Artık çekemezsin saçlarımı!

İnsan dediklerimiz çoğu zaman bize tekme atmaktan çekinmez. Elimizden alınan sıcaklığı herhangi bir parkın bankında ya da bir başkasının iç cebinde ararız.

 
“Yoruldum kiraz ağacı, artık dallarına tırmanamam.”
 Lise yıllarımın boktan zamanlarına rastlayan dönemde yalnız bir defa Figen tanıdım. O zamanlar kimse durakta oturup otobüs bekliyor diye polisten dayak üstüne dayak yemez, yaka paça sürüklenip karakola götürülmezdi. En azından ben bu masallarla kandırıldım.
 
Sanki aradan asırlar geçmiş gibi, arka sıramdaki talebenin yüzünü hatırlamam olanaksız zira Mersin’in denize uzanan kadınını Figen’i unutamam.
 Karakoldan çıkarken objektife yansıyan bakışlarındaki o nemi,gitme isteğini, dudağına alelade sürdüğü kırmızı rujun varla yok arası silikliğini, çektiği acıların yüzüne sinmiş gölgesini görüp hiçbir şey yapamamanın utancını içimde taşıyarak dakikalarca onu seyrettim.
 
Polisi kısa kollu gömleğinde asılı duran rozete bakarak tanımam hiç de zor olmadı.
 Katil, o ayrıntıda gizliydi.
 
Esmer kadın, gitmeye zorlandı. Birçok kadın gibi kurallarını belirlediği ve kendisine hiç söz hakkı tanımayan bu kahrolası düzene çevirip sırtını denize karşı yürüdü.
 Mücadele de biter bir noktada. Donakalırsın. Haksızlığa uğrayıp sırf trans kadınsın diye çevreyi rahatsız ettiğin söylenir. Ülkenin polisleri yaka paça döver, tutanak tutmana bile izin vermeden karakolda bekletir; üyesi olduğun dernekten arayanlara senin için varlığını yok sayarcasına orada olmadığını söylerler.
 Elbette ki biliyorsunuz. Tabiri caizse ilk önce çoğunlukla ailelerimiz sepetler bizi. Kapı yanına konulmuş çöpler gibi dururuz orada. Hayatı kitaplardan değil de tam göbeğinde, sokaklarda durup öğreniriz. İnsan dediklerimiz çoğu zaman bize tekme atmaktan çekinmez. Elimizden alınan sıcaklığı herhangi bir parkın bankında ya da bir başkasının iç cebinde ararız.
 
Yine de bulamayız.
 
En son bir intiharın soğuk gölgesinde vücut ısımızla karşılaştığımızı düşünürüz. Kabuğumuza çekilmek için atlarız o sonsuz boşluğa. Bağırırız: “artık çekemezsin saçlarımı.”
 
***
 
Herkesin bir hayali olur. Asla vazgeçmediği, mutlaka olmasını istediği en az bir hayali...
 Figen, karakoldan çıkarken, o son fotoğrafta yani, gözlerinin derinliğinde hayati bir şey eksikti. Çok arasam da bulmak isteyip, deli gibi isteyip bulamadığım bir şey:
 Umut!
 
“ Ama kirazlar güzel görünüyor;
tadına bakmak için elimi uzatsam yetişemem.
Çok istersen yaparsın dedi
vazgeçmek için daha erken...” 

İnsan dediklerimiz çoğu zaman bize tekme atmaktan çekinmez. Elimizden alınan sıcaklığı herhangi bir parkın bankında ya da bir başkasının iç cebinde ararız.

 
“Yoruldum kiraz ağacı, artık dallarına tırmanamam.”
 Lise yıllarımın boktan zamanlarına rastlayan dönemde yalnız bir defa Figen tanıdım. O zamanlar kimse durakta oturup otobüs bekliyor diye polisten dayak üstüne dayak yemez, yaka paça sürüklenip karakola götürülmezdi. En azından ben bu masallarla kandırıldım.
 
Sanki aradan asırlar geçmiş gibi, arka sıramdaki talebenin yüzünü hatırlamam olanaksız zira Mersin’in denize uzanan kadınını Figen’i unutamam.
 Karakoldan çıkarken objektife yansıyan bakışlarındaki o nemi,gitme isteğini, dudağına alelade sürdüğü kırmızı rujun varla yok arası silikliğini, çektiği acıların yüzüne sinmiş gölgesini görüp hiçbir şey yapamamanın utancını içimde taşıyarak dakikalarca onu seyrettim.
 
Polisi kısa kollu gömleğinde asılı duran rozete bakarak tanımam hiç de zor olmadı.
 Katil, o ayrıntıda gizliydi.
 
Esmer kadın, gitmeye zorlandı. Birçok kadın gibi kurallarını belirlediği ve kendisine hiç söz hakkı tanımayan bu kahrolası düzene çevirip sırtını denize karşı yürüdü.
 Mücadele de biter bir noktada. Donakalırsın. Haksızlığa uğrayıp sırf trans kadınsın diye çevreyi rahatsız ettiğin söylenir. Ülkenin polisleri yaka paça döver, tutanak tutmana bile izin vermeden karakolda bekletir; üyesi olduğun dernekten arayanlara senin için varlığını yok sayarcasına orada olmadığını söylerler.
 Elbette ki biliyorsunuz. Tabiri caizse ilk önce çoğunlukla ailelerimiz sepetler bizi. Kapı yanına konulmuş çöpler gibi dururuz orada. Hayatı kitaplardan değil de tam göbeğinde, sokaklarda durup öğreniriz. İnsan dediklerimiz çoğu zaman bize tekme atmaktan çekinmez. Elimizden alınan sıcaklığı herhangi bir parkın bankında ya da bir başkasının iç cebinde ararız.
 
Yine de bulamayız.
 
En son bir intiharın soğuk gölgesinde vücut ısımızla karşılaştığımızı düşünürüz. Kabuğumuza çekilmek için atlarız o sonsuz boşluğa. Bağırırız: “artık çekemezsin saçlarımı.”
 
***
 
Herkesin bir hayali olur. Asla vazgeçmediği, mutlaka olmasını istediği en az bir hayali...
 Figen, karakoldan çıkarken, o son fotoğrafta yani, gözlerinin derinliğinde hayati bir şey eksikti. Çok arasam da bulmak isteyip, deli gibi isteyip bulamadığım bir şey:
 Umut!
 
“ Ama kirazlar güzel görünüyor;
tadına bakmak için elimi uzatsam yetişemem.
Çok istersen yaparsın dedi
vazgeçmek için daha erken...” 

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"