“Abla”ya Göre Hâl ve Gidiş 53 (Museo ve değersizlik) - Bir milyon kalem

Bir milyon kalem

Blog yazarları topluluğu

16 Kasım 2018 Cuma

“Abla”ya Göre Hâl ve Gidiş 53 (Museo ve değersizlik)

 
 
Vizyona gireceği için Filmekimi’nde görmezden geldiği Museo ile nihayet buluşan “abla” filmi çok beğenir.
Meksika’da, tarihin en büyük müze soygununu planlayıp gerçekleştiren Juan (öfkeli, üzgün, gerçekten bücür Gael Garcia Bernal) ile çocukluk arkadaşı Milton (ürkek yüz ifadesiyle çok etkili, Juan’ın uydusu Leonardo Ortizgris)nın çaldıkları parçalar o kadar değerlidir ki, paha biçilemezken satılmaları mümkün olmaz. Söz konusu müzeyi ve parçaları Meksika gezisinde yerlerinde görmüş “abla”, Juan’ın, ölülerin ruhlarından özür niyetine, bir dizi boncuğu harabelere bıraktığı sahnede ve title’a eşlik eden gece sesleri arasında duyulan vahşi çığlığın, park içinde konakladıkları gece ürkerek dinlediklerini, sabah “ağaçlarda yaşayan bir maymuna ait olduğunu” öğrendiklerini hatırlar.
Yarattığı atmosferle “abla”yı saran film bir de, Juan ile kendisini özdeşleştirmesine neden olan değersizlik duygusu üzerine derinleşir. Ailenin en küçüğünün bile “bücür” diye seslendiği, babasının “seni aldıracaktık” dediği, istenmemeden gelen değersizlik duygusuyla büyüyen Juan, veterinerlik mezuniyetini uzattıkça uzatır. Soygun da “abla”ya göre onun, kendisini istemeyen ailesini protesto biçimidir.
Kendinden bilir; genç kızlığında yarattığı flört odaklı anarşi ortamıyla ailesini bayağı zorlamışlığı vardır. Bu da belki, kendisini, –“abla”nın bile hak verdiği, elbet haklı nedenlerle- istemeyen annesi ile hesaplaşmasıdır.
Filmin son sahnelerinden birinde Juan, sabaha karşı evine girer, buzdolabı kapağından babası ile küçüklüğünün fotoğrafını alır; içine sinmez, ebeveyninin uyuduğu odaya girer seslenir. Babasının “Her şeyin, paran vardı?” sorusuna yanıt bulamadan öylece dikilir. Kolay değildir; “abla” içindeki derin değersizlik duygusu ile istenmeyen çocuk olma bağlantısını kurup kendi yanıtını bulabilmek için on yıllık inziva dâhil, 20 yıl uğraşmıştır.
Filmin başına yerlilerin, tonlarca ağırlıktaki yağmur tanrısının, hayatlarından, geleneklerinden yağmalanmasını gözyaşlarıyla çaresizce izleyişlerini gösteren belgeseli koyan yönetmen Alonso Ruizpalacios’un, bazı parçaları hayatına değer katsın diye çalan Juan arasındaki paralelliğe dikkat çekişine hayranlık duyan “abla”, bu muhteşem film dolayısıyla bir kez daha tekrarlar:
“Ebeveynler” der, “bakabilecekleri kadar değil, sevebilecekleri kadar çocuk sahibi olmalıdırlar.” 

Sayfalar