Karne!

Karne!

Okullar tatile girdi, her uzun tatil öncesi çocuklara karne verilir, tatil öncesi neler yaptığını değerlendirir. Karne, bir yarışın sonuç bildirisi gibidir. Çocuğun başarısı kontrol edilir, daha doğrusu öğretmenleri tarafından ders saatleri içinde çocuğun derse konsantrasyonu ve anlaması ölçülür! Bize söylenenler bunlardır, o yüzden biz de doğru kabul ederiz, sorgulamayız, neden çocuklara her tatil öncesi karne verilir?

Karne aslında başka şeyi ölçer, bir sistemin başarısı bu karnede gizlidir. Gizli olan gözümüzün önündedir ama bizler o gizli yanı bilinç altımıza işlenmiş olduğu için doğruyu göremeyiz. Çünkü doğrular rahatsız edicidir ve rahatsız eden konular üzerinde konuşmayız, zamana yayarız!

Karneler, çocukların başarısını göstermez, çünkü karne çocuğa değil, eğitimciye verilir. Eğer bir sınıfta başarı oranı çan eğrisinin altındaysa o öğretmen hakkında soruşturma açılır, o yüzden öğretmenler kendilerince küçük hilelere başvururlar. İlk ve lise eğitimi içinde öğretilenler yaşam ve bilim ile alakası genelde yoktur, çünkü o eğitim temel eğitimdir ve temel nasıl atılırsa toplumda o şekilde biçimlendirilir. Toplumun temeli ise tarih bilinci ve dünyaya bakış açısı ile ilgilidir. Çocuklara işte bu bakış açısı tek doğru gibi verilir ve karşılaştırmalı dünya bakış açısı yok sayılır.

Çocuklar, bizim çocuklarımız. Okula gönderilmeden önce, nasıl neşeli ve canlıdırlar. Anlattıkları kendi masalları vardır, her masalda başka bir dünyaya yolculuk edersiniz. Konuşmaları çok sevimlidir, bizim düşünmediklerimizi söylerler ve bizi şaşırtırlar. Onlar dünyanın saf güzelliğidir, onlar bizim çocuklarımızdır. Sevimlidirler ve alabildiğince gülerler. Yapmacıksız gülmek sadece çocukluk çağında olur!

Çocuklar, bizim çocuklarımızı okula gönderdikten sonra ağır ağır bu neşeleri yok olur, evde kalmak için her türlü oyunu oynayan, yatağın o sıcaklığı içinde ana kucağında kalmak isteyen çocuklar, bizim çocuklarımızdır. Onlar kendilerince direnirler, masallarını kaybetmek istemezler, gülmeleri ağıta dönüşmemiş, somurtkan yüzleri henüz yüzlerine oturmamıştır. Okul yılları ilerledikçe, farkına varmadığımız değişiklikleri yaşarız ama farkına varamayız, çünkü zamana yayılan eğitim, çocuklarımızı ağır ağır elimizden alır ve toplumun bir parçası, dişilisi yapar.

Çocukları okula göndermeyin, çünkü onları aptal yapıyorlar!

Çocuklarımızı okula gönderiyoruz gönüllü olarak ya da zorunlu olarak. Bu ülke topraklarında tek tip eğitim vardır, özel okulların bazılarında değişiklik yapılmış olmasına rağmen temel bakış açısından sapma yoktur. Tek tip eğitimden geçen çocuklar, bir atom bombasından kurtulan insanlar gibidir. Tek doğru, tek bakış açısı, tek dil, tek din, tek devlet ve dünyanın merkezinde olduğuna inanan şizofrenik çocuklar ve toplum!

Çocukları okula gönderdiğimizde ve elimize aldığımız karneye bakarak çocuklara ödüller alıyoruz, seviniyoruz, cezalandırıyoruz, üzülüyoruz. Bilmeden bizler Pavlov oluyoruz! Çocuklarımızı ne hale koymuş oluyoruz, hiç düşündük mü?

Karne sevinci, karne sevinci sonrası çıkılan tatiller ve çocuklarımızın neşesinin yok olduğu, şıklar arasında yaşamaya mahkum ettiğimiz çocuklar, sınavdan sınava koşan, sınav kapısında bekleyen bizler, ömrümüzden kaç yılın gittiğini dahi hesaplayamayan bizler, kimin ve hangi sistemin birer aracı olduğumuzu ve bu araç duygusu içinde nelere hizmet ettiğimiz bile düşünemeyecek konumda olan bizler, çocuklarımızı okula göndererek aptal ettiğimizin dahi farkında değiliz. Çünkü bize sunulan tek kapı bu! Bu kapıyı zorlamak ve bu kapıyı olabildiğince açıp, çocuklarımızın geleceği için mücadele eden bizler, çocuğumuzun okul harçlığını ve dershane ücretini ödeyebilmek için birden fazla işte çalışan bizler, nasıl bir yaşamın içinde ve kim için çalıştığımızın dahi farkına varamıyoruz. Çocuklarımızın hayal dünyalarını okula göndererek yok ettik, o yüzden bizim çocuklarımız hazır oyuncaklar ile oynayan ve dört duvar içinde hapsettiğimiz çocuklarımız, yan yana geldiğinde arkadaşı ile konuşamayan ama telefon ile saatlerce konuşan çocuklar yarattık! Bu süreçten bizler sorumluyuz, çünkü çocuklarımızı okula gönderdik ve onların geleceğini yok ettik!

Çocuklarımıza verdiğimiz karneler, çocuklarımızın başarısını değil, devletin, sistemin başarısını ölçen değerlendirme kağıtlardır. Çocuklarımız ne kadar çok takdir alıyorsa, o kadar çok devletimiz seviniyor, bizler ise devletin bu yok etme sürecine gönüllü katılıyoruz. Okulların başarı oranını ölçen uluslar arası değerlendirme kuruluşları vardır, o kuruluşlar ülkelere notlar verir, bu notlara göre eğitimin yönü ve yöntemi belirlenir. Bu belirlemede çocukların başarı yoktur, verilen karnelerde eğitmenlerin başarısı ölçülür, çünkü sistem ihtiyaç duyduğu emeği bu karnelere bakarak belirler, o emeğe uygun kişi yetiştirir.

Çocuklarımız okula gönderiyoruz, karneler zamanı ise sevinç ve hüznü beklide iç içe yaşıyoruz. Karnelerin çocuklar üzerine etkilerini anlatan psikologlar bu anlarda ekranlara çıkar öğütlerde verir. Her şey çocuklarımızın daha iyi bir birey olması içindir! Karne!

Okullar tatile girdi, her uzun tatil öncesi çocuklara karne verilir, tatil öncesi neler yaptığını değerlendirir. Karne, bir yarışın sonuç bildirisi gibidir. Çocuğun başarısı kontrol edilir, daha doğrusu öğretmenleri tarafından ders saatleri içinde çocuğun derse konsantrasyonu ve anlaması ölçülür! Bize söylenenler bunlardır, o yüzden biz de doğru kabul ederiz, sorgulamayız, neden çocuklara her tatil öncesi karne verilir?

Karne aslında başka şeyi ölçer, bir sistemin başarısı bu karnede gizlidir. Gizli olan gözümüzün önündedir ama bizler o gizli yanı bilinç altımıza işlenmiş olduğu için doğruyu göremeyiz. Çünkü doğrular rahatsız edicidir ve rahatsız eden konular üzerinde konuşmayız, zamana yayarız!

Karneler, çocukların başarısını göstermez, çünkü karne çocuğa değil, eğitimciye verilir. Eğer bir sınıfta başarı oranı çan eğrisinin altındaysa o öğretmen hakkında soruşturma açılır, o yüzden öğretmenler kendilerince küçük hilelere başvururlar. İlk ve lise eğitimi içinde öğretilenler yaşam ve bilim ile alakası genelde yoktur, çünkü o eğitim temel eğitimdir ve temel nasıl atılırsa toplumda o şekilde biçimlendirilir. Toplumun temeli ise tarih bilinci ve dünyaya bakış açısı ile ilgilidir. Çocuklara işte bu bakış açısı tek doğru gibi verilir ve karşılaştırmalı dünya bakış açısı yok sayılır.

Çocuklar, bizim çocuklarımız. Okula gönderilmeden önce, nasıl neşeli ve canlıdırlar. Anlattıkları kendi masalları vardır, her masalda başka bir dünyaya yolculuk edersiniz. Konuşmaları çok sevimlidir, bizim düşünmediklerimizi söylerler ve bizi şaşırtırlar. Onlar dünyanın saf güzelliğidir, onlar bizim çocuklarımızdır. Sevimlidirler ve alabildiğince gülerler. Yapmacıksız gülmek sadece çocukluk çağında olur!

Çocuklar, bizim çocuklarımızı okula gönderdikten sonra ağır ağır bu neşeleri yok olur, evde kalmak için her türlü oyunu oynayan, yatağın o sıcaklığı içinde ana kucağında kalmak isteyen çocuklar, bizim çocuklarımızdır. Onlar kendilerince direnirler, masallarını kaybetmek istemezler, gülmeleri ağıta dönüşmemiş, somurtkan yüzleri henüz yüzlerine oturmamıştır. Okul yılları ilerledikçe, farkına varmadığımız değişiklikleri yaşarız ama farkına varamayız, çünkü zamana yayılan eğitim, çocuklarımızı ağır ağır elimizden alır ve toplumun bir parçası, dişilisi yapar.

Çocukları okula göndermeyin, çünkü onları aptal yapıyorlar!

Çocuklarımızı okula gönderiyoruz gönüllü olarak ya da zorunlu olarak. Bu ülke topraklarında tek tip eğitim vardır, özel okulların bazılarında değişiklik yapılmış olmasına rağmen temel bakış açısından sapma yoktur. Tek tip eğitimden geçen çocuklar, bir atom bombasından kurtulan insanlar gibidir. Tek doğru, tek bakış açısı, tek dil, tek din, tek devlet ve dünyanın merkezinde olduğuna inanan şizofrenik çocuklar ve toplum!

Çocukları okula gönderdiğimizde ve elimize aldığımız karneye bakarak çocuklara ödüller alıyoruz, seviniyoruz, cezalandırıyoruz, üzülüyoruz. Bilmeden bizler Pavlov oluyoruz! Çocuklarımızı ne hale koymuş oluyoruz, hiç düşündük mü?

Karne sevinci, karne sevinci sonrası çıkılan tatiller ve çocuklarımızın neşesinin yok olduğu, şıklar arasında yaşamaya mahkum ettiğimiz çocuklar, sınavdan sınava koşan, sınav kapısında bekleyen bizler, ömrümüzden kaç yılın gittiğini dahi hesaplayamayan bizler, kimin ve hangi sistemin birer aracı olduğumuzu ve bu araç duygusu içinde nelere hizmet ettiğimiz bile düşünemeyecek konumda olan bizler, çocuklarımızı okula göndererek aptal ettiğimizin dahi farkında değiliz. Çünkü bize sunulan tek kapı bu! Bu kapıyı zorlamak ve bu kapıyı olabildiğince açıp, çocuklarımızın geleceği için mücadele eden bizler, çocuğumuzun okul harçlığını ve dershane ücretini ödeyebilmek için birden fazla işte çalışan bizler, nasıl bir yaşamın içinde ve kim için çalıştığımızın dahi farkına varamıyoruz. Çocuklarımızın hayal dünyalarını okula göndererek yok ettik, o yüzden bizim çocuklarımız hazır oyuncaklar ile oynayan ve dört duvar içinde hapsettiğimiz çocuklarımız, yan yana geldiğinde arkadaşı ile konuşamayan ama telefon ile saatlerce konuşan çocuklar yarattık! Bu süreçten bizler sorumluyuz, çünkü çocuklarımızı okula gönderdik ve onların geleceğini yok ettik!

Çocuklarımıza verdiğimiz karneler, çocuklarımızın başarısını değil, devletin, sistemin başarısını ölçen değerlendirme kağıtlardır. Çocuklarımız ne kadar çok takdir alıyorsa, o kadar çok devletimiz seviniyor, bizler ise devletin bu yok etme sürecine gönüllü katılıyoruz. Okulların başarı oranını ölçen uluslar arası değerlendirme kuruluşları vardır, o kuruluşlar ülkelere notlar verir, bu notlara göre eğitimin yönü ve yöntemi belirlenir. Bu belirlemede çocukların başarı yoktur, verilen karnelerde eğitmenlerin başarısı ölçülür, çünkü sistem ihtiyaç duyduğu emeği bu karnelere bakarak belirler, o emeğe uygun kişi yetiştirir.

Çocuklarımız okula gönderiyoruz, karneler zamanı ise sevinç ve hüznü beklide iç içe yaşıyoruz. Karnelerin çocuklar üzerine etkilerini anlatan psikologlar bu anlarda ekranlara çıkar öğütlerde verir. Her şey çocuklarımızın daha iyi bir birey olması içindir!

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.