istediğim parayı istediğim şekilde hesabıma “resmi olarak” geçirebileceğim yani kara paranın bile hesabı soramayacaksınız!” Bu yüzden “Hayır!”

Bu maddenin söylevler hakkında ki fıkrası düpedüz meclis içinde milletvekillerinin dokunulmazlığına dokunulmazlık katan bir maddedir. Çünkü açıkça “meclis içinde istenilen söylenebilir.” Denilmiştir!

Bunun yanında kapatmada yasaklanan siyasilerin 5 yıldan 3 yıla indiriliyor. Yani düpedüz biz kapatılırsak daha çabuk dönüş yapalım denilmiştir! Bunda ne var demeyin? Çünkü Anayasa mahkemesi her hangi bir sebep göstermeksizin bir partiyi kapatmaz! Bizim gibi demokrasinin yerleşmemiş olduğu bir ülkede “demokrasi demokrasi” diye rejim değişikliğine gitmek isteyen kişileri engellemek için bu madde çok önemlidir! Bu yüzden “Hayır!”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Önceki maddede olduğu gibi bu madde de düpedüz parti kapatma ortadan kaldırılmak istenilmektedir. Aslında demokrasi için çok iyi bir durum olan bu durum, bizim ülkemize işbirlikçi partiler geldiği sürece çok kötüdür. İktidarın, AB + ABD + NATO ile iş birliği yaptığı düşünüldüğünde…. Bu yüzden “Hayır!”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır." cümlesi eklenmiş, dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz."

Bu madde de açık ve net olarak şöyle denilmiştir: “ Yüksek askeri şuraya kendi adamlarımızı yerleştireceğiz böylece askerlikte ki kilit isimleri ortadan kaldıracağız” Ki görüyoruz “Ergenekon iddianamesi ile üç yıldan beri “tutuklu” olan ancak neden “tutuklu olduğunu bilmeyen” askerleri… “Bu yüzden “Hayır!”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."

Bu madde açık ve net bir biçimde Askeri yargının ortadan kaldırılması için bir adımdır. Bu madde de bir önceki madde gibi askeri “Ergenekondan içeri atarım” mantığını getirmektedir. Çünkü unutulmamalıdır ki “Ergenekon iddianamesi” bir sivil mahkemedir. Eğer askeri mahkeme olursa,iktidarın düşüncesindeki asker bir çok kişi yargılanacakken bu madde ile yargılanması ortadan kalacak. Bununla da kalmıyor bu madde, aynı zamanda istediği askeri istediği şekilde içeri koymak için elinden geleni yapacağını gösteriyor. Ki bunun en yakın örneğini komutan Dursun Çiçek ile gördük. Askeri mahkeme davayı temize götürürken sivil mahkeme hükümlü olmasına karar veriyor. Bu yüzden “Hayır!”

“MADDE 146. - Anayasa Mahkemesi ondokuz üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üçer aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; beş üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından; iki üyeyi ise yüksek öğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve üç daire başkanı seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar."

Bilindiği gibi “Anayasa mahkemesinin” görevleri arasında kilit noktalar vardır. Cumhuriyeti koruyan yegane taşlardan bir tanesidir Anayasa mahkemesi… Bu maddeyi anlamak için onun görevlerini iyi bir biçimde bilmemiz gerekmektedir. Bunlar:

- Yasaların Anayasaya Uygunluğu Denetimi
- Yüce Divan
- Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması
- Partilerin Kapatılması
- Partilerin Mali Denetiminin yapılması
- Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Başkan ve başkanvekilini seçmek

Görüldüğü gibi Anayasa mahkemesinin görevleri arasında kilit noktalar vardır. Bu kilit noktaları rejimi değiştirmek isteyen iktidarın yok etmesi gerekmektedir. İşte bu yüzden getirilmek istenen sistem ile Anayasa mahkemesi ele geçirilmek istenmektedir. Bu yüzden “Hayır!”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."
Diğer maddelerden de anlaşıldığı üzere hazırlanan taslakta bir madde birkaç madde ile desteklenmiştir. Bu Anayasa hazırlamanın gereğidir. İşte bu yüzden rejime yönelik olan bu anayasa taslağı askeri mahkemenin kaldırılması anlamına gelen bu maddeyi bir kere daha eklemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

İktidarın sürekli olarak bu maddeyi kullanması dikkat çekicidir. Ancak bu maddeyi anlamak için bir alıntı yapmak istiyorum : “Hulki Cevizoğlu’un Unutkanlık bölgelerinin işgali adlı köşe yazısından : “ Bakınız, 12 Eylül referandumu için “12 Eylülcülerden hesap soracağız! 12 Eylül darbe anayasasına hayır” diye bas bar bağıran AKP İktidarının Adalet Bakanı ne demiş?
TRT 1 televizyonundaki “Enine Boyuna” adlı programda gazeteciler sormuşlar:
“12 Eylül’ü yapanlar, yargılanabilecek mi?”
Sadullah Ergin yanıtlıyor:
“Şu anda yargılanacaklar ya da yargılanmayacaklar demek mümkün değil. Yargıda 2+2=4 demek değildir!”
Bir başka gazeteci benzer soruyu tekrar soruyor.
Adalet Bakanı, “Mağdurlar başvuru yapabilirler. Mahkeme karar verecek!”
Oysa, bakan çok iyi bilmesine rağmen bu konuda 30 yıllık bir zaman aşımı süresi var ve bu da referandumun yapılacağı 12 Eylül 2010’da doluyor. Yani, 13 Eylül’den itibaren hiç kimse, Kenan Evrenlere dava bile açamaz!.. Bu yüzden “Hayır!”

GEÇİCİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, birer üye, Sayıştay Genel Kurulunun ve baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Sayıştay Genel Kurulunda, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Cumhurbaşkanı, yükseköğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından iki üyeyi seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa şikâyetine ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren anayasa şikâyeti başvuruları kabul edilir.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

Sayıştay hakkında Madde 69’da belirtmiş olduğum duruma burada açıkça “evet öyledir” denilmiştir.

GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir.

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri
Taslak sayfa : 8 / 9
arasından seçeceği Kurul üyesini, bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, valilik, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer.

b) Anayasa Mahkemesi, bir asıl ve bir yedek üyeyi Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer. Mahkeme Başkanı bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye adaylık başvurularını ilân eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar başvurularını yaparlar. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Mahkeme, adaylar arasından bir asıl ve bir yedek üyeyi seçer.

c) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adli yargı hâkim ve savcıları arasından, adli yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun gözetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurularını ilân eder. İlân tarihinden itibaren üç gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir, sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun gözetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır. Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur. Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulalarını kendisi bastırabileceği gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hâkim ve savcıları arasından, idari yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun gözetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun gözetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev
Taslak sayfa : 9 / 9
yapan idari yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (b), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtaydan gelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler sırayla göreve başlarlar.

Bu madde uyarınca seçilen üyelerin göreve başlamasını müteakip yapılacak ilk Kurul toplantısında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Danıştaydan gelen asıl ve yedek üyelerinden ad çekme suretiyle belirlenen bir asıl vebir yedek üyesinin görevi sona erer. Kalan asıl ve yedek üye ise seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar görevlerine devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (ç) bendi uyarınca seçilenler göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (c) ve (ç) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü ve dördüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (b), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, 30000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul şeklinde çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.
ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür. Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır.

Bu madde de ise adalet sistemini rektör atamaların da eğitimi bozdukları gibi bozmaya çalışacaklarını göstermektedir.

Genel bir yorum yapmak gerekirse eğer, bu anayasa taslağına baktığımızda açık ve net bir biçimde “dikta yönetimini resmi hale getirmek istiyoruz” denildiği görülmektedir. Bunun için adaleti, gelir kaynaklarını “resmi olarak” kullanabileceklerini de görüyoruz. Sadece bunlarla da bitmiyor. Aynı zamanda seçimlerden önce dokunulmazlığı kaldıracağını iddia ederlerken şimdi ise meclis içinde dokunulmazlığı daha da derinleştireceğini göstermektedir bu anayasa taslağı… Eğer bu taslağa “evet” derseniz emin olun o zaman bir 12 eylül daha yaşarız! Bu aşikardır. Bu yüzden 12 eylül’de 12 eylül’e Hayır! Diyelim…

Bunu dedim diye sakın yanlış anlaşılmasın “sen darbeye karşı değil misin?” denilmesin. Benim düşüncemi Ahmet Hakan’ın İmkansız mı? Adlı köşe yazısından alıntı çok iyi açıklıyor. Son olarak onu paylaşıp yazımı bitiriyorum:

İmkânsız mı?


* Hem darbelere, hukuk dışı girişimlere, çetelere sonuna kadar karşı olmak, hem de Silivri Cezaevi'ndekilerin hukuklarına sonuna kadar sahip çıkmak imkânsız mı?
* Hem 12 Eylül Anayasası'nın değişmesini istemek, hem de yargıya egemen olmak maksadıyla yapılan Anayasa değişiklerini kuşkuyla karşılamak imkânsız mı?

* Hem CHP'nin ideolojik duruşuna itiraz etmek, hem de bu duruşu hafiften esnetmeye çalışan lidere destek vermek imkânsız mı?

* Hem laikliğin değişmez bir ilke olarak korunması konusunda titiz olmak, hem de dini sembol-lerin kullanılmasının özgür olma-sını savunmak imkânsız mı?

* Hem hükümet yanlısı yayın organlarında yazıp çiziyor olmak, hem de biraz olsun hakkaniyetli davranmak imkânsız mı?

* Hem hükümete karşı bir duruş sergilemek, hem de hükümetin yaptığı bazı güzel uygulamalara destek çıkmak imkânsız mı?

* Hem terörün son bulması için çaba sarf etmek, hem de Kürt halkıyla empati kurarak “ne istiyorlar?” sorusuna yanıt bulmak imkânsız mı?
VOLKAN KAHYALAR

Bizi de Okusana ;) × +