"Abla" dörtlüsü üçüncü gün, eski Portekiz sömürgesi Macau Adası'na gider.

14 Temmuz 2013 Pazar sabahı, Wan tarafından neşeyle "good luck!" dilekleriyle uğurlandıktan sonra, deniz otobüsü görünümlü tekneye pasaport kontrolüyle alınan az sayıda katılımcı ile "abla" grubu, bir saatlik yola koyulur; ilk iş yine giriş için, bir adet form doldurmak. Hava kapalı, ısı 30 derece, nem %78.
 
"Portekiz sömürgesi Macau bir yarımada, karşısındaki Taipa ve Coloane adlı iki ada birleştirilip yarımadaya eklenmiş" diye anlatır rehber, "Cizvitler 1550'lerde burada bir misyonerlik üssü kuruyorlar. 1887'de yönetimi Portekizlilere bırakan Çin burayı 1999'da geri alıyor. Formula 3 yarışları yapılır, küçük sanayi, eğlence, turizm, kumar ile geçinirler. %95'i Budist 500.000 kişi yaşar."
 
Katılımcılar, gökdelenlerle Portekiz yapılarını bir arada gören kalenin, çepeçevre toplarla süslü taraçasında rehbere kulak verirler: "Yüksek yapılar rüzgârı keser, insanlar yüksek binaların korumasında olmaktan hoşlanırlar. Altı şirket kumarhaneler yapmaya başladığında -altın ışıklar saçarak parlayan otel-kumarhaneyi gösterip- Stanley Ho, Grand Lisboa otelini yaparak sempati kazanmış" Macau'nun, el uzatılsa değecek yakınlıkta üç sınır komşusunun da fotoğraflandığı mola sonrası grup yeniden yola koyulur.
 
1560 tarihli St. Paul Kilisesi: Geçirdiği üç yangının sonuncusu (1830) ardından yenilenmeyip -kırk yıl önce "abla"ya, okumaya geldiği İstanbul'un sonu gibi gelen Mecidiyeköy'e bir durak kala, Taşıtlar Dairesi durağını uzun süre işgal eden bina cephesini hatırlatan- ön cephesiyle bir tür anıta dönüşmüş kilise, arkadaki ufak tapınak ile, geçmişte uyum içinde yaşanıldığının kanıtı. Geniş merdivenlerdeki fotoğraf faslı sonrası, Senato Caddesi boyunca yol alırken rastlanılan ve coşkuyla selamlaşılan Maraş Dondurmacısı'nı geçen grup, tümüyle Portekiz etkisinde, şırıl şırıl tertemiz, serin havuzlu Senato Meydanı'na varır. Zamanında mahkeme, hapishane işlevi görmüş, görmüş geçirmiş binalardan biri Santa Casa, şimdilerde yoksullara yardım amacıyla kullanılmakta. Ahalinin ağaçların gölgesine sığınıp soluklandığı parkın, dalga dalga açıklı koyulu parke taş zemini, yer yer madalyonlar içinde önemli binaların resimleriyle işli.
 
Çevresi gökdelenlerle çevrili minik bir alanda, buralara ilk ayak basan Portekizli Jorge Alvarez'in heykelini geçen grup öğle yemeği için arabalarına yönelirler.
 
Otobüsle yol alınırken gözlenenler: Bungee jumping yapılan, 338 m.lik  Macau Kulesi; Portekizlilerin hediyesi, kucağında küçük bir köpekle lotus üzerinde altın renkli zarif kadın heykeli; tepede alçakgönüllü bir Katolik Kilisesi; koyağa yüksekten bakan pembe boyalı vali konağı, yanı başında Portekiz tarzı verandalı binada Portekiz Elçiliği...
 
Rehber, Ocak ve Şubat'ın serin mevsim olduğunu söylerken grup, denizcilerin, balıkçıların koruyucusu Budist A-Ma Tapınağı'na ulaşır. Üç ayrı bölümü zaman içinde büyütülen tapınağın hemen her bölümünün tavanından, isimlerini yazdıkları kocalarının denizden sağ salim dönmesi için, balıkçı karılarının tutuşturduğu, uzun süre dayanan konik formlu spiral tütsüler salınmakta. Sedef kakma bağış kutuları önüne dizili, yassı dilek/fal çubukları dolu teneke kutular dua ederken ritmik biçimde sallanır, içinden fırlayan çubuktaki yazı, kişinin o günkü falı olur. İçindeki suya para atılmış dilek çanakları, bir yanda asılı büyük bir gonk; "abla"nın kuzeni, önündekileri gözler ve onlar gibi, merkezindeki ellenmekten parlamış yarım küreyi ovalar, sonra kumaş kaplı bir tokmakla vurarak duru bir tonlama yaratır. Ağırlıklı altın varak ve kırmızı, çiçek resimleri ile yazıların cephelerini süslediği bir çok fotoğraf noktasını değerlendiren grup tapınaktaki geziyi tamamlar, arabaya yönelir.
 
Portekiz ile Çinlilerin uyumunu anlatan granit anıt geride kalır, asma köprüyle Taipa Adası'na geçilir. Bir yanda hipodrom, karşısında oteller ve şaşaalı casinolar, ötesi Çin sınırı. Trafik sıkışık; sürücüsü kulağı cep telefonunda açık spor arabanın yanı sıra motosikletler, taksiler ve otobüsler dolusu kumarhane müşterisi. Yol kenarında ilan panosunda bir kaç çocuk ve bir köpek "Macau'yu temiz tutalım!" demekte.
 
Önüne yanaşılan Venetian Macau, otel, alışveriş merkezi, kumarhane barındıran çok geniş cepheli binalar dizisi. Grup kendileri gibi, -ağırlıklı kumarhane müşterisi- turistlerin düzenli olarak içeri alındığı gösterişli kapıların birinden içeri girer, buluşma saati ve noktası -başka türlü birbirini bulmanın mümkünü yok!- belirlenir, dağılır.
 
Düzenli, kurallı (sigara içmenin cezası 600 HK$), serin değil soğuk iç mekan, kalabalık; "abla" dörtlüsünün çepeçevre balkonlardan gözleyip, ardından yürüyen merdiven başında kontrol edildikten sonra inip gezindiği kumarhane kısmı, göz alıcı avizelerin şıkır şıkır aydınlattığı, kalabalığı, gürültüyü emen dekoruyla akla zarar genişlikte bir yer. "Abla" dörtlüsünün tarafsız gözlemci olarak incelediği mekan az sonra terkedilir; grup bir üst kata, tavanı doğala yakın akşamüstü ışıklı, yukarıdan bakan evlerin otel olarak kullanıldığı Venedik dekorunda alışveriş, kısmına ulaşırlar. Venedik'i ziyaret etmemiş olan "abla"ya karşın dörtlüde, dekorun aslına yakın olduğuna şahitlik edenler vardır.
 
Macau'dan Hong Kong'a dönüşte, deniz otobüsünden inen -Çin'in bir diğer özerk bölgesinden ayrılıyor olmanın gereği, binerken olduğu gibi yine- pasaportlarıyla bankolar önüne dizilen yorgun grup, farkında olmadan form doldurulan bir başka bankoyu kapatır. Durumu gören kadın görevli, kuyruğu bir yerinden kırar ve yeniden düzenler. Bu, katılımcılardan birinin, başına yakın olduğu kuyruğun ucuna düşmesine ve bir öfke krizine kapılmasına neden olur. Gösterdiği sert tepkinin, biraz da, -"bunlar zaten ordu gibi" dediği, bir manga kadar bile etmeyen- "abla" grubu "kadınlarının", önüne geçmesinden kaynaklandığı sezilen bağrış çağrış arasında, "abla"nın arkadaşından gelen, "eee, buyur, sen öne geç!" önerisi, gergin grupta engellenemez bir kahkaha tufanı yaratır. Kahkahalar öyle uzun ve içtendir ki, hakarete uğramış görevlileri bile sarar, olayın olası sonuçlarını yumuşakça örter.
 
"Abla" daha sonra olayı değerlendirirken mizahın, kahkahanın bin yıllardır kanıtlana gelmiş gücü önünde saygıyla eğilir, -ezoteriklerin İndigo devrimi diye adlandırdığı- Gezi Park'ı eylemini hatırlatmadan geçmez.
 
Katılımcıları Hong Kong'da, iki günün ağır sıcağını affettirmek ister gibi, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur karşılar; ertesi sabah çok erken kalkılıp Tayland'a gidileceğinden odalarına çekilip hazırlanan "abla" dörtlüsünün üç üyesi, yıldırımların yardığı geceyi sohbetle uykuya ekler.
 
 
"Abla"nın, gezi programlarının sıkı takipçisi kuzeninden ek:
"Macau Adası'ndaki kule Dünya'nın en yüksek 10. kulesi..."
 
 
Macau Adası görselleri:
 
Venetian görselleri:
14 Temmuz 2013 Pazar sabahı, Wan tarafından neşeyle "good luck!" dilekleriyle uğurlandıktan sonra, deniz otobüsü görünümlü tekneye pasaport kontrolüyle alınan az sayıda katılımcı ile "abla" grubu, bir saatlik yola koyulur; ilk iş yine giriş için, bir adet form doldurmak. Hava kapalı, ısı 30 derece, nem %78.
 
"Portekiz sömürgesi Macau bir yarımada, karşısındaki Taipa ve Coloane adlı iki ada birleştirilip yarımadaya eklenmiş" diye anlatır rehber, "Cizvitler 1550'lerde burada bir misyonerlik üssü kuruyorlar. 1887'de yönetimi Portekizlilere bırakan Çin burayı 1999'da geri alıyor. Formula 3 yarışları yapılır, küçük sanayi, eğlence, turizm, kumar ile geçinirler. %95'i Budist 500.000 kişi yaşar."
 
Katılımcılar, gökdelenlerle Portekiz yapılarını bir arada gören kalenin, çepeçevre toplarla süslü taraçasında rehbere kulak verirler: "Yüksek yapılar rüzgârı keser, insanlar yüksek binaların korumasında olmaktan hoşlanırlar. Altı şirket kumarhaneler yapmaya başladığında -altın ışıklar saçarak parlayan otel-kumarhaneyi gösterip- Stanley Ho, Grand Lisboa otelini yaparak sempati kazanmış" Macau'nun, el uzatılsa değecek yakınlıkta üç sınır komşusunun da fotoğraflandığı mola sonrası grup yeniden yola koyulur.
 
1560 tarihli St. Paul Kilisesi: Geçirdiği üç yangının sonuncusu (1830) ardından yenilenmeyip -kırk yıl önce "abla"ya, okumaya geldiği İstanbul'un sonu gibi gelen Mecidiyeköy'e bir durak kala, Taşıtlar Dairesi durağını uzun süre işgal eden bina cephesini hatırlatan- ön cephesiyle bir tür anıta dönüşmüş kilise, arkadaki ufak tapınak ile, geçmişte uyum içinde yaşanıldığının kanıtı. Geniş merdivenlerdeki fotoğraf faslı sonrası, Senato Caddesi boyunca yol alırken rastlanılan ve coşkuyla selamlaşılan Maraş Dondurmacısı'nı geçen grup, tümüyle Portekiz etkisinde, şırıl şırıl tertemiz, serin havuzlu Senato Meydanı'na varır. Zamanında mahkeme, hapishane işlevi görmüş, görmüş geçirmiş binalardan biri Santa Casa, şimdilerde yoksullara yardım amacıyla kullanılmakta. Ahalinin ağaçların gölgesine sığınıp soluklandığı parkın, dalga dalga açıklı koyulu parke taş zemini, yer yer madalyonlar içinde önemli binaların resimleriyle işli.
 
Çevresi gökdelenlerle çevrili minik bir alanda, buralara ilk ayak basan Portekizli Jorge Alvarez'in heykelini geçen grup öğle yemeği için arabalarına yönelirler.
 
Otobüsle yol alınırken gözlenenler: Bungee jumping yapılan, 338 m.lik  Macau Kulesi; Portekizlilerin hediyesi, kucağında küçük bir köpekle lotus üzerinde altın renkli zarif kadın heykeli; tepede alçakgönüllü bir Katolik Kilisesi; koyağa yüksekten bakan pembe boyalı vali konağı, yanı başında Portekiz tarzı verandalı binada Portekiz Elçiliği...
 
Rehber, Ocak ve Şubat'ın serin mevsim olduğunu söylerken grup, denizcilerin, balıkçıların koruyucusu Budist A-Ma Tapınağı'na ulaşır. Üç ayrı bölümü zaman içinde büyütülen tapınağın hemen her bölümünün tavanından, isimlerini yazdıkları kocalarının denizden sağ salim dönmesi için, balıkçı karılarının tutuşturduğu, uzun süre dayanan konik formlu spiral tütsüler salınmakta. Sedef kakma bağış kutuları önüne dizili, yassı dilek/fal çubukları dolu teneke kutular dua ederken ritmik biçimde sallanır, içinden fırlayan çubuktaki yazı, kişinin o günkü falı olur. İçindeki suya para atılmış dilek çanakları, bir yanda asılı büyük bir gonk; "abla"nın kuzeni, önündekileri gözler ve onlar gibi, merkezindeki ellenmekten parlamış yarım küreyi ovalar, sonra kumaş kaplı bir tokmakla vurarak duru bir tonlama yaratır. Ağırlıklı altın varak ve kırmızı, çiçek resimleri ile yazıların cephelerini süslediği bir çok fotoğraf noktasını değerlendiren grup tapınaktaki geziyi tamamlar, arabaya yönelir.
 
Portekiz ile Çinlilerin uyumunu anlatan granit anıt geride kalır, asma köprüyle Taipa Adası'na geçilir. Bir yanda hipodrom, karşısında oteller ve şaşaalı casinolar, ötesi Çin sınırı. Trafik sıkışık; sürücüsü kulağı cep telefonunda açık spor arabanın yanı sıra motosikletler, taksiler ve otobüsler dolusu kumarhane müşterisi. Yol kenarında ilan panosunda bir kaç çocuk ve bir köpek "Macau'yu temiz tutalım!" demekte.
 
Önüne yanaşılan Venetian Macau, otel, alışveriş merkezi, kumarhane barındıran çok geniş cepheli binalar dizisi. Grup kendileri gibi, -ağırlıklı kumarhane müşterisi- turistlerin düzenli olarak içeri alındığı gösterişli kapıların birinden içeri girer, buluşma saati ve noktası -başka türlü birbirini bulmanın mümkünü yok!- belirlenir, dağılır.
 
Düzenli, kurallı (sigara içmenin cezası 600 HK$), serin değil soğuk iç mekan, kalabalık; "abla" dörtlüsünün çepeçevre balkonlardan gözleyip, ardından yürüyen merdiven başında kontrol edildikten sonra inip gezindiği kumarhane kısmı, göz alıcı avizelerin şıkır şıkır aydınlattığı, kalabalığı, gürültüyü emen dekoruyla akla zarar genişlikte bir yer. "Abla" dörtlüsünün tarafsız gözlemci olarak incelediği mekan az sonra terkedilir; grup bir üst kata, tavanı doğala yakın akşamüstü ışıklı, yukarıdan bakan evlerin otel olarak kullanıldığı Venedik dekorunda alışveriş, kısmına ulaşırlar. Venedik'i ziyaret etmemiş olan "abla"ya karşın dörtlüde, dekorun aslına yakın olduğuna şahitlik edenler vardır.
 
Macau'dan Hong Kong'a dönüşte, deniz otobüsünden inen -Çin'in bir diğer özerk bölgesinden ayrılıyor olmanın gereği, binerken olduğu gibi yine- pasaportlarıyla bankolar önüne dizilen yorgun grup, farkında olmadan form doldurulan bir başka bankoyu kapatır. Durumu gören kadın görevli, kuyruğu bir yerinden kırar ve yeniden düzenler. Bu, katılımcılardan birinin, başına yakın olduğu kuyruğun ucuna düşmesine ve bir öfke krizine kapılmasına neden olur. Gösterdiği sert tepkinin, biraz da, -"bunlar zaten ordu gibi" dediği, bir manga kadar bile etmeyen- "abla" grubu "kadınlarının", önüne geçmesinden kaynaklandığı sezilen bağrış çağrış arasında, "abla"nın arkadaşından gelen, "eee, buyur, sen öne geç!" önerisi, gergin grupta engellenemez bir kahkaha tufanı yaratır. Kahkahalar öyle uzun ve içtendir ki, hakarete uğramış görevlileri bile sarar, olayın olası sonuçlarını yumuşakça örter.
 
"Abla" daha sonra olayı değerlendirirken mizahın, kahkahanın bin yıllardır kanıtlana gelmiş gücü önünde saygıyla eğilir, -ezoteriklerin İndigo devrimi diye adlandırdığı- Gezi Park'ı eylemini hatırlatmadan geçmez.
 
Katılımcıları Hong Kong'da, iki günün ağır sıcağını affettirmek ister gibi, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur karşılar; ertesi sabah çok erken kalkılıp Tayland'a gidileceğinden odalarına çekilip hazırlanan "abla" dörtlüsünün üç üyesi, yıldırımların yardığı geceyi sohbetle uykuya ekler.
 
 
"Abla"nın, gezi programlarının sıkı takipçisi kuzeninden ek:
"Macau Adası'ndaki kule Dünya'nın en yüksek 10. kulesi..."
 
 
Macau Adası görselleri:
 
Venetian görselleri:

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"