[1mk] BEHZAT Ç : BİR CİNAYETÇİNİN VE ANKARA’NIN ANATOMİSİ

Gecenin bir saati , Ankara dönüşü...Yol ve rüya-kabus karışık geçen 48 saatlik yolculuğun - kafada bin tane görüntü , kitap sayfalarına karıştı ; uyudum mu , kitap mı okudum yoksa öndeki koltuğun arkasındaki küçük ekranda beliren filmin görüntüleri seslerine karışıp kulaklıktan öztaki boruma aktı da ben gözlerim kapalı rüya niyetine halüsinasyon mu gördüm bilmiyorum-  yorgunluğu ile oturdum ekran başına , pazartesi gecesi.
Televizyon ile ilgisi ve alakası aşağı yukarı bir yıldır tamamen değilse de epey kesilmiş birisi olarak , sektirmiyorum bu diziyi.Başladığından beri diyelim bu sektirmeme işine olsun bitsin.(Bir kılı diğer kılına , tacizde bile bulunmayan bir adam oldum çıktım son bir yıldır televizyon konusunda...Evde fuzuli yer işgalcisi muamelesi görüyor alet.)
BEHZAT Ç. : Şimdi siz , bu karikatür tip te nereden çıktı diyebilirsiniz; ben çok gördüm  bu tiplerden...Hatta daha karikatür ve daha şiddet dolu olanlarını.GECE ALEMİNİN dibine batmış , bar pavyonu evden çıkarken giydikleri ceket gibi giyen , "ESKİ USUL" polistir hepsi : Gelemezler o  yeni model sorgu tekniklerine.Bildikleri yöntem bellidir:Şıpınişi tek bakış fırlatırlar suç mahalline ve mağdura , çözerler herşeyi.Geriye , zanlının da bunu kabul etmesi kalır.
Sorgu odasına bile girmeden , daha zanlı Emniyetin koridorlarına ilk adımını atar atmaz , hisseder soluklarını;odaya girdiği anda  Azraili kanlı-canlı karşısında görür , Behzat'ların gözüne baktığında.Ete gelmiş Azrail bakışı yerleşmiştir gözlerine.Buradan ya itiraf eder , çıkarsın ya da...Cehennemi Azrail ile yaşarsın.İnanışları : "Azrailini  karşısında gören zanlının , dili , dizi , eklem bağları ne varsa artık , kıkırdak dokusundan çözülüverir"dir.






   Sınırda yaşarlar  ceset kan , irin dolu dünyalarında ve sınırda yaşatırlar , kim girerse açık kapıdan.
Behzat Ç ; farkındalığında olmadığı daha doğrusu farkındalığını umursamadığı "Nihilizm"i ile farklılaşıyor.Emniyetin mavi-beyaz renk ve telsiz sesine batmış koridorlarında dolanıyor nihilizmi.Özelindeki çalkantıları (kızının ölümü , eşinden boşanması ; gençliğinde sevdiği kadının geçmişten taşması ve bir şekilde bulaşması hayatına v.b.) , Cinayetin karanlığı derken...Araba kullanmayı toroslarda öğrenmişken , yeni model araçların lüksü rahatsız eder onları.Cinayette açtıkları gözleri başka bir şey görmez.Huzur ve sakinlik rahatsız eder , ceset , kan , irine batmış bünyelerini.
Cinayet Masası ayrık durur diğer masalardan;Altındağlı'dır cinayet Ankara'da ; İzmir'de Tepecikli , İstanbul'da Aksaraylı yada Tarlabaşılı.Narkotik bohemdir ; G.O.P lu , Etilerli , Alsancaklıdır.(Bakmayın Dolapdere'de ,Çinçin'de , Tenekeli Mahalle'de stılıyor olmasına, bohemdir uyuşturucu.)Organize , devlettir ya o yüzden lacivert takım elbise ile dolaşır sokaklarda.Bürokrattır yani.
Ve avam isen , sokağa inmeden bilgi alamaz , bilgi toplayamazsın.Bilgi sokağı , bilgi geceyi sever. Geceler ise , kan -alkol-kusmuk karışımı ;araba farlarının iki dirhem , müziğin üç kaşık , şehvetin avuç avuç atıldığı.Bunlar sana bulaştı mı yada sen onlara bulaştın mı :Alışırsın , adına ALEM  denilene.
Neden sokak ve neden gece ? Çünkü bizim cinayetlerimiz Amerikanvari değildir de ondan.Genellikle sıradan ,  bazen saçma sapan ama çokça akılsızca sebepleri vardır."Seri katillerimiz , ikinci cinayetten sonra ya memleketlerine kaçar yada askerlik arkadaşına" * . KAtilliği tescillenmiş ama seriliği tartışılan insanların eseridir hepsi.Ve bu serileri konuşturmak için telsizin arkasının suratlarına inmesi yeterlidir.Buna alışmış bir BEHZAT Ç. taifesine siz istediğiniz kadar başka yöntemleri öğretmeye çalışın , kaşlarının altından dik dik bakarlar size...İçlerinden de değil alenen , açık açık SİKTİR i yersiniz.
Diziyi izlerken gezdikleri mekanlara bakıyorum , daha merdivenlerinden inmeye başladıkları anda tanıyorum.Hatta , son izlediğim bölümde , mekanın sahibi DOKTOR ( Lakabı tabii ) , figüran olmuş , bölüm oyuncularından birisi ile kons (konsomasyonun kısaltılmışı) yapan müşteriyi canlandırıyordu.Enteresan adamdır DOKTOR...Enteresanlığı da rol kesmesinden belli zaten.Bir de , güya mekan sahibini oynayan oyuncuyu görün.İkisini yanyana getirin kimse DOKTOR'un mekanın patronu olduğuna inanmaz.KAlmadı zaten o tipte patron:Takım elbiseleri İtalyan değilse de piyasanın en sağlamındandır ; traşlı yüzlere losyon dökülmeden geceye çıkmazlar;eskisi gibi göbekler 5 metre önden gitmez,İstanbul şivesi ile konuşurlar(genellikle).Kızlar da artık , Anadolu'nun bilmem neresindeki kasabadan çıkmamıştır , esmer değil beyaz tenli ve caniiim derler.Sanatçıların yerini revüler ve direk dansları aldı.
Gezdikleri sokaklar , bastıkları mekanlar , tiplemeler , polisler ...

Tanıdık , bildik...
Bir gün bir fotoğraf görürsünüz , içiniz cızzz eder.Fotoğrafı çeken elbette içinizin cızzz edeceğini düşünmemiştir çekerken , sizin gördüğünüz gibi görmez ki o "an"ı...Diziyi izlerken , cızz lanmıyor içim yada burulmuyor ama dile kolay , 20 senem geçti Ankara'da...Eğer hala orada yaşıyor olsa idim , diziyi izlerken aynı tadı alır mıydım diye sordum kendime:Hayır almazdım...İçselleştiremezdim çünkü.BEHZAT Ç. ile  geceleri içerken ekranda gördüğüm tipoloji üzerine kafa yorar mıydım ?...Ben muhtemelen diziyi de izlemezdim ki ; ekrana göz ucu ile bakar , geçer giderdim.Zaten yaşıyor olurdum , dizisine kim aldırır?.
Dizi , EMRAH SERBES'in , "Her temas iz bırakır" ve "Son Harfiyat" kitaplarından senaryolaştırılmış.Kitap ile çok ta alakası kaldığını sanmıyorum ama yine de iki kitabı da bulup okumakta fayda var.Bu kadar yaşama ayrık duran tipleri yaratmak kolay iş değilgezmişliği vardır mutlaka gecelerde ; Behzat'larla geceye karışmadan önce yolluk almışlığı da.

* ( Sevil Atasoy – Adli Tıp Kurumu eski Başkanı )

--
11/12/2010 07:04:00 PM tarihinde AVRAM USTA tarafından 1mk adresine gönderildi Gecenin bir saati , Ankara dönüşü...Yol ve rüya-kabus karışık geçen 48 saatlik yolculuğun - kafada bin tane görüntü , kitap sayfalarına karıştı ; uyudum mu , kitap mı okudum yoksa öndeki koltuğun arkasındaki küçük ekranda beliren filmin görüntüleri seslerine karışıp kulaklıktan öztaki boruma aktı da ben gözlerim kapalı rüya niyetine halüsinasyon mu gördüm bilmiyorum-  yorgunluğu ile oturdum ekran başına , pazartesi gecesi.
Televizyon ile ilgisi ve alakası aşağı yukarı bir yıldır tamamen değilse de epey kesilmiş birisi olarak , sektirmiyorum bu diziyi.Başladığından beri diyelim bu sektirmeme işine olsun bitsin.(Bir kılı diğer kılına , tacizde bile bulunmayan bir adam oldum çıktım son bir yıldır televizyon konusunda...Evde fuzuli yer işgalcisi muamelesi görüyor alet.)
BEHZAT Ç. : Şimdi siz , bu karikatür tip te nereden çıktı diyebilirsiniz; ben çok gördüm  bu tiplerden...Hatta daha karikatür ve daha şiddet dolu olanlarını.GECE ALEMİNİN dibine batmış , bar pavyonu evden çıkarken giydikleri ceket gibi giyen , "ESKİ USUL" polistir hepsi : Gelemezler o  yeni model sorgu tekniklerine.Bildikleri yöntem bellidir:Şıpınişi tek bakış fırlatırlar suç mahalline ve mağdura , çözerler herşeyi.Geriye , zanlının da bunu kabul etmesi kalır.
Sorgu odasına bile girmeden , daha zanlı Emniyetin koridorlarına ilk adımını atar atmaz , hisseder soluklarını;odaya girdiği anda  Azraili kanlı-canlı karşısında görür , Behzat'ların gözüne baktığında.Ete gelmiş Azrail bakışı yerleşmiştir gözlerine.Buradan ya itiraf eder , çıkarsın ya da...Cehennemi Azrail ile yaşarsın.İnanışları : "Azrailini  karşısında gören zanlının , dili , dizi , eklem bağları ne varsa artık , kıkırdak dokusundan çözülüverir"dir.






   Sınırda yaşarlar  ceset kan , irin dolu dünyalarında ve sınırda yaşatırlar , kim girerse açık kapıdan.
Behzat Ç ; farkındalığında olmadığı daha doğrusu farkındalığını umursamadığı "Nihilizm"i ile farklılaşıyor.Emniyetin mavi-beyaz renk ve telsiz sesine batmış koridorlarında dolanıyor nihilizmi.Özelindeki çalkantıları (kızının ölümü , eşinden boşanması ; gençliğinde sevdiği kadının geçmişten taşması ve bir şekilde bulaşması hayatına v.b.) , Cinayetin karanlığı derken...Araba kullanmayı toroslarda öğrenmişken , yeni model araçların lüksü rahatsız eder onları.Cinayette açtıkları gözleri başka bir şey görmez.Huzur ve sakinlik rahatsız eder , ceset , kan , irine batmış bünyelerini.
Cinayet Masası ayrık durur diğer masalardan;Altındağlı'dır cinayet Ankara'da ; İzmir'de Tepecikli , İstanbul'da Aksaraylı yada Tarlabaşılı.Narkotik bohemdir ; G.O.P lu , Etilerli , Alsancaklıdır.(Bakmayın Dolapdere'de ,Çinçin'de , Tenekeli Mahalle'de stılıyor olmasına, bohemdir uyuşturucu.)Organize , devlettir ya o yüzden lacivert takım elbise ile dolaşır sokaklarda.Bürokrattır yani.
Ve avam isen , sokağa inmeden bilgi alamaz , bilgi toplayamazsın.Bilgi sokağı , bilgi geceyi sever. Geceler ise , kan -alkol-kusmuk karışımı ;araba farlarının iki dirhem , müziğin üç kaşık , şehvetin avuç avuç atıldığı.Bunlar sana bulaştı mı yada sen onlara bulaştın mı :Alışırsın , adına ALEM  denilene.
Neden sokak ve neden gece ? Çünkü bizim cinayetlerimiz Amerikanvari değildir de ondan.Genellikle sıradan ,  bazen saçma sapan ama çokça akılsızca sebepleri vardır."Seri katillerimiz , ikinci cinayetten sonra ya memleketlerine kaçar yada askerlik arkadaşına" * . KAtilliği tescillenmiş ama seriliği tartışılan insanların eseridir hepsi.Ve bu serileri konuşturmak için telsizin arkasının suratlarına inmesi yeterlidir.Buna alışmış bir BEHZAT Ç. taifesine siz istediğiniz kadar başka yöntemleri öğretmeye çalışın , kaşlarının altından dik dik bakarlar size...İçlerinden de değil alenen , açık açık SİKTİR i yersiniz.
Diziyi izlerken gezdikleri mekanlara bakıyorum , daha merdivenlerinden inmeye başladıkları anda tanıyorum.Hatta , son izlediğim bölümde , mekanın sahibi DOKTOR ( Lakabı tabii ) , figüran olmuş , bölüm oyuncularından birisi ile kons (konsomasyonun kısaltılmışı) yapan müşteriyi canlandırıyordu.Enteresan adamdır DOKTOR...Enteresanlığı da rol kesmesinden belli zaten.Bir de , güya mekan sahibini oynayan oyuncuyu görün.İkisini yanyana getirin kimse DOKTOR'un mekanın patronu olduğuna inanmaz.KAlmadı zaten o tipte patron:Takım elbiseleri İtalyan değilse de piyasanın en sağlamındandır ; traşlı yüzlere losyon dökülmeden geceye çıkmazlar;eskisi gibi göbekler 5 metre önden gitmez,İstanbul şivesi ile konuşurlar(genellikle).Kızlar da artık , Anadolu'nun bilmem neresindeki kasabadan çıkmamıştır , esmer değil beyaz tenli ve caniiim derler.Sanatçıların yerini revüler ve direk dansları aldı.
Gezdikleri sokaklar , bastıkları mekanlar , tiplemeler , polisler ...

Tanıdık , bildik...
Bir gün bir fotoğraf görürsünüz , içiniz cızzz eder.Fotoğrafı çeken elbette içinizin cızzz edeceğini düşünmemiştir çekerken , sizin gördüğünüz gibi görmez ki o "an"ı...Diziyi izlerken , cızz lanmıyor içim yada burulmuyor ama dile kolay , 20 senem geçti Ankara'da...Eğer hala orada yaşıyor olsa idim , diziyi izlerken aynı tadı alır mıydım diye sordum kendime:Hayır almazdım...İçselleştiremezdim çünkü.BEHZAT Ç. ile  geceleri içerken ekranda gördüğüm tipoloji üzerine kafa yorar mıydım ?...Ben muhtemelen diziyi de izlemezdim ki ; ekrana göz ucu ile bakar , geçer giderdim.Zaten yaşıyor olurdum , dizisine kim aldırır?.
Dizi , EMRAH SERBES'in , "Her temas iz bırakır" ve "Son Harfiyat" kitaplarından senaryolaştırılmış.Kitap ile çok ta alakası kaldığını sanmıyorum ama yine de iki kitabı da bulup okumakta fayda var.Bu kadar yaşama ayrık duran tipleri yaratmak kolay iş değilgezmişliği vardır mutlaka gecelerde ; Behzat'larla geceye karışmadan önce yolluk almışlığı da.

* ( Sevil Atasoy – Adli Tıp Kurumu eski Başkanı )

--
11/12/2010 07:04:00 PM tarihinde AVRAM USTA tarafından 1mk adresine gönderildi

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"