[*] Mektuba bağlanmış rüya




Kullanmaya kullanmaya , kullanmayı unuttuğu bir aleti evirip çevirir gibi beyninde döndürdü "Mektup" sözcüğünü.
"Size mektup gelmiş  , Kumru Hanım " cümlesi sekreterinin ağzından çıktığı anda , "mektup" , anlamını bile anımsamakta zorluk çekecek kadar uzaklarda kalmıştı.Oysa , insan yaşamından kayıp giden , iletişim aracı olmaktan çıkan , edebiyatta kitaplara bile konu olacak kadar önemli sayıldığı bir dönemi de yaşamıştı "mektup". Bir zamanlar yazmaktan büyük keyif aldığı; Ona yazışabilmek için yurtdışından arkadaşlar edindiren , uzaktaki akrabalarından  ölümleri , doğumları haber olup  ulaştıran     , ilkokul arkadaşlarının  uzun zaman nefeslerini ve yaşamlarını yanında hissettirmeyi sağlayan mektup , bugün zor bela anımsayabildiği tarih olmuş bir  iletişim aracı haline dönüşmüştü Kumru  için.
Zaman tünelinden fırlayıp gelmişçesine sekreterin elinde masasına yaklaşan beyaz zarfa , bir tuhaf baktı önce ama daha  sonra bu tuhaf bakış , aklından geçmeye başlayan  soruları da sırtlanıp sekreterinin yüzüne yöneldi.Şaşkınlık  ve merakının cevabı  sekreterin yüzünde saklı olmadığı    halde  " Bu zamanda kim mektup yazar ki?" diye, aslında kendisine sorduğu soruyla bir olup , zarfı alabilmek için Onun eline doğru uzandı.
Beyaz zarfın ne ön  ne de arka tarafında , gönderen adı yoktu.Posta merkezi - İstanbul olduğunu anlatan damga  ve sadece gönderilenin ad ve adresi vardı. Arka yüzdeki el yazısına baktı; çıkaramadı kime ait olduğunu. Tüm yazışmalar internet üzerinden , kırk çeşit formatta sınırlanmış baskı harflerine bağımlı elektronik iletiler ile yapılıyordu artık.Ortalıkta gördüğü tek el yazısı hala vazgeçemediği kendi notlarıydı.
Zarfı , kapağının hiçbir zaman o tam kapanmayan ucundan tırnağını geçirip , üstten yırtarak açtı.Dörde katlanmış , ince mektup kağıdını çıkarttı.
"Sahi ya , bir de mektup kağıtları vardı değil mi?"
Dörde katlı kağıdı açtı ve başlığı görür görmez :
"KIZIM..."
Bu beş harflik ve tek kelimelik giriş cümlesi yeterli oldu anlamasına.Ve anlama ile birlikte , kimliksizleşti yüzü , duvarlaştı , soğuştu...Yazanı üşütebilecek  bir soğuşma ile.
Kısa sürede ve olabildiğince hızlı  okuyup bitirdikten sonra , koyu bir gölge de yerleşti yüzüne.Yüksüz ama alabildiğine koyulaşan türden.
Mektubu zarfına yerleştirdi , masanın üstüne bırakıverdi adres ve isim yazan arka yüzü masaya bakacak şekilde.Öne doğru eğilip , dirseklerini dayadı kıyısına  ,  burnunun kenarını , manikürlü - uzun ve ojeli  baş parmak tırnağının tersi ile kaşıdı.
Yılların   acı,öfke , kin , kızgınlık,pişmanlık,sevgi olarak  öğrettiği ne kadar duygu varsa anlamlandırabildiği , o gri bulutun içine   Ona sormadan  doluştu.Sonra bulut , tuhaf bir gülümseme olup dudaklarının iki ucunda belirdi.
Telefona uzanıp sekreterinden kül tablası ve çay istedi.Sigarayı  ofis dışında içmeyi adet edinmişti . Böylece hem az sigara içmiş oluyordu hem de ofisi sigara dumanından koruyordu.Oysa şimdi dışarı çıkacak gücü de algısı da yoktu.
Sekreterin soran gözlerinden kurtulabilmek için sahte bir gülücük attı , kül tablası ve çayını alırken.Derin sigara dumanına çayın sıcaklığı eşlik etti kısa süre yolları ayrılmadan. Zarfa uzandı , aldı ve mektubu tekrar çıkarttı ; bu sefer ağır ve tüm dikkati ile hatta arada bazı cümleleri iki kez , okumaya başladı.Tarafsız olma çabası yoktu düşüncelerinde ama sakinliğe gereksinimi olduğunun farkındaydı.
Bitirdiğinde , okuma ağırlığında kağıdı katlayıp zarfın içine yerleştirdi.Bu sefer , adres kısmı üstte kalacak şekilde koydu masanın üstüne ve gözünü ayırmadı yazıdan.Mektuptaki duygu ve düşünceler havaya karışırken bir paragat atıp yakalama niyeti vardı bakışlarında.
Yazı yavaşça bulanıklaşırken...
"Sen yaşamının bir döneminde vazgeçebilme hakkını kullanıp , kalan özgürlüğünü doya doya yaşarken ; ben , ne yaşadım peki?
Sen , özgürlüğünü kullanma nedenlerini her nadir karşılaşmamızda satır satır ve tane tane anlatmaya çalışırken , benim anlatmak için biriktirdiklerim neydi peki?
Farkında mıydın? Seçim hakkım yoktu benim.Yaşamı da seçmemiştim , sonrasını da.
Sen sevişmenin , her saniyesinden zevk alıp beni yaratırken ; ben , gidişinin her anını uç uca ekleyip ,  acısının tadından seni neden yeniden yaratmayayım ki ?
Seni her sevme girişimimin , (o günlerde bıraktığım) yalnızlığım ve tekliğim  tarafından önü kesilip katledilirken...
Büyüdüm...Belki bencillik belki acımasızlık bilmiyorum , düşünmek te istemiyorum .Oysa sen hala ne af diliyorsun ne de nedamet gösteriyorsun.Gösterebilsen...Belki...
Gidişinin bir bedeli olduğunu biliyordun.Sonunun , idam olacağının  bilincinde olan bir devrimci duruşunda yaptın ve yaşadın herşeyi.
Farkında değil misin be adam , ben işte buna çıldırıyorum!
Bir saniye bile olsa , ruhunu benim için satmayı düşünmedin.Yapmayı bırak diyorum ,  düşünmedin bile. Değil anneme  bana bile bedel olmadı o ruhun.
Yıllarca bundan nefret ettim işte , ben.Senden değil " SEN" olan bu şeyden.
İçinde bir satır  sitem olmayan  , kimseye kızmayan , sonuçların farkındalığını anlatan ve hazır olduğunu santim santim kanıtlayan bu  mektubun..."
-Kumru kızım , Kumru...Kumruuu.
Kapalı oda kapısının arkasından kapı tıklaması ile birlikte , bas bariton erkek sesini bastırmaya çalışan bir inceltme çabasına bulanıp gelen bu seslenmeye açtı , gözlerini.
Terlemişti ; odanın karanlığında , el yordamı ile uzandı masa lambasının düğmesine.
-Efendim baba...
Kapı yavaş ve titrek , çekinceli aralandı . "Ne oldu ? Sesin geliyordu "cümlesi geçebilecek kadar.
- Yok bir şey baba , rüya gördüm demek ki.Kolay kolay sayıklamam da ama...Yatakta yarı doğrulmuş , direklerinden direngi alıp sabit durmaya çalışıyordu.
Biraz daha aralandı kapı , kır saçlı bir baş uzandı  içeri.Gecenin o saatinde hala canlı bakışlar eşlik ediyordu.
-Bu zamanda hala mektup yazacak birileri mi var hayatında?
 "O kadar mı ?" sorusu gülerek çıktı ağzından.Gülerek ama eyvah , yakalandım utangaçlığı da eksik olmadan.
-O Kadar...Babası da gülümsüyordu.Gel de laflayalım anlat bakalım şu mektup işini  bakışları hala çekilmemişti, Kumru'nun üstünden.
-Sabah anlatırım baba , yarın işim çok erken bile çıkabilirim.Kahvaltıda anlatırım unutmazsam tabii .Sen de yat artık , saatten haberin var mı?
Kır saçlı adam , Kumru'ya baktı ; baş parmağının tırnağının tersi ile burnunun yanını kaşıyacak kadar ve bunu Kumru görecek kadar girmişti odadan içeri.
-Sen uyu , anlaşılan bu gece nöbet tutmam lazım, mektuplardan korumak için seni.
Başkaca bir şey demeden , geldiği yavaşlık ve sessizlik ile odadan çıkıp kapıyı kapattı.


--
1/27/2011 01:41:00 PM tarihinde AVRAM USTA tarafından * adresine gönderildi



Kullanmaya kullanmaya , kullanmayı unuttuğu bir aleti evirip çevirir gibi beyninde döndürdü "Mektup" sözcüğünü.
"Size mektup gelmiş  , Kumru Hanım " cümlesi sekreterinin ağzından çıktığı anda , "mektup" , anlamını bile anımsamakta zorluk çekecek kadar uzaklarda kalmıştı.Oysa , insan yaşamından kayıp giden , iletişim aracı olmaktan çıkan , edebiyatta kitaplara bile konu olacak kadar önemli sayıldığı bir dönemi de yaşamıştı "mektup". Bir zamanlar yazmaktan büyük keyif aldığı; Ona yazışabilmek için yurtdışından arkadaşlar edindiren , uzaktaki akrabalarından  ölümleri , doğumları haber olup  ulaştıran     , ilkokul arkadaşlarının  uzun zaman nefeslerini ve yaşamlarını yanında hissettirmeyi sağlayan mektup , bugün zor bela anımsayabildiği tarih olmuş bir  iletişim aracı haline dönüşmüştü Kumru  için.
Zaman tünelinden fırlayıp gelmişçesine sekreterin elinde masasına yaklaşan beyaz zarfa , bir tuhaf baktı önce ama daha  sonra bu tuhaf bakış , aklından geçmeye başlayan  soruları da sırtlanıp sekreterinin yüzüne yöneldi.Şaşkınlık  ve merakının cevabı  sekreterin yüzünde saklı olmadığı    halde  " Bu zamanda kim mektup yazar ki?" diye, aslında kendisine sorduğu soruyla bir olup , zarfı alabilmek için Onun eline doğru uzandı.
Beyaz zarfın ne ön  ne de arka tarafında , gönderen adı yoktu.Posta merkezi - İstanbul olduğunu anlatan damga  ve sadece gönderilenin ad ve adresi vardı. Arka yüzdeki el yazısına baktı; çıkaramadı kime ait olduğunu. Tüm yazışmalar internet üzerinden , kırk çeşit formatta sınırlanmış baskı harflerine bağımlı elektronik iletiler ile yapılıyordu artık.Ortalıkta gördüğü tek el yazısı hala vazgeçemediği kendi notlarıydı.
Zarfı , kapağının hiçbir zaman o tam kapanmayan ucundan tırnağını geçirip , üstten yırtarak açtı.Dörde katlanmış , ince mektup kağıdını çıkarttı.
"Sahi ya , bir de mektup kağıtları vardı değil mi?"
Dörde katlı kağıdı açtı ve başlığı görür görmez :
"KIZIM..."
Bu beş harflik ve tek kelimelik giriş cümlesi yeterli oldu anlamasına.Ve anlama ile birlikte , kimliksizleşti yüzü , duvarlaştı , soğuştu...Yazanı üşütebilecek  bir soğuşma ile.
Kısa sürede ve olabildiğince hızlı  okuyup bitirdikten sonra , koyu bir gölge de yerleşti yüzüne.Yüksüz ama alabildiğine koyulaşan türden.
Mektubu zarfına yerleştirdi , masanın üstüne bırakıverdi adres ve isim yazan arka yüzü masaya bakacak şekilde.Öne doğru eğilip , dirseklerini dayadı kıyısına  ,  burnunun kenarını , manikürlü - uzun ve ojeli  baş parmak tırnağının tersi ile kaşıdı.
Yılların   acı,öfke , kin , kızgınlık,pişmanlık,sevgi olarak  öğrettiği ne kadar duygu varsa anlamlandırabildiği , o gri bulutun içine   Ona sormadan  doluştu.Sonra bulut , tuhaf bir gülümseme olup dudaklarının iki ucunda belirdi.
Telefona uzanıp sekreterinden kül tablası ve çay istedi.Sigarayı  ofis dışında içmeyi adet edinmişti . Böylece hem az sigara içmiş oluyordu hem de ofisi sigara dumanından koruyordu.Oysa şimdi dışarı çıkacak gücü de algısı da yoktu.
Sekreterin soran gözlerinden kurtulabilmek için sahte bir gülücük attı , kül tablası ve çayını alırken.Derin sigara dumanına çayın sıcaklığı eşlik etti kısa süre yolları ayrılmadan. Zarfa uzandı , aldı ve mektubu tekrar çıkarttı ; bu sefer ağır ve tüm dikkati ile hatta arada bazı cümleleri iki kez , okumaya başladı.Tarafsız olma çabası yoktu düşüncelerinde ama sakinliğe gereksinimi olduğunun farkındaydı.
Bitirdiğinde , okuma ağırlığında kağıdı katlayıp zarfın içine yerleştirdi.Bu sefer , adres kısmı üstte kalacak şekilde koydu masanın üstüne ve gözünü ayırmadı yazıdan.Mektuptaki duygu ve düşünceler havaya karışırken bir paragat atıp yakalama niyeti vardı bakışlarında.
Yazı yavaşça bulanıklaşırken...
"Sen yaşamının bir döneminde vazgeçebilme hakkını kullanıp , kalan özgürlüğünü doya doya yaşarken ; ben , ne yaşadım peki?
Sen , özgürlüğünü kullanma nedenlerini her nadir karşılaşmamızda satır satır ve tane tane anlatmaya çalışırken , benim anlatmak için biriktirdiklerim neydi peki?
Farkında mıydın? Seçim hakkım yoktu benim.Yaşamı da seçmemiştim , sonrasını da.
Sen sevişmenin , her saniyesinden zevk alıp beni yaratırken ; ben , gidişinin her anını uç uca ekleyip ,  acısının tadından seni neden yeniden yaratmayayım ki ?
Seni her sevme girişimimin , (o günlerde bıraktığım) yalnızlığım ve tekliğim  tarafından önü kesilip katledilirken...
Büyüdüm...Belki bencillik belki acımasızlık bilmiyorum , düşünmek te istemiyorum .Oysa sen hala ne af diliyorsun ne de nedamet gösteriyorsun.Gösterebilsen...Belki...
Gidişinin bir bedeli olduğunu biliyordun.Sonunun , idam olacağının  bilincinde olan bir devrimci duruşunda yaptın ve yaşadın herşeyi.
Farkında değil misin be adam , ben işte buna çıldırıyorum!
Bir saniye bile olsa , ruhunu benim için satmayı düşünmedin.Yapmayı bırak diyorum ,  düşünmedin bile. Değil anneme  bana bile bedel olmadı o ruhun.
Yıllarca bundan nefret ettim işte , ben.Senden değil " SEN" olan bu şeyden.
İçinde bir satır  sitem olmayan  , kimseye kızmayan , sonuçların farkındalığını anlatan ve hazır olduğunu santim santim kanıtlayan bu  mektubun..."
-Kumru kızım , Kumru...Kumruuu.
Kapalı oda kapısının arkasından kapı tıklaması ile birlikte , bas bariton erkek sesini bastırmaya çalışan bir inceltme çabasına bulanıp gelen bu seslenmeye açtı , gözlerini.
Terlemişti ; odanın karanlığında , el yordamı ile uzandı masa lambasının düğmesine.
-Efendim baba...
Kapı yavaş ve titrek , çekinceli aralandı . "Ne oldu ? Sesin geliyordu "cümlesi geçebilecek kadar.
- Yok bir şey baba , rüya gördüm demek ki.Kolay kolay sayıklamam da ama...Yatakta yarı doğrulmuş , direklerinden direngi alıp sabit durmaya çalışıyordu.
Biraz daha aralandı kapı , kır saçlı bir baş uzandı  içeri.Gecenin o saatinde hala canlı bakışlar eşlik ediyordu.
-Bu zamanda hala mektup yazacak birileri mi var hayatında?
 "O kadar mı ?" sorusu gülerek çıktı ağzından.Gülerek ama eyvah , yakalandım utangaçlığı da eksik olmadan.
-O Kadar...Babası da gülümsüyordu.Gel de laflayalım anlat bakalım şu mektup işini  bakışları hala çekilmemişti, Kumru'nun üstünden.
-Sabah anlatırım baba , yarın işim çok erken bile çıkabilirim.Kahvaltıda anlatırım unutmazsam tabii .Sen de yat artık , saatten haberin var mı?
Kır saçlı adam , Kumru'ya baktı ; baş parmağının tırnağının tersi ile burnunun yanını kaşıyacak kadar ve bunu Kumru görecek kadar girmişti odadan içeri.
-Sen uyu , anlaşılan bu gece nöbet tutmam lazım, mektuplardan korumak için seni.
Başkaca bir şey demeden , geldiği yavaşlık ve sessizlik ile odadan çıkıp kapıyı kapattı.


--
1/27/2011 01:41:00 PM tarihinde AVRAM USTA tarafından * adresine gönderildi

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.