ve ben artık dayanamadım...
eninde sonunda olacak olanı çabuklaştırmaktı tek yaptığım...
vapurdayken, boğazın tam ortasında attım kendimi denize...soğuktu...
hiç kimse görmedi beni..
vapur her zaman tıka basa dolu olur, oturacak yer bulamazsın ya, bu defa boş yer çoktu...ama benim oturasım yoktu..
sigaramı yakmak ve sulara bakmaktı tüm derdim...
oda artık yasaklanmıştı bana...
attım kendimi serin sulara...
marmaranın karanlığına ve soğuğuna...
hiç kimse fark etmedi beni...
bu durum işime geldi önce...
ama sonra çok acı verdi...
üstelik geceydi...
deniz, yer, gök...her yer karanlıktı...
her an birşeyler çarpabilirdi bana...
parçalara ayrılabilirdi bedenim...
tanınmayacak hale gelebilirdim..
her an donabilirdim soğuktan...
sonsuz uykuya dalabilirdim karanlıklarda...
önce yüzmeyi düşündüm...ya sola, ya da sağa...
anadoluya ya da avrupaya...
hangisi daha iyi gelirdi acaba...
yapabilir miydim , ulaşabilir miydim sonunda karaya...
uzun uzun baktım iki tarafa...
mesafeyi görmeye çalıştım...
ne tarafa daha yakındım...
hiç ışık yoktu etrafta...
ve benim küçük bedenimde hiç güç yoktu...
nefesim yoktu ciğerlerimde...
balıkçı tekneleri de yoktu etrafta...
zayıf ışıklar yanmaktaydı belli belirsiz...
bense ışıksız, karanlık ve yapayalnızdım...
koca şehir yıldızları bile yutmuştu...
bu yaz gününde su bu kadar soğuk olur muydu...
marmara kapkara bir delikti şimdi...
ve ben o deliğin ortasında bana çarpacak bir yük gemisini bekliyordum...
gemi çarpacak beni parçalara ayıracaktı...
ve sabahın ilk saatlerinde martılar üstüme üşüşeceklerdi...
kahvaltıları olacaktım...
simit yerine kendimi atmıştım martılara...
bağırsam sesim kimseye ulaşmazdı..
boşlukta yankılanır dururdu...
üstelik kendi kendime atlamıştım vapurdan...
ayağım kaymamıştı, düşmemiştim, kimse itelememişti beni...
ruhum atmıştı kendini sulara...
ama ben atlayınca ya 3 satırlık aklıyla balık olacağımı ya da artık varolmayacağımı sanmıştım...
sancıya dönüşen aşklarım vardı...
çok geçmiydi artık; belki de değildi...
yapacak tek şey; denizin ve karanlığın ve boşluğun ve sessizliğin ve yalnızlığımın tadını çıkartmaktı...
sabah olmayacaktı nasılsa...
tabiki böyle olmadı...
ben bütün bunları düşünürken vapur karaya yanaştı...
kalabalığa karıştım...
kalabalıkta denizin dipsiz karanlığından farksızdı...
evimin yolunu tuttum...
evimin yolunu unuttum...
üşüyordum...
ıslaktı içim...soğuktu..yaşlıydı..yalnızdı...
gözlerimden boncuklar akıyordu...
hava çok sıcaktı,ben soğuktum...
iskele kalabalıktı...ben yalnızdım...
beni bekleyen kimse yoktu...ben yorgundum...
üstelik bu uçsuz bucaksız yeşillere çok kırgındım...
beyazinistilasi' da yayınlanmıştır...
3 Yorumlar
Sabah milletin işe gittiği saatte at bakalım ne olacak. Gerçi kimse seni kurtarmak için denize falan atlamaz ama yine de senin imdat çığlıklarını yorumlayan bir sürü insan olacaktır.
Ve denizin dibine glup glup diyerek giderken "yazık gençmişte" deyip karşıya geçene kadar konuşacakları bir konu olacak.
Öptüğün beyaz prens çıkmasa da, sen prensessin ya bununla avun:)))))
Saygılar. Işık
ışık; ya aslında biliyon mu bu yazıyı yazdıktan sonra farkettim ki aslında ben hep prens sanıyom, öpüyom, oda kurbağa oluyor:))