
Öncelikle merhabalar. Sözü fazla uzatmadan, hemen konuya gireyim ben en iyisi.
Yazmıyorum ; daha doğrusu yazamıyorum. Yazmıyorum, çünkü biliyorum ki yazdıklarım "plastik"ten öteye geçmeyecek. Çünkü biliyorum; "öz ağlamadan göz ağlamaz" palavrası güzel sanatların hepsi için geçerli.
Yazdığım taktirde, sizin kadar "cesur ve doğrucu" olamayacağım için yazmıyorum. Çünkü biliyorum ki satırlar belirli bir çıkara hizmet edecek. Hepsi birer seyyar satıcıya dönüşecek ve "pamuk eller cebe" imajıyla göz yaşı bekleyecekler dünyanın en bilinçsiz tüketicileri olan göz torbacıklarımızdan. Halbuki kendimi o kadar zorladım ki yazabilmek için.
Neler mi yaptım? Gülmek yok ama.

- Göksel'in yeni albümünü aldım; belki 70'lerin "aşk" kokan şarkıları beni gaza getirebilir diyerek. Şarkıların isimlerine bakarak "en damar" şarkıyı seçmeye çalıştım. "Mektubumu buldun mu" .. Ne yalan söyleyeyim, direk açtım şarkıyı. Ancak, "baksana talihe" isimli ritmik şarkıya atlayışım fazla uzun sürmedi. Şarkı bitince nihayet hatırladım masaya en amaçla oturduğumu. Zaten şarkıyı dinlerken omuzlarımı bir sağa bir sola ritmik bir şekilde sallamam başarısızlığımın en fena kanıtıydı. Olmuyordu bir türlü.. Lirik yazılar yazamıyordum. "Pes etmek yok! " dedim kendi kendime. "Ağlamak Güzeldir" isimli şarkıyı açtım ki bu şarkı sizindi galiba, bakın bu konuda bile sıkıntı yaşıyorum. Tahmin ettiğim gibi şarkının giriş bölümü "Ağlamaaaak güzeldiiiir" şeklindeydi, ismiyle doğru orantılı yani. Neyse sadede geleyim, ne yaptıysam olmadı.

- "Göksel" planı yatınca problemin "yazı formumda" olduğunu düşünerek formumu kısa bir süreliğine değiştirme kararı aldım ( Zaten form formluktan çıktı aç kapa aç kapa yalama bir hale geldi son bi' kaç aydır.) . Kendisine ayrılan köşenin taş çatlasa dörtte birini dolduracak kadar yazan Mehmet Altan'ın yolundan gitmeye karar verdim. Satır aralarını 70 cm'e kadar çıkarttım, her cümlenin sonuna üç nokta koydum yine olmadı. Başarısızlıkla sonuçlanan ve ölüdoğan "aşk temalı" yazı girişimim kelimesi kelimesine şu şekildeydi:
Aşk...
Ne güzel şey...
Savaşmayalım,
Sevişelim bence..
( Pek duygulanmadım şahsen ben, şu an dahi.)
- Mehmet Altan planı da dermine derman olmayınca betimlemelere sığındım. "İyi betimleme duygulandırabilir" düşüncesiyle lirik ikonları betimlemeye çalıştım. "Aşık" bi' bireyi nasıl betimleyebilirdim? Açık konuşayım, aklıma ilk gelen şey ızgaraya yeni atılmış tavuk kanatları oldu. "Yok" dedim kendi kendime, "Kanatlar pek lirik olmadı.".. Birini unutmak veya unutmaya çalışmak... Bunu nasıl betimleyebilirdim? Acaba pazartesi günleri kesmek zorunda kaldığım sakallarımla bu konuyu bağdaştırabilir miydim? Sonuçta sakallarımı seviyordum, kesmek istemiyordum, belki bir bağ kurabilirdim ikisi arasında. Düşündüm ve sırıtmaya başladım oturduğum yerde. Bu yöntem de başarısızlıkla sonuçlandı anlayacağınız üzere.
Sonuç olarak şunu sormak istiyorum size. Hani bir şarkınızda beyefendiye önce gitmesini söylüyorsunuz da sonra vazgeçiyorsunuz ya bu talebinizden. Bu nitelikte ve bu duygu yoğunluğunda yazıları/şarkı sözlerini nasıl yazıyorsunuz acaba, belli başlı yöntemleriniz var mı? Şunun için soruyorum, ben de artık diğerleri gibi bi' anda duygulanıp kalemi kağıdı almak istiyorum elime, haftada bir bilgisayarın başına geçip 'bıg bıg' yazmak yerine.
Bu umutsuz vak'anın dertlerini dinlediğiniz için size teşekkür ederim, cevabınızı bekleyeceğim.
Rumuz: Duygusuz
3 Yorumlar
Sevgilerimle