ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOK



Yedi de neymiş? Ey yetmiş düvelin dört bir koldan her türlü desteğini alarak ülkemin masum insanlarına, askerine, polisine, bugününe ve geleceğine; birlik ve beraberliğine saldıran bilumum teröristler ve onların gizli açık destekçileri sizin saldırılarınız sonucu ben ölürsem bitmeyiz. Benim ölmem ile şehit olmam ile yıkılmaz benim güzel ülkem. Biz ölürsek yıkılmaz masumların kurtarıcı ve haklarının savunucusu olarak gördüğü medeniyetler yadigârı güzel ülkem, güzel devletimiz.

Ecele inanırız elbet, ona karşı boynumuz kıldan ince. Ancak şunu iyi bilin ey emperyalist uşakları ve ardındaki kirli sömürü emellerinin eli kanlı baronları, fert başına on yedi kurşun yesek de diz çökmeyeceğiz.

17 diyorum çünkü birçok yerde bu rakam çıkıyor karşımıza. Bu 17 sayısının belli ki, bir sırrı var.
Mesela kuttu-l Emare de İngiliz’lerin verdiği 40.000 şehit ve esirle teslim olup 1917 Şubat 17 de yeniden işgal ettikten sonra, 1917 Mart ayında da Bağdat’ı ele geçirmesi.

Mesela Malazgirt zaferinin tarihi olan 1071 sayısındaki, 7 ile 1 yer değiştirdiğinde ortaya çıkan 17 sayısı.

Mesela Battal Bazi filmlerinden de izlediğimiz; Hüseyin Gazi’yi 17 ok darbesiyle öldürüp, oğlu Battal Gazi’nin Tam 17 diye üzerine basarak, bu 17 okun öcünü alması.

Mesela Sultan Vahdettin’in ayın 17'sinde ülkesinden ayrılması. Mesela Türkiye’nin NATO'ya ayın 17'sinde katılması.
 Mesela Adnan Menderes’in uçağının ayın 17 sinde düşmesi. Allah korudu ve henüz eceli gelmediği için sağ kurtulması. Daha sonra bebek davası, köpek davası, hiçbir zaman olmayan ve bulunamayan 27 uçak dolusu altın hırsızı vs asılsız iddialarla yine ayın 17'sinde idam edilmesi.
Mesela Turgut Özal ayın 17'sinde ölmesi-bir şekilde zehirlenerek öldürülmesi!

Mesela Eşref Bitlis'in uçağı ayın 17'sinde düştü.
Hayatımızı etkileyen birçok patlama ve saldırı olayı hep 17 rakamıyla ilintili oluyordu. Olmaya devam ediyor.

Mesela ak parti kapatma davası 17 klasörlük bir iddia nameydi. 

Mesela Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan 17 Nisan da seçilmiş ve süresi de yine 17 Nisan da bitiyor. Üye sayısı 17 den oluşuyor. 11 iken 17 yapılmıştı. 11 rakamının verileri çok başka, en önemlisi de 11 Eylül saldırısı olarak hemen akla geliyor.

Mesela biz Çanakkale zaferini 18 Mart da kutluyoruz. Ama İngilizler 17 Mart da savaşı kaybettiğini bir gün önceden anlamışlardı.

Mesela beyaz sarayın 17.cadde yer alması. Mesela Hillary Rodham Clinton ne sebeple hrod17@ Clinton e-milinde 17 rakamını kullanıyordu.

Mesela Muhsin Yazıcıoğlu’nu arayan ekip 17 kişiden oluşuyordu. Remzi Gök, 17 kişiden oluşan ekiplerinin enkazı bulduğunu belirtiyordu.

Mesela paralel ile iş birliği yapıp yargı ve polis darbesi girişimi her türlü sahte belge ve bilgi aylar veya yıllar öncesinden hazırlanmışken; ilk olarak 17 Aralık da düğmeye basılmıştı.

Mesela Ankara’nın göbeğinde 17 Şubat da patlayan canlı bomba ve o canlı bomba eylemcisinin saldırıdan önce sim kartı ile tam 17 sırlı görüşme yapması. 

Mesela asıl can alıcı soru şu olabilir mi? Tarihte kaç imparatorluk kurduk? Başkanlık sistemi sonucu mazlum halkların beklediği ve Tayyip Erdoğan liderliğinde ışığını gördüğü, 17. Türk diriliş efsanesini engelleme ve durdurma çabaları bunun neresindedir?

Daha detaylı araştırmalar sonucu belki de artacak olan bu 17’ler aklıma takıldığı için dile getirmek istedim. Şimdi dönelim asıl konuya. 

‘Ölüm! Ölüm!’ dediğin nedir ki? Ölüm! Nefes aldın, veremedin. Uyudun, uyanamadın. Canı Allah verdi, yine Allah alır. Ölümden kaçış yok, tedbir ve tevekkül sonrası takdir Allah’ındır. Tedbir derken devlet olarak geri adım anlaşılmasın. Geri adım atarsak asıl o zaman kaybeder ülkemiz. Geri adım demek mandacılığı kabul etmek demek.

Ölümden kaçış yok hocam. Ölümden kaçış yok ey Allah’ın dinine, ilahi kanuna inanmış olan ey insanoğlu. Saklansak da, Allah yolunda hak için çeşitli alanlarda mücadele ederek ön saflarda yer alsak da, ölüm bizi bulacak. Hem de tam zamanında bulacak. Biz ecel geldiğinde ne bir saniye ileri, ne bir saniye geri alınmadığına inanan müminleriz. Bu imanımız gereği, Allah’ın rızası istikametinde, onun emirlerine boyun eğerek yaşamaya çalışan Müslüman kullarıyız. Bu demek değil ki; tedbir almadan tevekkül edip, kurşunlara ve saldırılara açık hedef olalım.

Biz ölmeyelim diye hükümetim boyun eğerse emperyalistlerin isteklerine; biz ölmeyelim diye diz çökerse devletim; işte o zaman kaybederim ben asıl. İşte o zaman kaybederiz ülke olarak bu savaşı.

Biz "Korkma!" diye başlayan bir istiklal marşını dillendirmiş bir milletin evladıyız. Ölümden korku da neymiş? Allah’ın verdiğini yine Allah alır. Ama sevinmeyin boşuna, yerimizi bizden sonra gelecek başka İslam’a boyun eğmiş vatansever evlatlarımız elbette alır. Sanmayın bu ülke biz ölünce size kalır.



Atom bombası atsalar geri adım atmak yok. İnadına dünya beşten büyük, inadına PKK-PYD ye kanton kurdurmak yok. İnadına paralel işbirlikçilerine boyun eğmek ve diz çökmek yok. Ölüm haksa ki haktır inanırız. Şekli, yeri ve zamanı Allah’ın takdirindedir. Korkaklar her gün, cesurlar bir kere olur. Önemli olan adam gibi Allah yolunda ölmektir.

Abdülhamit Han’ın hayatını okudum birkaç gün önce Filinta Mustafa dizisindeki olaylarla ilerde oynayacak olan bölümlerin örtüşüp örtüşmeyeceğini tasavvur edebilmek vardı hedefimde. Vatanını yeniden toparlayıp ayağa kaldırmak isteyen bir padişah yani lider var. Karşısın da tıpkı günümüzde olduğu gibi şeytani çıkarları için her zaman hazır bekleyen dâhili hainler ve onları maşa olarak kullanan harici emperyalistler.

Güya halk için meşrutiyet istiyorlar.  Güya halk için özgürlük ve demokrasi istiyorlar. Güya onlar hep benim ülkemin yeşil kalmasını istiyorlar. Güya hep onlar benim ülkemde demokrasi ve özgürlük olmasını istiyorlar. Artık biliyoruz. Onlar kendilerinden olanların ve kendilerinin hizmetkârlığını yapanların özgürlüğünü istiyorlar. Kendilerine hizmet etmeyenlerin koltuktan indirilmek, bu devletin yükselmesine mani olunmak için suçları hep vardır. Yoksa da onlar bulurlar, düzmece suçlar.

Adam soruyor: ‘Terör saldırıları oluyor; nerde devlet, nerde istihbarat? Neden hiç liderler ölmüyor? Önemli kişiler ölmüyor? Başbakanlar, Bakanlar, milletvekilleri, onların çocukları ölmüyor? Öyle mi biliyorsun gerçekten. Gerçekten ölmüyorlar mı? Seni illa buna öldüklerine inandırmamız için, ikna etmemiz için, yüz yılda bir çıkartabildiğimiz liderlerimizden birini daha mı öldürmeleri veya haksız ve düzmece iddialarla koltuktan indirmeleri mi gerekiyor?

Gerçekten başbakan, bakan, milletvekillerinin ölmediğine, hep gariban köylü çocuklarının öldüğüne inanıyorsan hatırlatmak babından söyleyelim:

Mesela Abdülaziz verelim. Yüce meclis denen emperyalist oluşumun ihanet tuzakları sonucu, güya meşrutiyet isteyen, güya özgürlük isteyen paşalar ve medrese(üniversite) talebelerinin parayla kışkırtılmaları sonucu tahttan indirilip feriye sarayında öldürülüp intihar süsü verilmesine ne dersin?

Mesela Meşrutiyeti ilan edeceğim diyerek tahta çıkabilen Abdülhamit’i verelim. Öncelikle amcasının hesabını soran, 33 yıl devleti en iyi şekilde toprak kaybetmeden idare eden, yatırım ve projelerle kalkınmaya çalışan 2.Abdülhamit Han’ın Emenuel Karasu denen Yahudi’nin Filistin’den para ile toprak alma girişimine karşı çıktığı için tahttan indirilip idam edilmesine ne dersin?

Mesela menderes verelim. Köpek davası, bebek davası, 27 uçak dolusu altın Avrupa bankalarına kaçırdı suçlaması denilerek suçlanmıştı. O gün ki ihanet şebekeleri güya yolsuzluk ve hırsızlık yaptığı için menderesi ‘seni buraya tıkan güç senin asılmanı istiyor’ diyerek bir başbakanı darağacına göndermesine ne dersin?

Mesela Özal verelim zehirlenerek öldürülen. Çeşitli öldürme girişimleri sonucu başaramayanların en sonunda cumhurbaşkanı olduktan sonra zehirleyerek, 17 dakikalık hastane yolunu uzatıp, yolda ölümünün gerçekleşmesinin sağlanmasına ne dersin?

Mesela Ecevit verelim. 5. Murat misali Öcalan’ı getirip teslim ederek iktidar olması sağlanan, kemal derviş faktörüyle istedikleri birçok Türk halkının aleyhine maddeyi meclisten geçirttikten sonra yürüyerek hastaneye götürüp, iki kişinin kollarında sürünerek hastaneden çıkarttıkları Bülent Ecevit’e ne dersin.

Trilyon davası, çadırda Kaddafi hakareti, ‘kanlı mı? kansız mı?’ dedi denilerek köşeye sıkıştırılan, kalkancı düzenbazlarını sokağa salıp kendisine mal ederek ev hapsine kapatılan lider Erbakan’a ne dersin.

Mesela Onların emellerine hizmet etmeyen Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşürülerek öldürülmesine ne dersin. Adnan Kahveci, Aydın Menderes,  Gaffar Okkan, Tahir Elçi gibi devlet adamlarının yanı sıra; solcu olsalar da vatan sever oldukları için yola gelmeyen, kirli ittifakın emellerine hizmet etmeyen Taner Kışlalı, Uğur Mumcu ve daha nicelerinin faili meçhulüne ne dersin.

Ve nihayet; Recep Erdoğan’ın yıllar önce bir şairin yazdığı şiiri okudu diye siyasi hayatının bitilip muhtar bile olamayacak hale getirilmesine rağmen, kurduğu ekibi tek başına iktidar olunca yasakları kaldırılarak başbakan olabilmişti. Sonrasında darbe girişimleri peş peşe geldi. Kapatma davaları, FETÖ, CİE, EMI5 ve Mossad ortak girişimli; güya yolsuzluk ve hırsızlık suçlamasıyla darbe girişimlerine ne dersin. 4 ağacı bahane ederek gezi parkı darbe girişimi denemesine ne dersin?

Patlayan bombalarla halkı huzursuzluğa sevk edip, 80’lerdeki gibi karşı karşıya getirme ve iktidarı köşeye sıkıştırma girişimlerini görmezden gelip, ülkemin üzerinde hesapları olan kirli ellerin maşası olurcasına hala ihanet şebekelerinin değirmenine su taşıyacaksan sen bilirsin.

‘Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir, Oluklar çift birinden nur akar birinden kir.’ Necip Fazıl KISAKÜREK
İyi de çözüm süreci şöyle oldu, böyle oldu. Cumhurbaşkanı kendisi açıkladı; ‘Çözüm süreci zarar görmesin diye valilere müdahale etmeyin dedik’ dedi ya. Biliyorum tamamını dinledim. Sana göre yanlış da bulabilirsin. Şimdi partizanlık zamanı değil.

Her parti ne yapacağını açıkladı ve halk tercihini yaptı. Şimdi birlik zamanı, çözüm sureci bitti. Senin ve sizinkilerin istediği top yekün terörle mücadele devam ediyor. Destek verin artik. Seçim de eleştirirsiniz, hizmet yarışı politikalarınız ile2019 da yarışırsınız yine. Farklı bir öneri varsa randevu alıp görüş alışverişi yapar partiler.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diye çırpınanlar orta da duruyor. Durmalılar da kesinlikle bu düşünceyle. Teröre teslim olmadan, medeniyet ve kalkınma yolunda atılacak adımlarda, programı hazırlanmış istişare ve yurt dışı temaslar da aksamadan devam etmeli. Katar ziyareti iptal edilmemeliydi mesela.

Terör olacak da öleceğiz diye devletim diz çöküp teröre ve onların ardındaki güçlere kesinlikle boyun eğmemelidir. Asıl diz çöküp boyun eğerlerse asıl o zaman kaybeder benim güzel ülkem. Diklenmeden dik durarak dikkatli ve her türlü azami tedbiri alarak yola devam etmeliyiz ülke ve onu seven ülke vatandaşları olarak.

Eğer ki; biz ölmeyelim diye dik çökerlerse emperyalistlerin önünde, boyun eğerlerse onların isteklerine,  obur âlemde iki elim yakalarında olur.

Feyzullah Kırca


Yedi de neymiş? Ey yetmiş düvelin dört bir koldan her türlü desteğini alarak ülkemin masum insanlarına, askerine, polisine, bugününe ve geleceğine; birlik ve beraberliğine saldıran bilumum teröristler ve onların gizli açık destekçileri sizin saldırılarınız sonucu ben ölürsem bitmeyiz. Benim ölmem ile şehit olmam ile yıkılmaz benim güzel ülkem. Biz ölürsek yıkılmaz masumların kurtarıcı ve haklarının savunucusu olarak gördüğü medeniyetler yadigârı güzel ülkem, güzel devletimiz.

Ecele inanırız elbet, ona karşı boynumuz kıldan ince. Ancak şunu iyi bilin ey emperyalist uşakları ve ardındaki kirli sömürü emellerinin eli kanlı baronları, fert başına on yedi kurşun yesek de diz çökmeyeceğiz.

17 diyorum çünkü birçok yerde bu rakam çıkıyor karşımıza. Bu 17 sayısının belli ki, bir sırrı var.
Mesela kuttu-l Emare de İngiliz’lerin verdiği 40.000 şehit ve esirle teslim olup 1917 Şubat 17 de yeniden işgal ettikten sonra, 1917 Mart ayında da Bağdat’ı ele geçirmesi.

Mesela Malazgirt zaferinin tarihi olan 1071 sayısındaki, 7 ile 1 yer değiştirdiğinde ortaya çıkan 17 sayısı.

Mesela Battal Bazi filmlerinden de izlediğimiz; Hüseyin Gazi’yi 17 ok darbesiyle öldürüp, oğlu Battal Gazi’nin Tam 17 diye üzerine basarak, bu 17 okun öcünü alması.

Mesela Sultan Vahdettin’in ayın 17'sinde ülkesinden ayrılması. Mesela Türkiye’nin NATO'ya ayın 17'sinde katılması.
 Mesela Adnan Menderes’in uçağının ayın 17 sinde düşmesi. Allah korudu ve henüz eceli gelmediği için sağ kurtulması. Daha sonra bebek davası, köpek davası, hiçbir zaman olmayan ve bulunamayan 27 uçak dolusu altın hırsızı vs asılsız iddialarla yine ayın 17'sinde idam edilmesi.
Mesela Turgut Özal ayın 17'sinde ölmesi-bir şekilde zehirlenerek öldürülmesi!

Mesela Eşref Bitlis'in uçağı ayın 17'sinde düştü.
Hayatımızı etkileyen birçok patlama ve saldırı olayı hep 17 rakamıyla ilintili oluyordu. Olmaya devam ediyor.

Mesela ak parti kapatma davası 17 klasörlük bir iddia nameydi. 

Mesela Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan 17 Nisan da seçilmiş ve süresi de yine 17 Nisan da bitiyor. Üye sayısı 17 den oluşuyor. 11 iken 17 yapılmıştı. 11 rakamının verileri çok başka, en önemlisi de 11 Eylül saldırısı olarak hemen akla geliyor.

Mesela biz Çanakkale zaferini 18 Mart da kutluyoruz. Ama İngilizler 17 Mart da savaşı kaybettiğini bir gün önceden anlamışlardı.

Mesela beyaz sarayın 17.cadde yer alması. Mesela Hillary Rodham Clinton ne sebeple hrod17@ Clinton e-milinde 17 rakamını kullanıyordu.

Mesela Muhsin Yazıcıoğlu’nu arayan ekip 17 kişiden oluşuyordu. Remzi Gök, 17 kişiden oluşan ekiplerinin enkazı bulduğunu belirtiyordu.

Mesela paralel ile iş birliği yapıp yargı ve polis darbesi girişimi her türlü sahte belge ve bilgi aylar veya yıllar öncesinden hazırlanmışken; ilk olarak 17 Aralık da düğmeye basılmıştı.

Mesela Ankara’nın göbeğinde 17 Şubat da patlayan canlı bomba ve o canlı bomba eylemcisinin saldırıdan önce sim kartı ile tam 17 sırlı görüşme yapması. 

Mesela asıl can alıcı soru şu olabilir mi? Tarihte kaç imparatorluk kurduk? Başkanlık sistemi sonucu mazlum halkların beklediği ve Tayyip Erdoğan liderliğinde ışığını gördüğü, 17. Türk diriliş efsanesini engelleme ve durdurma çabaları bunun neresindedir?

Daha detaylı araştırmalar sonucu belki de artacak olan bu 17’ler aklıma takıldığı için dile getirmek istedim. Şimdi dönelim asıl konuya. 

‘Ölüm! Ölüm!’ dediğin nedir ki? Ölüm! Nefes aldın, veremedin. Uyudun, uyanamadın. Canı Allah verdi, yine Allah alır. Ölümden kaçış yok, tedbir ve tevekkül sonrası takdir Allah’ındır. Tedbir derken devlet olarak geri adım anlaşılmasın. Geri adım atarsak asıl o zaman kaybeder ülkemiz. Geri adım demek mandacılığı kabul etmek demek.

Ölümden kaçış yok hocam. Ölümden kaçış yok ey Allah’ın dinine, ilahi kanuna inanmış olan ey insanoğlu. Saklansak da, Allah yolunda hak için çeşitli alanlarda mücadele ederek ön saflarda yer alsak da, ölüm bizi bulacak. Hem de tam zamanında bulacak. Biz ecel geldiğinde ne bir saniye ileri, ne bir saniye geri alınmadığına inanan müminleriz. Bu imanımız gereği, Allah’ın rızası istikametinde, onun emirlerine boyun eğerek yaşamaya çalışan Müslüman kullarıyız. Bu demek değil ki; tedbir almadan tevekkül edip, kurşunlara ve saldırılara açık hedef olalım.

Biz ölmeyelim diye hükümetim boyun eğerse emperyalistlerin isteklerine; biz ölmeyelim diye diz çökerse devletim; işte o zaman kaybederim ben asıl. İşte o zaman kaybederiz ülke olarak bu savaşı.

Biz "Korkma!" diye başlayan bir istiklal marşını dillendirmiş bir milletin evladıyız. Ölümden korku da neymiş? Allah’ın verdiğini yine Allah alır. Ama sevinmeyin boşuna, yerimizi bizden sonra gelecek başka İslam’a boyun eğmiş vatansever evlatlarımız elbette alır. Sanmayın bu ülke biz ölünce size kalır.



Atom bombası atsalar geri adım atmak yok. İnadına dünya beşten büyük, inadına PKK-PYD ye kanton kurdurmak yok. İnadına paralel işbirlikçilerine boyun eğmek ve diz çökmek yok. Ölüm haksa ki haktır inanırız. Şekli, yeri ve zamanı Allah’ın takdirindedir. Korkaklar her gün, cesurlar bir kere olur. Önemli olan adam gibi Allah yolunda ölmektir.

Abdülhamit Han’ın hayatını okudum birkaç gün önce Filinta Mustafa dizisindeki olaylarla ilerde oynayacak olan bölümlerin örtüşüp örtüşmeyeceğini tasavvur edebilmek vardı hedefimde. Vatanını yeniden toparlayıp ayağa kaldırmak isteyen bir padişah yani lider var. Karşısın da tıpkı günümüzde olduğu gibi şeytani çıkarları için her zaman hazır bekleyen dâhili hainler ve onları maşa olarak kullanan harici emperyalistler.

Güya halk için meşrutiyet istiyorlar.  Güya halk için özgürlük ve demokrasi istiyorlar. Güya onlar hep benim ülkemin yeşil kalmasını istiyorlar. Güya hep onlar benim ülkemde demokrasi ve özgürlük olmasını istiyorlar. Artık biliyoruz. Onlar kendilerinden olanların ve kendilerinin hizmetkârlığını yapanların özgürlüğünü istiyorlar. Kendilerine hizmet etmeyenlerin koltuktan indirilmek, bu devletin yükselmesine mani olunmak için suçları hep vardır. Yoksa da onlar bulurlar, düzmece suçlar.

Adam soruyor: ‘Terör saldırıları oluyor; nerde devlet, nerde istihbarat? Neden hiç liderler ölmüyor? Önemli kişiler ölmüyor? Başbakanlar, Bakanlar, milletvekilleri, onların çocukları ölmüyor? Öyle mi biliyorsun gerçekten. Gerçekten ölmüyorlar mı? Seni illa buna öldüklerine inandırmamız için, ikna etmemiz için, yüz yılda bir çıkartabildiğimiz liderlerimizden birini daha mı öldürmeleri veya haksız ve düzmece iddialarla koltuktan indirmeleri mi gerekiyor?

Gerçekten başbakan, bakan, milletvekillerinin ölmediğine, hep gariban köylü çocuklarının öldüğüne inanıyorsan hatırlatmak babından söyleyelim:

Mesela Abdülaziz verelim. Yüce meclis denen emperyalist oluşumun ihanet tuzakları sonucu, güya meşrutiyet isteyen, güya özgürlük isteyen paşalar ve medrese(üniversite) talebelerinin parayla kışkırtılmaları sonucu tahttan indirilip feriye sarayında öldürülüp intihar süsü verilmesine ne dersin?

Mesela Meşrutiyeti ilan edeceğim diyerek tahta çıkabilen Abdülhamit’i verelim. Öncelikle amcasının hesabını soran, 33 yıl devleti en iyi şekilde toprak kaybetmeden idare eden, yatırım ve projelerle kalkınmaya çalışan 2.Abdülhamit Han’ın Emenuel Karasu denen Yahudi’nin Filistin’den para ile toprak alma girişimine karşı çıktığı için tahttan indirilip idam edilmesine ne dersin?

Mesela menderes verelim. Köpek davası, bebek davası, 27 uçak dolusu altın Avrupa bankalarına kaçırdı suçlaması denilerek suçlanmıştı. O gün ki ihanet şebekeleri güya yolsuzluk ve hırsızlık yaptığı için menderesi ‘seni buraya tıkan güç senin asılmanı istiyor’ diyerek bir başbakanı darağacına göndermesine ne dersin?

Mesela Özal verelim zehirlenerek öldürülen. Çeşitli öldürme girişimleri sonucu başaramayanların en sonunda cumhurbaşkanı olduktan sonra zehirleyerek, 17 dakikalık hastane yolunu uzatıp, yolda ölümünün gerçekleşmesinin sağlanmasına ne dersin?

Mesela Ecevit verelim. 5. Murat misali Öcalan’ı getirip teslim ederek iktidar olması sağlanan, kemal derviş faktörüyle istedikleri birçok Türk halkının aleyhine maddeyi meclisten geçirttikten sonra yürüyerek hastaneye götürüp, iki kişinin kollarında sürünerek hastaneden çıkarttıkları Bülent Ecevit’e ne dersin.

Trilyon davası, çadırda Kaddafi hakareti, ‘kanlı mı? kansız mı?’ dedi denilerek köşeye sıkıştırılan, kalkancı düzenbazlarını sokağa salıp kendisine mal ederek ev hapsine kapatılan lider Erbakan’a ne dersin.

Mesela Onların emellerine hizmet etmeyen Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşürülerek öldürülmesine ne dersin. Adnan Kahveci, Aydın Menderes,  Gaffar Okkan, Tahir Elçi gibi devlet adamlarının yanı sıra; solcu olsalar da vatan sever oldukları için yola gelmeyen, kirli ittifakın emellerine hizmet etmeyen Taner Kışlalı, Uğur Mumcu ve daha nicelerinin faili meçhulüne ne dersin.

Ve nihayet; Recep Erdoğan’ın yıllar önce bir şairin yazdığı şiiri okudu diye siyasi hayatının bitilip muhtar bile olamayacak hale getirilmesine rağmen, kurduğu ekibi tek başına iktidar olunca yasakları kaldırılarak başbakan olabilmişti. Sonrasında darbe girişimleri peş peşe geldi. Kapatma davaları, FETÖ, CİE, EMI5 ve Mossad ortak girişimli; güya yolsuzluk ve hırsızlık suçlamasıyla darbe girişimlerine ne dersin. 4 ağacı bahane ederek gezi parkı darbe girişimi denemesine ne dersin?

Patlayan bombalarla halkı huzursuzluğa sevk edip, 80’lerdeki gibi karşı karşıya getirme ve iktidarı köşeye sıkıştırma girişimlerini görmezden gelip, ülkemin üzerinde hesapları olan kirli ellerin maşası olurcasına hala ihanet şebekelerinin değirmenine su taşıyacaksan sen bilirsin.

‘Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir, Oluklar çift birinden nur akar birinden kir.’ Necip Fazıl KISAKÜREK
İyi de çözüm süreci şöyle oldu, böyle oldu. Cumhurbaşkanı kendisi açıkladı; ‘Çözüm süreci zarar görmesin diye valilere müdahale etmeyin dedik’ dedi ya. Biliyorum tamamını dinledim. Sana göre yanlış da bulabilirsin. Şimdi partizanlık zamanı değil.

Her parti ne yapacağını açıkladı ve halk tercihini yaptı. Şimdi birlik zamanı, çözüm sureci bitti. Senin ve sizinkilerin istediği top yekün terörle mücadele devam ediyor. Destek verin artik. Seçim de eleştirirsiniz, hizmet yarışı politikalarınız ile2019 da yarışırsınız yine. Farklı bir öneri varsa randevu alıp görüş alışverişi yapar partiler.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diye çırpınanlar orta da duruyor. Durmalılar da kesinlikle bu düşünceyle. Teröre teslim olmadan, medeniyet ve kalkınma yolunda atılacak adımlarda, programı hazırlanmış istişare ve yurt dışı temaslar da aksamadan devam etmeli. Katar ziyareti iptal edilmemeliydi mesela.

Terör olacak da öleceğiz diye devletim diz çöküp teröre ve onların ardındaki güçlere kesinlikle boyun eğmemelidir. Asıl diz çöküp boyun eğerlerse asıl o zaman kaybeder benim güzel ülkem. Diklenmeden dik durarak dikkatli ve her türlü azami tedbiri alarak yola devam etmeliyiz ülke ve onu seven ülke vatandaşları olarak.

Eğer ki; biz ölmeyelim diye dik çökerlerse emperyalistlerin önünde, boyun eğerlerse onların isteklerine,  obur âlemde iki elim yakalarında olur.

Feyzullah Kırca

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"