“Abla”ya Göre Hâl ve Gidiş 44 (Göbeklitepe’de meditasyon) - Bir milyon kalem

Bir milyon kalem

Blog yazarları topluluğu

17 Ekim 2018 Çarşamba

“Abla”ya Göre Hâl ve Gidiş 44 (Göbeklitepe’de meditasyon)

 
Gün be gün olumlu sonuçlarını gözlediği Aile ve Karma Dizimi’ni yaptırdığı danışmanından, dört ay önce aldığı mail üzerine “abla”, 2018 Ekim’inin 12. günü arkadaşlarıyla Şanlıurfa’ya yollanır. Çoktandır Göbeklitepe’yi görmek programındadır, üstüne üstlük bu kez Işığın Sonsuzluğu içerikli bir meditasyon, dileğini süsler.
Beklenenin üstünde katılımla, 60 kişi aynı niyetle Urfa’da buluşur; ertesi gün Göbeklitepe’ye meditasyon için gidecek olan çoğunluğu kadın, grup, birkaç saat boyunca otelin geniş salonunda “kendi hakkında düşünmeye” davet edilir.
13 Ekim sabahı, vilayetten gelen, kazılmakta olup çepeçevre ahşap patikayla dolaşılan ören yerini örten, sonsuzluk işaretini anımsatan çatının yenilenmesiyle ilgili uyarı üzerine 07:30’da otelden çıkıp Göbeklitepe’ye varılır. Etkileyici müzik eşliğinde kısa bir gösteri ardından -“abla”nın fikre hayran kaldığı- travers döşeli yolla kazıya varılır. Herkes sessizce kendi yerini bulur ve “derin düşünme” anlamına meditasyona başlar. Rehberleri dışında herkesin kadın olduğu bir yerli turist grubunun geldiği sıra, yavaşça toparlanılır ve ören keşfe çıkılır.
“Abla” ve birçoğu için tepedeki dilek ağacı çekim noktası: Ağaca sırtını verip dibine oturma niyetiyle yanı başındaki, meditasyonunu örselediği hanımdan “abla”nın aldığı tek tepki, tek bir söz; “sığamadık”. Yerine yerleştikten bir zaman sonra gözü önünden tek tek tüm olası yanıtlar geçen, “anda meditasyon”un mucidi “abla” durumu değerlendirir ve yanındaki hanımın güzelim “doğru” sözcük seçimine duyduğu hayranlıkla ona sarılır; aklında sadece doğru sözcükleri seçerek Dünya’da cenneti yaşama fikrinin harika ışıltısı, Işığın Sonsuzluğu’nun kendisine verdiği ilk büyük armağan.
Yürüyerek vardıkları, “burada gece kalmak ne güzel olurdu” dileğinin çok kısa zamanda gerçekleşeceğini bilmeden, “abla”nın odalarından birini fotoğrafladığı Pınarbaşı Taş Konak’ta kahve molası sonrası inilen merkez canlı; misafirperver Şanlıurfa turiste alışkın. Grup rastlaştıkça diğerlerine “Gümrük Han’a gitmeyi unutmayın, Eşkıya’nın bazı sahneleri orada çekilmiş” türü tüyolar vererek gezmeye başlar. Balıklı Göl, Çifte Mağaraları üzerinde kaleden Urfa’ya bakarak Menengiç Kahvesi, Bedesten gibi güzelim hanlar, gün sonunda elbette çiğ köfteli, türkülü, oyunlu sıra gecesi…
14 Ekim sabahı son meditasyon, Işığın Sonsuzluğu ile nasıl çalışılacağı konuludur.
Kentlerin kurucusu Ktisis’in elindeki, Roma ayak ölçüsü 29.7 cm’nin A4 boyutu olduğunu hayretle keşfettikleri, Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ni önceki gün gezmiş “abla” üçlüsü görkemli Şanlıurfa Müzesi’ni sona bırakmıştır: Ankara’ya dönecek oda arkadaşıyla vedalaşan “abla” üçlüsü, öğleye doğru otelden ayrılır, yerli halkın bebek arabalarıyla rahatça gezdiği işlevsel düzenlenmiş zengin müzeyi gezmeye başlar. Bitiremeden, Helenistik Dönem kısmında, uçağa yetişmek için akılları geride kalarak taksiye binerler. Kısa bir şüphe anında uçak bileti yeniden kontrol edilir, anlaşılır ki uçuşa yetişmeleri mümkün değil! “Abla”da, az önce kullandığı ünlem kadar bile duygu değişikliği yok; o, zaten kalmaları gerekiyormuş da nasıl yapsak, diye düşünmekteymişçesine sakin…
Müzeye dönülür; lokantada lahmacun sipariş eder, beklerken Pazartesi sabah erken saate yeni biletler alınır, Taş Konak’ta geceleme organizasyonu yapılır. Kalanı sindirilerek gezilen müze sonrası Taş Konak’ta, evlerinde duygusuyla güzel gece ardından, sonradan “iki de kız” ekleyen “aynı anneden on erkek kardeş”in biri Kusay’ın 05:00’te uyanıp hazırladığı özenli kahvaltı sonrası, “bir daha ne zaman geleceksiniz?” sorusuyla uğurladığı “abla” üçlüsü, alçakgönüllü havaalanına oradan da İstanbul’a ulaşırlar.
Dönerken ruh cepleri ışıkla dolu “abla”nın, Işığın Sonsuzluğu’nun hediyesi olduğunu bildiği iki gözlemi daha: Uçuşla ilgili durum değişikliği sırasındaki sükûneti, arkadaşlarından birini rahatlatmış demesine göre; ki bu, “abla”nın kendini biraz daha sevmesine yol açar. Diğer arkadaşı ise, yeni bir partnerle hayatının 50’li yaşlardaki kısmını hiç acele etmeden planlarken, “abla”nın “eh artık torunumu da gördüm, ölmekten başka işim kalmadı Dünya’da” yanılgısına koca bir yeni pencere açar.

Sayfalar