Banner

Tek taraflı ayrılık öyküsü...


Sen, söylenebilecek en uygun cümleleri düşünüyorsun, gözlerin kaldırımdaki taşlara odaklanmış. Ben ise, duyacağım hiçbir sözcüğün mutlak sonu değiştirmeyeceğini biliyorum, gözlerim denizin üzerinde batmakta olan koyu kızıl güneşe takılmış…

Yan yana, ağır adımlarla yürüyoruz sahil yolunda: ne iki yabancı gibiyiz, ne de sevgili. Birbirimize yanlışlıkla değmekten korkar gibi, tereddütle atıyoruz adımlarımızı aramızdaki mesafeyi koruyarak.

İlk defa bakışlarını kaçırıyorsun. Benden başka her yerde dolaşıyor gözlerin. Ve ilk defa bu kadar yabancı duruyorsun bana…

Kabahat bende, çekeceğim cezamı. Ben istedim bu son buluşmayı; öyle kaçarak olmazdı, eğer bitmişse her şey, kelimelere dökülmeliydi veda…

Acıyorum kendime; bir dokunuşta kırılacak kadar hassasken yüreğim, nasıl olur da güçlüymüş gibi gösterebildim kendimi… Dayanabilecek miyim şimdi bu vedaya tek damla gözyaşı dökmeden…

Düşünme diyorum sana, düşünme onu ne kadar özleyeceğini, ne kadar sevdiğini… o becerebiliyorsa seneler sonra bir yabancı gibi durmayı yanında, sen de yapabilirsin pekala… Sakın deli kız gözlerine bakma yeter, yoksa garanti edemem hiçbir şeyi…

Aslında şu ana kadar, kendime bile itiraf etmekten korktuğum bir umudum vardı içimde. Ya da umutçuk diyelim buna… Belki dedim mühür gözlüm diye sevdiğin gözlerime bakınca tartarsın duygularını, ayrılalım demekten utanır, kaybedeceklerinin korkusu sarar içini ve her şeyin üstüne bir çizgi çekip sevgiyle sarılırız birbirimize… El ele tamamlarız bu yürüyüşü… Yine şefkatle okşar ellerimi, bende kedi gibi sokulurum sana, başımı göğsüne yaslarım huzurla…

İşte buna Polyannacılıkta son nokta denir… İyimserliğime ve nerden beslendiğini bilmediğim umuda mı gülsem mi, ağlasam mı?

Bir süre sonra başını yerden kaldırıp bakıyorsun gözlerlime… Çabucacık bir iz bulmaya çalışıyorum gözlerinde, beni hala sevdiğine dair… Umudum son bulur muydu?

Sonunda doğru cümleleri bulmuş olmanın verdiği güvenle bakıyor yüzüme, kararlı…

“Üzgünüm… Gerçekten… Böyle bittiği için üzgünüm…”

Bekliyorum, ardından bir cümle daha gelecek diye… Ama yok… Sessizlik… Onun da boğazında bir şeyler mi düğümlendi, yoksa bana mı öyle geldi… Yutkundu sanki…

Yeter; iz aramaya son…

Son umut kırıntım da tükendi gitti böylece…

Tekrar kaldırım taşlarını saymak için düşürdün başını, tek kelime etmedin başka…

Belki de hiçbir zaman sevmedin benim seni sevdiğim gibi… Her şey bir hayaldi… Ya da ölmeyesice umudumun eseri…

Üçüncü kez başını kaldırıp yüzüme baktın; bir öncekinden daha soğuk, daha kararlı…

“Burada ayrılalım istersen, kendimize daha fazla işkence çektirmenin bir anlamı yok”

İşte şimdi doğru bir laf ettin… Bitsin bu işkence.

Eline uzatıyorsun bana… Tokalaşmadan ayrılsak olmaz mıydı? Ya elinin sıcaklığını hissedince çoğalırsa acım… Bunu hiç düşünmedin mi? Pardon, sen kaldırımdaki taşların mimari özelliklerini düşündün, gökte kanat çırpan kuşları, ailesiyle birlikte neşeyle koşuşturan çocukları, bir günün daha bitiyor olduğunu düşündün ve yarın yeni bir güne uyanacağını…

Ben ise tek bir şeyi düşündüm: DELİ GİBİ SEVERKEN NASIL AYRILACAĞIMI…

Birkaç saniye süren, ellerin birbirine duygusuz temasından sonra, birbirimize sırtımızı dönerek uzaklaştık ağır adımlarla…

Senin de gözlerinden benim gibi bir damla yaş süzüldü mü acaba? Diyorum ya umudum son bulur mu?

Sustum…

Yorum Gönder

2 Yorumlar

RoMeo dedi ki…
sevgili dilekdzgn,

evet çok zor bir durum insan severken ayrılması...

hep bir umut bağlar o yürekler...
Dilek Düzgün dedi ki…
Ama zamanla acı diner, yara kapanır... Sadece biraz zaman...