Banner

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 12. günü "abla" üç film görür: Balığa Çıkmak İçin Kötü Bir Gün, Lezbiyen Vampirler, Koca Dünyada Kurtuluş Pus


Adının, Sinema Günleri olduğu, başlangıcından bu yana izleyicisi olduğu Festivalin, 12. gününde gördüğü iki güzel filmle, "abla"nın, hele tek filmle Dünyayı değiştirme hayâli taşıyan bir genç yönetmenin ilk işiyse- uzun ve iddialı isim taşıyan filmlerin hayâlkırıklığı yarattığına ilişkin önyargısı kırılır.

Sinepop, tek numaralar tarafında "abla"yı karşılayan bey, "bu film iş yapmaz" der, "salon boş, seni nereye oturtayım?" İspanya-Uruguay, 2009 yapımı Balığa Çıkmak İçin Kötü Bir Gün: Yönetmen Alvaro Brechner, oyuncular Gary Piquer, Jouka Ahola, Antonelle Costa... Genç Ustalar bölümünden, Uruguaylı yazar Juan Carlos Onetti'nin kısa hikâyesinden uyarlama güzel film, eski güreş Dünya şampiyonu Jacop van Oppen ile kökleri Bizans'a dayanan ailenin üyelerinden menajeri Prens Orsini'nin, ortaya, rakibinin şampiyona 3 dakika dayanması karşılığında 1000 USD koyarak yaptıkları Güney Amerika turnesini anlatır. Prensin, iki üç yeşil banknot arasına bir tomar kaba kağıt koyarak ürettiği göstermelik 1000 USD, uğradıkları son kasabada, zekâsı durgun kasları gelişkin sevgilisiyle evlenmek için paraya ihtiyacı olan gebe genç kadının iştahını kabartır. Orsini, yerel gazeteyi de işin içine soktuğu dâhice halkla ilişkiler ve küçük ayak oyunlarıyla son dakikaya kadar güreşi, ya da rakibi iptal etmeye çalışırsa da, Jacop güreşmekten başka bir şey bilmez, vazgeçmez. Gece ışıklarıyla morumsu neon rengi film, iyi ve güzel anlatılmış.

Batı Almanya-İspanya, 1971 yapımı Lezbiyen Vampirler: Yönetmen Jess Franco, oyuncular Soledad Miranda, Ewa Strömberg, Andres Monales... İstanbul:İçeriden ve Dışarıdan bölümünden, Avrupa'da, yüksek bir duvarla ayrılmış Batı ve Doğu Almanya isimli farklı siyâsi bölümlerin olduğu yıllardan, filmin yapımından en az 10 yıl sonra doğmuş gençleri kahkahaya boğan erotik-lezbiyen-vampir-korku filmi, akranları olmayan "abla"yı da çok eğlendirir. Bir boy aynası ve koca bir şamdan eşliğinde sahnede soyunan lezbiyen çiftten, Kont Dracula'nın varisi Kontes Corody ile "aralarına almaya niyetlendiği" sarışın güzel avukatın rüyalar, hayâllerle süren kısa hikâyesi, Corody'nin terkettiği, isterik çığlıklarla kıvranan eski sarışını, eski sarışını elinde tutup vampirlerin Dünyasına geçebilmeyi uman doktor, Corody'nin hipnotize katili, sarışın avukatın sevgilisi incecik bıyıklarıyla pek yakışıklı Ömer, sapkın hademe Mehmet (bizzat Jess Franco); İstanbul'da Uskulan isimli bir tepedeki şato yavrusu, Büyükada'dan tekneyle geçilen modern biçimde döşenmiş tekinsiz bir dizi boş villadan oluşan küçük başka bir ada, cayırtılarla sert müzik, film boyu çekim ve mantık hataları, bol bol kadın cinselliği, filmin küçük aksesuarları bir kelebek, bir akrep... İspanya'dan Hayat Boyu Başarı Ödülü almış 80'li yaşlardaki kült yönetmenden muhteşem bir film!

Bulgaristan-Almanya-Slovenya-Macaristan, 2008 yapımı Koca Dünyada Kurtuluş Pusuda: Yönetmen Stephan Komandarev, oyuncular Miki Manojlovic, Carlo Ljubek, Hristo Mutafchiev... Dünya Festivallerinden çok güzel bir film: Bulgaristan'da doğan, ana-baba, büyükanne ve Tavlanın Kralı dedesi arasında sevgiyle büyürken, dedenin kahvede tavla oynadıkları sırada, komünist rejim aleyhine ettiği üç beş lâf üzerine, geçmişindeki pürüzler yüzünden işsiz kalmakla tehdit edilen damadı, karısını ve oğlunu alır, İtalya'ya iltica eder. Aylarca, sadece spagetti yedikleri, mülteci başına aldığı 10 USD'dan vazgeçmeye niyeti olmayan kamp yönetiminin, "sınırdışı kararı"yla tehdit ederek işlemlerde ayak sürüdüğü kamptan, tavla sayesinde kazandığı parayla Almanya'ya geçerlerse de baba, 15 yıl süreyle ortadan kaybolur, oğlanı annesi bir başına büyütmek zorunda kalır. Nihayet üçü bir araya gelir; yıllar sonra değişen rejimin esnettiği ülkelerine giderken geçirdikleri kazada ana baba ölür, delikanlı hafızasını yitirir. Film, dede ile torunun tümüyle gerçek mekânlarda, doğada konakladıkları, arada İtalya'daki artık kapatılmış kampa uğrayıp, Almanya'dan -Alpler'i aşarak- Bulgaristan'a, çift kişilik bisikletle yaptıkları, delikanlının hafızasını kazandığı uzun yolculuğu anlatır. Bulgar asıllı Alman yazar İlija Trojanov'un özyaşam öyküsü, "abla"ya, ortanca kızkardeşinin asistanlarından Adnan'ın, Bulgaristan'dan, -küçücük bir oğlanken iki ay barındıkları kilisede dibinde yattıkları İsa heykelini unutamadığı- İsveç'e, Almanya'ya, oradan Türkiye'ye uzanan, yıllara yayılan yolculuğunu hatırlatır.

Gösterim öncesi SİYAD'çılarla yaptığı tavla turnuvasını kaybeden, herbiri Stephan isimli yönetmen, yapımcı ve bestecisi izleyici karşısına çıkar, "filmimizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz" derler; "Tavla başkenti" İstanbul'a, Stephan, Stephan, Stephan üçü de birçok kez gelip beğendiklerini, (Balat'taki Demir Kilise adıyla da bilinen) Bulgar Kilisesi'nin bir adının Aziz Stephan olduğunu söylerler.

Alkışlarla sona eren, başrolünde "tavla"nın olduğu çok güzel filmin gösterimi sonunda Stefan üçlüsü, aralarında çok sayıda Bulgaristan göçmeninin de bulunduğu izleyicilerin sorularını yanıtlarlar: "Çocukların bile anlayacağı biçimde, komünizmde kullanılan dile dikkat çekmek istedik... bizim için otantik olması önemliydi, çok araştırma yaptık... Bulgaristan'da bir dönem, geçmişten sözetmekten hoşlanılmazdı, propaganda olarak görürlürdü, ama bizce bu yüzleşme çok önemliydi... Filmin sonundaki klarnetçi İbrahim Papazov isimli bir arkadaşımız, bu da Türkiye ile ortak noktalarımızdan biri, Baba Zula'dan Murat'la konuştuk, ileride belki onu bir filmimizde göreceksiniz... Kitabı 2000'de bulduk, sinema diline çevirmek 8 yıl aldı, kitabının ruhunun filme aktarırken kaybolmaması için çok çabaladık... yazarın kitabı hayatıydı, tepkisinden kaygılı ve gergindim, filmin sonunda arkamı döndüm, gözyaşlarıyla kaplı yüzünü görmek inanılmazdı... Filmin bütçesi Bulgaristan için çok büyüktü, ancak %25'ini karşılayabildi, gerisi Almanya, Slovenya, Sırbistan'dan geldi... Filmdeki, -dedenin 6, 6 zarlarına karşı torunun teki kırılan iki zarla 6, 6, 1 attığı sahne- bilgisayarla üretilen tek sahneydi... Hikâyeyi kalbimle seçtim, bir diğer neden, benim kuşağımın gitmek/kalmak sorunu üzerineydi, aynı zamanda önce, sonra ve geçiş sürecini en iyi anlatan filmlerden olduğunu düşünüyorum, tavla oyunu da dahil..."

Yorum Gönder

3 Yorumlar

Sayenizde İstanbul da olmasam da Fiml Festivalini izler gibiyim
senbilirsinabla dedi ki…
Kahvaltıda kızına, "film anlatılmaz, izlenir..." diye akıl veren "abla", -ne öğrendiğini ekleyerek- anlattığı film yazılarının okunmasından büyük mutluluk duyar.

"Abla"nın aklına uymadığı için, humaniart'a teşekkür eder.
Sanırım kaçırmadığım tek kişisiniz siz yazılarını , açıkcası sizi birazda kıskanıyorum filmleri izleyemediğimden ötürü.