"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 12:


Blog yazarlığının ilk yıllarında bir gün, sonradan spor giysisi satan bir mağazaya dönüşen, İstiklâl Caddesi'nde en sevdiği sinemalardan Alkazar'da "abla", alacakaranlıkta yerini ararken arkasından "senbilirsinabla" diye seslenildiğini duyar. Şöhret -halâ bile- ne kelime, henüz çok yenidir bu işte, yüreği pır pır ederek kim sesleniyor diye bakınırken karı koca arkadaşlarıyla karşılaşır. Ayaküstü ve sonraki izleyen buluşmalardaki sohbetler yazıları üzerinedir, Nuray "senbilirsinabla"yı beğendiğini söyler, öyle ki bir defasında "acaba seni kim inceleyecek?" türünden, sonraları "abla"nın kafasını epey kurcalayan bir soru bile sorar. Grubun en gencidir, sıklıkla yurtdışında baz istasyonları türünden projeler için, gereğinde başını bağlayıp Orta Asya ülkelerinin devlet başkanlarıyla, toplantılara, yemeklere katılır. "Abla" bu, espri anlayışları paralel, zeki, cabbar cevval genç kadını hayranlıkla izler.

Yıllar geçer Nuray emekli olur, oturur bir kitap yazar, "abla"nın okuduğu türden, polisiye; ülke hakkında hiç bir şey bilmeyen birinin rahatlıkla Türkiye gerçeğine vakıf olabileceği çerçeve içinde, özellikle karakteristik yapıları derinlemesine incelenirken giderek daha fazla ete bürünüp canlanan kahramanlar fazlasıyla tanıdıktır. Baş ucunda da her daim bir başka kitap bulunan "abla"nın öğle sonrası kitabı Fener Balığı, akıcı sürükleyici anlatımıyla gece kitabının önüne geçer.

Maceraperest Kitaplar'dan Nuray Atacık'ın yazdığı Fener Balığı, sayfa 205'ten: "...Mesut başıyla küçük bir selam verip çıktı. Diğer polis de hevesle toparlanıp onu takip etti. Mesut'un kapı aralığından attığı son bakış, bir şimşek hızıyla aklında iz bıraktı Esin'in, ama bilinç düzeyine çıkmadan yok oldu gitti..." 

Kitabı hakkında yazmak istediğinde "abla" Fener Balığı'nın kim ya da ne olduğunu sorar Nuray'a, yanıtını, yazısı altına aynen koyar:

"Romanla romanın ismi arasındaki bağlantı sembolik.
Romanın başlarında Barlas uyuşturucu aldığında kendini deniz altında korkunç bir yaratık olarak görüyor, asıl derdi babasını ısırmak, parçalamak, yenmek. Her zaman yolunu kendi açan birisi. Son sahnede de kendini yine denizin içinde sanıyor, bu kez dişler onun karnına saplanıyor. Fener Balığı da derin denizlerde yaşayan, yalnız bir balık türü. O karanlıkta avlanmak için geliştirdiği fenerinden ışık saçıyor, küçük balıklar cazibesine kapılıp gelince de hepsini avlıyor. 

Barlas da bir tür fener balığı."



 

Blog yazarlığının ilk yıllarında bir gün, sonradan spor giysisi satan bir mağazaya dönüşen, İstiklâl Caddesi'nde en sevdiği sinemalardan Alkazar'da "abla", alacakaranlıkta yerini ararken arkasından "senbilirsinabla" diye seslenildiğini duyar. Şöhret -halâ bile- ne kelime, henüz çok yenidir bu işte, yüreği pır pır ederek kim sesleniyor diye bakınırken karı koca arkadaşlarıyla karşılaşır. Ayaküstü ve sonraki izleyen buluşmalardaki sohbetler yazıları üzerinedir, Nuray "senbilirsinabla"yı beğendiğini söyler, öyle ki bir defasında "acaba seni kim inceleyecek?" türünden, sonraları "abla"nın kafasını epey kurcalayan bir soru bile sorar. Grubun en gencidir, sıklıkla yurtdışında baz istasyonları türünden projeler için, gereğinde başını bağlayıp Orta Asya ülkelerinin devlet başkanlarıyla, toplantılara, yemeklere katılır. "Abla" bu, espri anlayışları paralel, zeki, cabbar cevval genç kadını hayranlıkla izler.

Yıllar geçer Nuray emekli olur, oturur bir kitap yazar, "abla"nın okuduğu türden, polisiye; ülke hakkında hiç bir şey bilmeyen birinin rahatlıkla Türkiye gerçeğine vakıf olabileceği çerçeve içinde, özellikle karakteristik yapıları derinlemesine incelenirken giderek daha fazla ete bürünüp canlanan kahramanlar fazlasıyla tanıdıktır. Baş ucunda da her daim bir başka kitap bulunan "abla"nın öğle sonrası kitabı Fener Balığı, akıcı sürükleyici anlatımıyla gece kitabının önüne geçer.

Maceraperest Kitaplar'dan Nuray Atacık'ın yazdığı Fener Balığı, sayfa 205'ten: "...Mesut başıyla küçük bir selam verip çıktı. Diğer polis de hevesle toparlanıp onu takip etti. Mesut'un kapı aralığından attığı son bakış, bir şimşek hızıyla aklında iz bıraktı Esin'in, ama bilinç düzeyine çıkmadan yok oldu gitti..." 

Kitabı hakkında yazmak istediğinde "abla" Fener Balığı'nın kim ya da ne olduğunu sorar Nuray'a, yanıtını, yazısı altına aynen koyar:

"Romanla romanın ismi arasındaki bağlantı sembolik.
Romanın başlarında Barlas uyuşturucu aldığında kendini deniz altında korkunç bir yaratık olarak görüyor, asıl derdi babasını ısırmak, parçalamak, yenmek. Her zaman yolunu kendi açan birisi. Son sahnede de kendini yine denizin içinde sanıyor, bu kez dişler onun karnına saplanıyor. Fener Balığı da derin denizlerde yaşayan, yalnız bir balık türü. O karanlıkta avlanmak için geliştirdiği fenerinden ışık saçıyor, küçük balıklar cazibesine kapılıp gelince de hepsini avlıyor. 

Barlas da bir tür fener balığı."



 

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.