Altıncı Peru gününde “abla” grubu, Cuzco, Saqsaywaman, Q‘enko, Tambomachay ve Pucapucara’da.

2 Eylül 2011 Cuma sabahı, -uykuları, önceki gecelerde saat 3 civarı bölünen- “abla” ile ortanca sonunda uyum sağlar, 6:00’da şen şakrak bir kuşun az çığırtkan şakımasıyla uyanırlar. Gruba önceden verilen hava tahmininin tersine, hava açık.
3.400 m. rakımlı Cuzco’nun San Blas esnaf mahallesindeki otelin, bakımlı avlu çevresine, bir, iki, üç kat düzeninde dizili odalara tepeden bakan girişi, geleni, dibine yığılı bir kucak odunun çıtır çıtır yandığı soba ve sıcacık coca çayı ile karşılar. Bir kat altta, eski güzel binanın köşesi şömineli salonunda kahvaltı eden grup, kapı alınlıkları aile armalarıyla süslü eski evler önünden dar sokaklar boyunca inip, bindikleri minibüsle Cuzkenia Beer fabrikası önünden geçerken Melbin, içenlerin yorumlarına dayanarak Cuzco üretiminin yerel tahıllar dolayısıyla Lima’dan lezzetli bulunduğunu söyler.
“İlk ziyaretimizi Santa Domingo Manastırı içindeki Inca, Qorikancha Tapınağı’na yapacağız, tuhaf ama bu tüm Cuzco için söylenebilir. Kutsal yerler hep üst üste inşa edilmiş. Cuzco sismik bir şehir 300 yılda bir tümden yıkılıyor, sonuncusu 1950’deydi, telaşa gerek yok. Inca’ların depremle mücadele yöntemlerine ulaşılamadı.”
Önündeki geniş çim alan yanından minibüsle küçük yokuşu tırmanan grubun karşısına çıkan, manastırın ön duvarına yapıştırılmış gibi görünen çok iri taşlarla örülü gri duvar gerçekten tuhaf!
Manastır girişinde tarihçi Garcilaso Inca de la Vega tablosu önünde toplanan gruba Melbin, Inca prensesi anne ile İspanyol babanın çocuğu, (yarı Inca yarı İspanyollara Mestizo deniyor), her iki taraftan bilgi topladığından çok önemli tarihçi hakkında bilgi verir. “Tapınağın üzerine manastır yapılmadan, 6 yaşlarındayken gördüğünü, çizimleriyle kitaplarında da aktardı.”
26 papazın yaşadığı manastırın biri kapalı iki avlusundan ziyarete açık olanın sütunları ardında yer alan, korunmaya alınmış Inca tapınağı kalıntılarında Melbin anlatır: “Machu Picchu’da gördüğünüz, araya bir kâğıdın bile giremeyeceği harçsız mimari ustalığını burada da göreceksiniz. İspanyolların bir kısmını yok ettiği Gökkuşağı ve Şimşek Tapınakları simetrik iki yapıydı. Yazın çok gökkuşağı görülür, büyükannem parmağınla gösterme düşer derdi, o saygı yaratmak istiyordu, biz etkileniyorduk, benim çocuklarım güler geçer. Korunma olmadığından yıldırım çarpması yangınlara ölümlere neden oluyordu, ölüme neden olanlar ikinci sınıf Tanrı addedilirken, sağ kalanlara seçilmiş gözüyle bakılıyordu.”
Melbin, ayaklarını bitiştirerek durmasını istediği “abla”nın küçük kız kardeşini hafifçe iter, sallanınca bir de bacaklarını açarak durmasını ister, tekrar ittiğinde sağlam duruş nedeniyle gözlenen sallanmama durumu, ikizkenar kapı, pencere ve yapı cepheleriyle özel Inca yapı tekniğine iyi bir örnek olur.
Tarım hayvancılık yapılan terasları, zamanında, doğal boyda altın heykellerin süslediği bahçelerden, altın gümüş yapraklarla kaplı yüksek duvarların ayırdığı maket üzerinde anlatılan: “…Yıldızlar Tapınağı ile %90’ı yok edilmiş Ay, tamamı yok edilmiş Güneş Tapınakları’nı görüyoruz. Amaç İspanyol Haç’ını yerleştirmek.”
Taşların birbirlerine dikey olmaları durumunda girinti ve çıkıntılarla, yatay iseler T şeklinde oluklara eriyik bronz akıtılarak depreme karşı esneklik sağlayacak biçimde örülmesini anlatan Melbin, “taşlar eşit olmadığı için matematiksel mükemmellik gerektiriyor, düzeltme ve cila sonrasında…”
Manastırın ortasındaki bahçenin bir köşesinde, omzunda ufak bir adam maketinin olduğu iki üç adam boyundaki iri maket için “baharda birçok kutlamalar, geçitler olur” der Melbin, “maketler yapar, yarışmalarla en iyiyi seçerler, Rio karnavalı gibi ama daha geleneksel.”
“Inca’nın niye yıkıldığının ipucunu veren tablo; ilk eşten olma Cuzco doğumlu ilk oğul tahtın varisiyken, ikinci eşten olma oğul, hizmetkârların taşıdığı Atahualpa solda, Pizarro sağda… Kuzeyde doğduğu için Kuzey ona, Güney de kardeşi Huascar’a verilmişti. İspanyollar böyle bir kardeş kavgası ortasına geldiler. Tuzağa düşürdükleri Atahualpa, Pizarro’ya odalarını ellerinin ulaştığı yükseklikte –yaklaşık 90 milyon dolar- altınla doldurabileceğini söyler. Daha fazlasının peşinde olan Pizarro altını aldığı halde, o arada kardeşi Huascar’ı öldürten Atahualpa’yı öldürtür.”
“Gümüşle kaplı Yıldızlar Tapınağı; Haziran Temmuz’da 3700 metreden gökyüzü temiz görünür, Samanyolu ile Chaska dedikleri Venüs’ü gözlüyorlar, bulutsuları hayvanlara benzetiyorlar. Ay dişil, Güneş eril, yıldızlar çocuk… Duvarları kaplayan altınla gümüşü sıyıran İspanyollar hasarı resimlerle örtmüşler. Depreme teşekkür borçluyuz, İspanyolların yaptıkları yıkılınca Inca ortaya çıktı.”
“Tüm imparatorlukta törenlerle kutlanan, 21 Haziran’da günışığının düşüşünün gözlendiği törensel niş, Güneş Takvimi… Hala izlenebiliyor, İspanyollar önce ahşap kapıyla örtmüşler, deprem sonrası restore etmişler. Üzerindeki delikler altın, gümüş, deniz kabukları için.”
Bütünüyle gümüş kaplı –Inca- Ay Tapınağı’nın kalan parçası, -İspanyol- Manastıra bir kemerle bağlanmakta. “İspanyollar, Güneş Tapınağını, kafasını kesersek bedenini kullanabiliriz diye düşünerek, tümüyle yıkıyorlar. Sonuçta insanlar buraya ibadet için geliyorlardı.”
Karşılaştıkları altın gibi parlayan pano için Melbin, “Avrupalıların Qechua sembollerini açıklama amacı taşıyor” der, “ama çok sulanmış, Inca güneşi hiçbir zaman gözü kaşı olan bir surat olarak çizilmemiştir.”
Bir köşesini adam boyunda rezene, küpe, pek çoğu ağaçlaşmış çiçeğin süslediği bahçe geçilir; minibüse binen grup, yayalığı teşvik için bazı kısımlarının trafiğe kapandığı, ortasında Pachacutec’in altın renkli heykeli dikili parkın bulunduğu, şehrin tarihine tanık büyük meydanının bir kenarını kaplayan Cuzco Katedrali, çepeçevre alçak dağlar önünde olduğundan çok daha heybetli görünmekte…
“Soyluların evleriyle çevrili dikdörtgen meydanda yer alan Katedralin yerinde Viracocha’ya adanmış bir tapınak vardı, İspanyollar her şeyi yıkıp yok ettiler ama taşları kullandılar. İspanya Kraliyet ailesi, buraya Hıristiyanlığı yayma amacıyla gelen din adamlarını destekledi; aralarından beşi çok önemli, biri geri dönmüş, üçü ölmüş, biri sağ… Colomb ve diğer fatihlerden aldıkları bilgilerle gelenlerin asıl amacı altın, gümüş, ilk işleri kamuflaj amacıyla basit bir alan seçip bir haç dikmek.”
“Katedralin yapımı depremler ve parasızlık yüzünden 140 yıl sürmüş, deprem yapı tekniğine sahip değillerdi bir de altın vardı ama para yoktu, cennette yer vaat ederek yerli halkı çalıştırdılar. İki şapelli, Latin haçı formlu binanın yapımında üç mimar var.”
1723’te bitmiş, sade tavanla tezat sedir ağacı üzerine altın varaklı altar ve duvarlarda çerçeveli aynalarla süslü “Kutsal Aileye Adanmış Şapel halka kapalı ama para ödeyip nikâhlar için kullanılıyor.”
“Pazar ayinleri Qechua dilinde… Ana kilisede, dönemi anlatması bakımından önemli 300 tablo var, açılan okulda yerel ressamlar eğitilmiş, perspektifi yeni öğrenmişler… Çok güzel yüzlü anlamına La Linda diye anılan Cuzco’nun patronu Meryem hamile, Katolik sembollerin Inca anlayışıyla yorumlanışı diyebileceğimiz dağ şekilli elbisesi, altın ve elmaslarla süslü.”
“1650 tarihindeki meydanı ve depremi anlatan tabloda kiremit çatılı ilkel kilise görülüyor; tüm İspanyol yapıları çökerken halk İsa heykelini dışarı çıkarıyor, deprem durunca İsa, Depremlerin Lordu diye anılmaya başlıyor. %80 anonim tablodaki yerleşim aynen korunmakta, yalnız İspanyollar meydanı ikiye bölmüşler.”
Inca katili (Jacomo) James’in resmi, ters ışıklı oluşlarını “abla”nın dikkat çekici bulduğu iki tablo, “Meryem tablolarından ikincisi, -gözlerin sizi izlediği, tümüyle Avrupai tarzda- bebekle Madonna”, bir elinde gelin buketi diğerinde İsa’yı taşıyan önü dilek kâğıtlarıyla dolu aziz tasviri, Depremlerin Lordu İsa; “gövde için tahta yerine papier mache benzeri bir teknikle güçlü kaktüs cinsi agave kullanılmış ve lama derisiyle kaplanmış. Elleri, yerlilere benzeyen –yürümekten deforme- ayakları ile şamdanların isinden, Haziran’da Paskalya’da (Holy Monday) dolaştırılırken üzerine serpilen çiçek tozlarından koyulaşan rengi benimsenmesini kolaylaştırmış.”
Yapımı 40 yıldan fazla süren, Güneşin doğuşunu sembolize eden bakireye adanmış, tümü sedirden oyulmuş muhteşem koro kısmı, ortadaki orgu çevreleyen rahip, aziz, azize kabartmaları yanında kolçaklardaki -Inca etkisi- mısır figürleriyle süslü.
Ana altarın 1250 kg gümüşle kaplı taş sütunları önünde duran, yağmurlar yağdıran azize “Santa Rosa heykeli bu hafta boyunca yapılacak törenlerin bir parçası… Peru, Meksika’dan sonra en çok gümüş ihraç eden ülke, altında da 10 ülke arasında.”
Avrupai tarzda, kadınımsı hatlar ve küçük kafayla çizilmiş İsa tablosu ardından girilen oda, ilk rahipten başlayarak, hala işbaşında olan dâhil, din adamlarının tam listesi yanında tablolarıyla dolu; “abla”ya son film festivalinin en iyi filmi dediği Yağmuru Bile’deki rahibi hatırlatan “ilki üç yıl kalmış, Incalardan yana tavrı yüzünden, burasıyla ilgili İspanya’da sadece yalanlar söyleniyordu dediği için geri çağrılıp öldürülmüş.”
Mestizo Marcos Zapata’nın Son Yemek tablosu; teknik hatalarla dolu resimde “yerli giysileri içinde İsa havarileriyle, yerel meyveler, mısır, guinea pig yiyor, chica morada içiyor. Pizarro’ya da benzetilen Judas’ın yüzü siyah… Heykellerde İsa’nın üzerindeki süslü etek Incalardan geliyor, spor yarışmalarının galipleri aynı zamanda ergenlikten erkekliğe geçişi sembolize eden siyah etek giyerlermiş.”
“Fethi simgeleyen 1533 tarihli ahşap ve kıymetli taşla bezeli haç orijinal; ilk basit şapele konmuş, ilk yerinde de korunmuş.”
“Garcilaso Inca de la Vega’nın küllerinin yarısının olduğu konduğu şapel; Atahualpa ve Huascar’ın anneleriyle, de la Vega’nın annesi kuzen. 60 yaşından sonra yazmaya başlamış, yaşamının son kısmını geçirdiği İspanya’da öldüğünde, 1976’da, İspanyollar küllerinin yarısını, yarı Inca olduğu için Cuzco’ya yolluyorlar.”
Tüm konuşmalarında “n” sesini vurgulayarak “Innnca” diyen Melbin’in dikkat çektiği, küllerin yarısını taşıyan gümüş sandık üzerinde, Inca sembolleri ile İspanyol ordu armaları bir arada.
Minibüse doluşup şehir dışına çıkan grup, puma biçimli Cuzco’nun başı, aynı zamanda şehri koruyan, düzlüğe dayanmış üç kademe zigzag biçimli duvarları çok iri taşlarla örülmüş Saqsaywaman’da iner. Çok geniş alana yayılmış bir tapınak olan yapıyı “ilk gördüklerinde insan yapımı olduğunda şüphe eden İspanyollar kale sanmışlar, taş ocağı olarak kullandıklarından yapıdan geri fazla bir şey kalmamış. En büyüğü 120 ton olan kireçtaşı bloklar 7 km. uzaktan getirilmiş, gelme ve yerleştirilme macerası şaşkınlık yaratmış, blokların altına çukurlar açıyor, yerde yarım yapıp kütüklerle yerleştiriyor, yerinde tamamlıyorlar. Çalışamayacak kadar hasta ya da yaşlıların yaptığı müzikle, coca desteğiyle…”
Birkaç basamakla çıkılan ilk kademede “duvarların daha yüksek olduğunu düşünün” der Melbin, “labirent gibi, zigzag oluşunun anlamı bu, iri delikler drenaj amaçlı, yoksa duvar gerisindeki küçük taşlar dökülürdü, zeminde de aşağı su geçirmeyen kil tabakası var.” Tuvalet, banyo ihtiyacı sorusunu, “nehirlerde” diye yanıtlar, “tuvalet foseptikle, dolunca üzerine kül döküp tekrar kullanıyorlar.”
Duvarlar boyunca yürüyen grup -epey zaman kuzu sandığı- bebek alpakaları kucaklarında birkaç yerliyle karşılaşınca, kısa bir fotoğraf ve bebek alpaka sevme molası verilir.
“And’ların spritüel merkezi” tabelası yanında 1 USD’a fotoğraf çeken dâhil, satıcılar ısrarcı değil. Minibüste ayakta, laptopunda tanıtımını yaptığı belgesel CD’lerini 30 S/. (10 USD)’e satan adam ören girişine bırakılır, grup okaliptüs ve kekik kokuları içinde yoluna devam eder.
İndikleri yerde, çepeçevre ikizkenar yamuk pencerelerle çevrili meydanın ortasındaki iri kaya önünde durur, Melbin’i dinlerler: “1942’de arkeolojik kazı sırasında ortaya çıkan Q‘enko, reenkarnasyon üzerine konuştuğumuz yer olacak. İspanyollar şeklini bozduğundan ilk halini bilmiyoruz, puma olabilir.”
Mağara içine ilerleyen dar kısa koridor, basamaklı yekpare taşın bağlandığı masa yüksekliğinde kaya önünde sona erer: “Mağarayı, gömü öncesi mumyalama işlemi için çalışabilecek kadar genişletip taşı düzeltmişler. Göğsü yarıp coca yapraklarıyla hazırlanmış suyla yıkıyorlar, çıkarılan iç organlar gömülüyor, gövde cenin pozisyonunda kumaşlarla sarılıyor. Sonraki yaşama hazırlık olan mumyalama daha çok imparator, ailesi ve asiller için, adak gençler hariç herkesin iç organları çıkarılıyor ama halktan kimseler mağaralardaki mezarlara konuluyor. Kralların –sadece- kalplerinin külleri Qorikancha Tapınağı’nda altın kaplarda saklanıyor; beden, condor ona yeni bir ruh getirene dek onunla konuşarak, sarayda saklanır. İspanyollar sarayda çok iyi saklanmış 12 mumya bulmuşlar, halka, gidip gömmelerini söylüyorlar, halk direniyor, İspanyollar yakmaya hazırlanırken 8 tanesini kaçırıyorlar. Reenkarnasyon için bedenin tam olması, mesela kafası kopan askerin başının bulunması gerek.”
3765 m. rakımdaki Tambomachay, soylulara ait çeşmelerin bulunduğu kutsal bir alan. Çok sert esen rüzgârda hafif eğimli taş döşeli yolu tırmanırken grup, yol boyu otlayan lama ile alpakalar arasındaki farkı öğrenir: “Alpakalar daha ufak ve gözleri çukur”.
“Suya adanmış bir tapınak, Tambo şehir Machay dinlenme anlamında, halk nehir boylarında bayram yaparken soylular burada” diye anlatır Melbin, “taş duvarın ilk iki sırası restore edilmiş, 3. ve 4. sıra orijinal. İlk sırada iki, ikincide bir çeşme var, kaynağı belirsiz yeraltı suyu, doğa ana Pachamama’nın hediyesi. Kaplar aynı anda doluyor, debi aynı, mükemmel düzenlenmiş. İçenin ikiz, üçüz doğuracağına inanılıyor, biz içsek büyük ihtimalle hastalanırız, dağda yaşayan kadınların metabolizması farklı.”
Orijinal, taşıyıcı Inca duvarlarını izleyerek dönerken, kiliseye, azizlere gitmediğini, dua etmediğini, kendine göre ibadet ettiğini söyleyen Melbin, İspanyol turistlerle atışan rehberler konusunda, “tarihi eşelemenin anlamı yok” der, “geçmişte kaldı, şimdi altınımız var ama yoksuluz, bununla ilgilenmek gerek.”
Yol üzerindeki, aynı zamanda bir gözlem noktası da olan Pucapucara, 40.000 kilometrekarelik alana, 20’şer km aralıklarla yayılmış bir chaski (ulak) noktası; “20 km koşan ulak istasyona yaklaştığını, öttürdüğü deniz kabuğu ile haber verir, beklemekte olan gelene eklenir, haberi aktardığı süre boyunca beraber koşarlar, sonra öteki devam eder yorulan dinlenmeye çekilir, bayrak yarışı gibi.”
Cuzco’ya dönen grup, sonuncusu 6 aylık bebek, iki çocuk annesi, güzel İspanyol yüzlü gerçek Inca Melbin Hanım’la vedalaşır, İtalyan lokantasında yemeğe giderler. Bulgur benzeri ince tahıl quinoanın İtalyan mutfağına Inca havası verdiği öğle yemeği pisco sour ikramıyla sona erer.
Yemek sonrası serbest zamanı sokak aralarında gezinmeye ayıran kardeşler, yorulan teyzeyi, bulunduğu sokakla otelin adını yazdıkları kâğıtla durdurdukları taksiye bindirir dinlenmek üzere otele yollarlar.
Ellerindeki haritaya bakarak bir Inca sarayı bulma niyetiyle ilerlerken karşılarına bir alpaka fabrika/mağazası çıkan kardeşler, iki kata yayılmış, istenirse -bir haftada karşılanan- sipariş de edilebilen pek çok örgü ürünle karşılaşır, alışveriş ederler.
Çıkmalarına yakın dükkâna gelen Ankaralı grup, -kendileri gibi deniz seviyesi Lima’dan başlayıp, Kutsal Vadi, Cuzco rotasıyla alışarak yükselmek yerine- direkt Cuzco’ya inip geziye buradan başlamaktan, perişan! Hanımlar alışveriş ederken elinde coca çayı yüksekliğe uyum sağlamaya çalışan beyle kısa sohbet sırasında, ortanca kız kardeş heyecanla gezdikleri yerleri anlatırken, basınca uyum sağlama gayretindeki bedeni tarafından, mide bulantısıyla uyarılır.
Güneşin kaybolmasıyla, birden 10-15 derece soğuyan akşamda saat 21:00’e dek, kentin, “pumanın beli”ne yakın meydanın köşesinde durup coca molası verirler. Işıklı, kalabalık kiliselerle dolu sokaklarda, meydanlarda dolaşır, kaybolurlar; adres sormaya girdikleri otel lobisinde, çok yaşlı bir turistin, sakince, maskeyle yanı başındaki tüpten oksijen alışına tanık olurlar.
Otellerine döndüklerinde, başını boş buldukları bilgisayardan postasını yoklamak isteyen “abla”, adresinin kendisine “Fatma bu sen misin?” diye sormasını çok eğlenceli bulur.
“Abla”nın burçdaşı Sema’nın objektifinden:
2 Eylül 2011 Cuma sabahı, -uykuları, önceki gecelerde saat 3 civarı bölünen- “abla” ile ortanca sonunda uyum sağlar, 6:00’da şen şakrak bir kuşun az çığırtkan şakımasıyla uyanırlar. Gruba önceden verilen hava tahmininin tersine, hava açık.
3.400 m. rakımlı Cuzco’nun San Blas esnaf mahallesindeki otelin, bakımlı avlu çevresine, bir, iki, üç kat düzeninde dizili odalara tepeden bakan girişi, geleni, dibine yığılı bir kucak odunun çıtır çıtır yandığı soba ve sıcacık coca çayı ile karşılar. Bir kat altta, eski güzel binanın köşesi şömineli salonunda kahvaltı eden grup, kapı alınlıkları aile armalarıyla süslü eski evler önünden dar sokaklar boyunca inip, bindikleri minibüsle Cuzkenia Beer fabrikası önünden geçerken Melbin, içenlerin yorumlarına dayanarak Cuzco üretiminin yerel tahıllar dolayısıyla Lima’dan lezzetli bulunduğunu söyler.
“İlk ziyaretimizi Santa Domingo Manastırı içindeki Inca, Qorikancha Tapınağı’na yapacağız, tuhaf ama bu tüm Cuzco için söylenebilir. Kutsal yerler hep üst üste inşa edilmiş. Cuzco sismik bir şehir 300 yılda bir tümden yıkılıyor, sonuncusu 1950’deydi, telaşa gerek yok. Inca’ların depremle mücadele yöntemlerine ulaşılamadı.”
Önündeki geniş çim alan yanından minibüsle küçük yokuşu tırmanan grubun karşısına çıkan, manastırın ön duvarına yapıştırılmış gibi görünen çok iri taşlarla örülü gri duvar gerçekten tuhaf!
Manastır girişinde tarihçi Garcilaso Inca de la Vega tablosu önünde toplanan gruba Melbin, Inca prensesi anne ile İspanyol babanın çocuğu, (yarı Inca yarı İspanyollara Mestizo deniyor), her iki taraftan bilgi topladığından çok önemli tarihçi hakkında bilgi verir. “Tapınağın üzerine manastır yapılmadan, 6 yaşlarındayken gördüğünü, çizimleriyle kitaplarında da aktardı.”
26 papazın yaşadığı manastırın biri kapalı iki avlusundan ziyarete açık olanın sütunları ardında yer alan, korunmaya alınmış Inca tapınağı kalıntılarında Melbin anlatır: “Machu Picchu’da gördüğünüz, araya bir kâğıdın bile giremeyeceği harçsız mimari ustalığını burada da göreceksiniz. İspanyolların bir kısmını yok ettiği Gökkuşağı ve Şimşek Tapınakları simetrik iki yapıydı. Yazın çok gökkuşağı görülür, büyükannem parmağınla gösterme düşer derdi, o saygı yaratmak istiyordu, biz etkileniyorduk, benim çocuklarım güler geçer. Korunma olmadığından yıldırım çarpması yangınlara ölümlere neden oluyordu, ölüme neden olanlar ikinci sınıf Tanrı addedilirken, sağ kalanlara seçilmiş gözüyle bakılıyordu.”
Melbin, ayaklarını bitiştirerek durmasını istediği “abla”nın küçük kız kardeşini hafifçe iter, sallanınca bir de bacaklarını açarak durmasını ister, tekrar ittiğinde sağlam duruş nedeniyle gözlenen sallanmama durumu, ikizkenar kapı, pencere ve yapı cepheleriyle özel Inca yapı tekniğine iyi bir örnek olur.
Tarım hayvancılık yapılan terasları, zamanında, doğal boyda altın heykellerin süslediği bahçelerden, altın gümüş yapraklarla kaplı yüksek duvarların ayırdığı maket üzerinde anlatılan: “…Yıldızlar Tapınağı ile %90’ı yok edilmiş Ay, tamamı yok edilmiş Güneş Tapınakları’nı görüyoruz. Amaç İspanyol Haç’ını yerleştirmek.”
Taşların birbirlerine dikey olmaları durumunda girinti ve çıkıntılarla, yatay iseler T şeklinde oluklara eriyik bronz akıtılarak depreme karşı esneklik sağlayacak biçimde örülmesini anlatan Melbin, “taşlar eşit olmadığı için matematiksel mükemmellik gerektiriyor, düzeltme ve cila sonrasında…”
Manastırın ortasındaki bahçenin bir köşesinde, omzunda ufak bir adam maketinin olduğu iki üç adam boyundaki iri maket için “baharda birçok kutlamalar, geçitler olur” der Melbin, “maketler yapar, yarışmalarla en iyiyi seçerler, Rio karnavalı gibi ama daha geleneksel.”
“Inca’nın niye yıkıldığının ipucunu veren tablo; ilk eşten olma Cuzco doğumlu ilk oğul tahtın varisiyken, ikinci eşten olma oğul, hizmetkârların taşıdığı Atahualpa solda, Pizarro sağda… Kuzeyde doğduğu için Kuzey ona, Güney de kardeşi Huascar’a verilmişti. İspanyollar böyle bir kardeş kavgası ortasına geldiler. Tuzağa düşürdükleri Atahualpa, Pizarro’ya odalarını ellerinin ulaştığı yükseklikte –yaklaşık 90 milyon dolar- altınla doldurabileceğini söyler. Daha fazlasının peşinde olan Pizarro altını aldığı halde, o arada kardeşi Huascar’ı öldürten Atahualpa’yı öldürtür.”
“Gümüşle kaplı Yıldızlar Tapınağı; Haziran Temmuz’da 3700 metreden gökyüzü temiz görünür, Samanyolu ile Chaska dedikleri Venüs’ü gözlüyorlar, bulutsuları hayvanlara benzetiyorlar. Ay dişil, Güneş eril, yıldızlar çocuk… Duvarları kaplayan altınla gümüşü sıyıran İspanyollar hasarı resimlerle örtmüşler. Depreme teşekkür borçluyuz, İspanyolların yaptıkları yıkılınca Inca ortaya çıktı.”
“Tüm imparatorlukta törenlerle kutlanan, 21 Haziran’da günışığının düşüşünün gözlendiği törensel niş, Güneş Takvimi… Hala izlenebiliyor, İspanyollar önce ahşap kapıyla örtmüşler, deprem sonrası restore etmişler. Üzerindeki delikler altın, gümüş, deniz kabukları için.”
Bütünüyle gümüş kaplı –Inca- Ay Tapınağı’nın kalan parçası, -İspanyol- Manastıra bir kemerle bağlanmakta. “İspanyollar, Güneş Tapınağını, kafasını kesersek bedenini kullanabiliriz diye düşünerek, tümüyle yıkıyorlar. Sonuçta insanlar buraya ibadet için geliyorlardı.”
Karşılaştıkları altın gibi parlayan pano için Melbin, “Avrupalıların Qechua sembollerini açıklama amacı taşıyor” der, “ama çok sulanmış, Inca güneşi hiçbir zaman gözü kaşı olan bir surat olarak çizilmemiştir.”
Bir köşesini adam boyunda rezene, küpe, pek çoğu ağaçlaşmış çiçeğin süslediği bahçe geçilir; minibüse binen grup, yayalığı teşvik için bazı kısımlarının trafiğe kapandığı, ortasında Pachacutec’in altın renkli heykeli dikili parkın bulunduğu, şehrin tarihine tanık büyük meydanının bir kenarını kaplayan Cuzco Katedrali, çepeçevre alçak dağlar önünde olduğundan çok daha heybetli görünmekte…
“Soyluların evleriyle çevrili dikdörtgen meydanda yer alan Katedralin yerinde Viracocha’ya adanmış bir tapınak vardı, İspanyollar her şeyi yıkıp yok ettiler ama taşları kullandılar. İspanya Kraliyet ailesi, buraya Hıristiyanlığı yayma amacıyla gelen din adamlarını destekledi; aralarından beşi çok önemli, biri geri dönmüş, üçü ölmüş, biri sağ… Colomb ve diğer fatihlerden aldıkları bilgilerle gelenlerin asıl amacı altın, gümüş, ilk işleri kamuflaj amacıyla basit bir alan seçip bir haç dikmek.”
“Katedralin yapımı depremler ve parasızlık yüzünden 140 yıl sürmüş, deprem yapı tekniğine sahip değillerdi bir de altın vardı ama para yoktu, cennette yer vaat ederek yerli halkı çalıştırdılar. İki şapelli, Latin haçı formlu binanın yapımında üç mimar var.”
1723’te bitmiş, sade tavanla tezat sedir ağacı üzerine altın varaklı altar ve duvarlarda çerçeveli aynalarla süslü “Kutsal Aileye Adanmış Şapel halka kapalı ama para ödeyip nikâhlar için kullanılıyor.”
“Pazar ayinleri Qechua dilinde… Ana kilisede, dönemi anlatması bakımından önemli 300 tablo var, açılan okulda yerel ressamlar eğitilmiş, perspektifi yeni öğrenmişler… Çok güzel yüzlü anlamına La Linda diye anılan Cuzco’nun patronu Meryem hamile, Katolik sembollerin Inca anlayışıyla yorumlanışı diyebileceğimiz dağ şekilli elbisesi, altın ve elmaslarla süslü.”
“1650 tarihindeki meydanı ve depremi anlatan tabloda kiremit çatılı ilkel kilise görülüyor; tüm İspanyol yapıları çökerken halk İsa heykelini dışarı çıkarıyor, deprem durunca İsa, Depremlerin Lordu diye anılmaya başlıyor. %80 anonim tablodaki yerleşim aynen korunmakta, yalnız İspanyollar meydanı ikiye bölmüşler.”
Inca katili (Jacomo) James’in resmi, ters ışıklı oluşlarını “abla”nın dikkat çekici bulduğu iki tablo, “Meryem tablolarından ikincisi, -gözlerin sizi izlediği, tümüyle Avrupai tarzda- bebekle Madonna”, bir elinde gelin buketi diğerinde İsa’yı taşıyan önü dilek kâğıtlarıyla dolu aziz tasviri, Depremlerin Lordu İsa; “gövde için tahta yerine papier mache benzeri bir teknikle güçlü kaktüs cinsi agave kullanılmış ve lama derisiyle kaplanmış. Elleri, yerlilere benzeyen –yürümekten deforme- ayakları ile şamdanların isinden, Haziran’da Paskalya’da (Holy Monday) dolaştırılırken üzerine serpilen çiçek tozlarından koyulaşan rengi benimsenmesini kolaylaştırmış.”
Yapımı 40 yıldan fazla süren, Güneşin doğuşunu sembolize eden bakireye adanmış, tümü sedirden oyulmuş muhteşem koro kısmı, ortadaki orgu çevreleyen rahip, aziz, azize kabartmaları yanında kolçaklardaki -Inca etkisi- mısır figürleriyle süslü.
Ana altarın 1250 kg gümüşle kaplı taş sütunları önünde duran, yağmurlar yağdıran azize “Santa Rosa heykeli bu hafta boyunca yapılacak törenlerin bir parçası… Peru, Meksika’dan sonra en çok gümüş ihraç eden ülke, altında da 10 ülke arasında.”
Avrupai tarzda, kadınımsı hatlar ve küçük kafayla çizilmiş İsa tablosu ardından girilen oda, ilk rahipten başlayarak, hala işbaşında olan dâhil, din adamlarının tam listesi yanında tablolarıyla dolu; “abla”ya son film festivalinin en iyi filmi dediği Yağmuru Bile’deki rahibi hatırlatan “ilki üç yıl kalmış, Incalardan yana tavrı yüzünden, burasıyla ilgili İspanya’da sadece yalanlar söyleniyordu dediği için geri çağrılıp öldürülmüş.”
Mestizo Marcos Zapata’nın Son Yemek tablosu; teknik hatalarla dolu resimde “yerli giysileri içinde İsa havarileriyle, yerel meyveler, mısır, guinea pig yiyor, chica morada içiyor. Pizarro’ya da benzetilen Judas’ın yüzü siyah… Heykellerde İsa’nın üzerindeki süslü etek Incalardan geliyor, spor yarışmalarının galipleri aynı zamanda ergenlikten erkekliğe geçişi sembolize eden siyah etek giyerlermiş.”
“Fethi simgeleyen 1533 tarihli ahşap ve kıymetli taşla bezeli haç orijinal; ilk basit şapele konmuş, ilk yerinde de korunmuş.”
“Garcilaso Inca de la Vega’nın küllerinin yarısının olduğu konduğu şapel; Atahualpa ve Huascar’ın anneleriyle, de la Vega’nın annesi kuzen. 60 yaşından sonra yazmaya başlamış, yaşamının son kısmını geçirdiği İspanya’da öldüğünde, 1976’da, İspanyollar küllerinin yarısını, yarı Inca olduğu için Cuzco’ya yolluyorlar.”
Tüm konuşmalarında “n” sesini vurgulayarak “Innnca” diyen Melbin’in dikkat çektiği, küllerin yarısını taşıyan gümüş sandık üzerinde, Inca sembolleri ile İspanyol ordu armaları bir arada.
Minibüse doluşup şehir dışına çıkan grup, puma biçimli Cuzco’nun başı, aynı zamanda şehri koruyan, düzlüğe dayanmış üç kademe zigzag biçimli duvarları çok iri taşlarla örülmüş Saqsaywaman’da iner. Çok geniş alana yayılmış bir tapınak olan yapıyı “ilk gördüklerinde insan yapımı olduğunda şüphe eden İspanyollar kale sanmışlar, taş ocağı olarak kullandıklarından yapıdan geri fazla bir şey kalmamış. En büyüğü 120 ton olan kireçtaşı bloklar 7 km. uzaktan getirilmiş, gelme ve yerleştirilme macerası şaşkınlık yaratmış, blokların altına çukurlar açıyor, yerde yarım yapıp kütüklerle yerleştiriyor, yerinde tamamlıyorlar. Çalışamayacak kadar hasta ya da yaşlıların yaptığı müzikle, coca desteğiyle…”
Birkaç basamakla çıkılan ilk kademede “duvarların daha yüksek olduğunu düşünün” der Melbin, “labirent gibi, zigzag oluşunun anlamı bu, iri delikler drenaj amaçlı, yoksa duvar gerisindeki küçük taşlar dökülürdü, zeminde de aşağı su geçirmeyen kil tabakası var.” Tuvalet, banyo ihtiyacı sorusunu, “nehirlerde” diye yanıtlar, “tuvalet foseptikle, dolunca üzerine kül döküp tekrar kullanıyorlar.”
Duvarlar boyunca yürüyen grup -epey zaman kuzu sandığı- bebek alpakaları kucaklarında birkaç yerliyle karşılaşınca, kısa bir fotoğraf ve bebek alpaka sevme molası verilir.
“And’ların spritüel merkezi” tabelası yanında 1 USD’a fotoğraf çeken dâhil, satıcılar ısrarcı değil. Minibüste ayakta, laptopunda tanıtımını yaptığı belgesel CD’lerini 30 S/. (10 USD)’e satan adam ören girişine bırakılır, grup okaliptüs ve kekik kokuları içinde yoluna devam eder.
İndikleri yerde, çepeçevre ikizkenar yamuk pencerelerle çevrili meydanın ortasındaki iri kaya önünde durur, Melbin’i dinlerler: “1942’de arkeolojik kazı sırasında ortaya çıkan Q‘enko, reenkarnasyon üzerine konuştuğumuz yer olacak. İspanyollar şeklini bozduğundan ilk halini bilmiyoruz, puma olabilir.”
Mağara içine ilerleyen dar kısa koridor, basamaklı yekpare taşın bağlandığı masa yüksekliğinde kaya önünde sona erer: “Mağarayı, gömü öncesi mumyalama işlemi için çalışabilecek kadar genişletip taşı düzeltmişler. Göğsü yarıp coca yapraklarıyla hazırlanmış suyla yıkıyorlar, çıkarılan iç organlar gömülüyor, gövde cenin pozisyonunda kumaşlarla sarılıyor. Sonraki yaşama hazırlık olan mumyalama daha çok imparator, ailesi ve asiller için, adak gençler hariç herkesin iç organları çıkarılıyor ama halktan kimseler mağaralardaki mezarlara konuluyor. Kralların –sadece- kalplerinin külleri Qorikancha Tapınağı’nda altın kaplarda saklanıyor; beden, condor ona yeni bir ruh getirene dek onunla konuşarak, sarayda saklanır. İspanyollar sarayda çok iyi saklanmış 12 mumya bulmuşlar, halka, gidip gömmelerini söylüyorlar, halk direniyor, İspanyollar yakmaya hazırlanırken 8 tanesini kaçırıyorlar. Reenkarnasyon için bedenin tam olması, mesela kafası kopan askerin başının bulunması gerek.”
3765 m. rakımdaki Tambomachay, soylulara ait çeşmelerin bulunduğu kutsal bir alan. Çok sert esen rüzgârda hafif eğimli taş döşeli yolu tırmanırken grup, yol boyu otlayan lama ile alpakalar arasındaki farkı öğrenir: “Alpakalar daha ufak ve gözleri çukur”.
“Suya adanmış bir tapınak, Tambo şehir Machay dinlenme anlamında, halk nehir boylarında bayram yaparken soylular burada” diye anlatır Melbin, “taş duvarın ilk iki sırası restore edilmiş, 3. ve 4. sıra orijinal. İlk sırada iki, ikincide bir çeşme var, kaynağı belirsiz yeraltı suyu, doğa ana Pachamama’nın hediyesi. Kaplar aynı anda doluyor, debi aynı, mükemmel düzenlenmiş. İçenin ikiz, üçüz doğuracağına inanılıyor, biz içsek büyük ihtimalle hastalanırız, dağda yaşayan kadınların metabolizması farklı.”
Orijinal, taşıyıcı Inca duvarlarını izleyerek dönerken, kiliseye, azizlere gitmediğini, dua etmediğini, kendine göre ibadet ettiğini söyleyen Melbin, İspanyol turistlerle atışan rehberler konusunda, “tarihi eşelemenin anlamı yok” der, “geçmişte kaldı, şimdi altınımız var ama yoksuluz, bununla ilgilenmek gerek.”
Yol üzerindeki, aynı zamanda bir gözlem noktası da olan Pucapucara, 40.000 kilometrekarelik alana, 20’şer km aralıklarla yayılmış bir chaski (ulak) noktası; “20 km koşan ulak istasyona yaklaştığını, öttürdüğü deniz kabuğu ile haber verir, beklemekte olan gelene eklenir, haberi aktardığı süre boyunca beraber koşarlar, sonra öteki devam eder yorulan dinlenmeye çekilir, bayrak yarışı gibi.”
Cuzco’ya dönen grup, sonuncusu 6 aylık bebek, iki çocuk annesi, güzel İspanyol yüzlü gerçek Inca Melbin Hanım’la vedalaşır, İtalyan lokantasında yemeğe giderler. Bulgur benzeri ince tahıl quinoanın İtalyan mutfağına Inca havası verdiği öğle yemeği pisco sour ikramıyla sona erer.
Yemek sonrası serbest zamanı sokak aralarında gezinmeye ayıran kardeşler, yorulan teyzeyi, bulunduğu sokakla otelin adını yazdıkları kâğıtla durdurdukları taksiye bindirir dinlenmek üzere otele yollarlar.
Ellerindeki haritaya bakarak bir Inca sarayı bulma niyetiyle ilerlerken karşılarına bir alpaka fabrika/mağazası çıkan kardeşler, iki kata yayılmış, istenirse -bir haftada karşılanan- sipariş de edilebilen pek çok örgü ürünle karşılaşır, alışveriş ederler.
Çıkmalarına yakın dükkâna gelen Ankaralı grup, -kendileri gibi deniz seviyesi Lima’dan başlayıp, Kutsal Vadi, Cuzco rotasıyla alışarak yükselmek yerine- direkt Cuzco’ya inip geziye buradan başlamaktan, perişan! Hanımlar alışveriş ederken elinde coca çayı yüksekliğe uyum sağlamaya çalışan beyle kısa sohbet sırasında, ortanca kız kardeş heyecanla gezdikleri yerleri anlatırken, basınca uyum sağlama gayretindeki bedeni tarafından, mide bulantısıyla uyarılır.
Güneşin kaybolmasıyla, birden 10-15 derece soğuyan akşamda saat 21:00’e dek, kentin, “pumanın beli”ne yakın meydanın köşesinde durup coca molası verirler. Işıklı, kalabalık kiliselerle dolu sokaklarda, meydanlarda dolaşır, kaybolurlar; adres sormaya girdikleri otel lobisinde, çok yaşlı bir turistin, sakince, maskeyle yanı başındaki tüpten oksijen alışına tanık olurlar.
Otellerine döndüklerinde, başını boş buldukları bilgisayardan postasını yoklamak isteyen “abla”, adresinin kendisine “Fatma bu sen misin?” diye sormasını çok eğlenceli bulur.
“Abla”nın burçdaşı Sema’nın objektifinden:

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"