Canlı Yayında "Boş Kafalı" "Konuşma" diye Hakaret Edince Türkçe Kurtuldu mu?












Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Türkiye’de ilk en genç profesör unvanına sahipmiş. 

Kuramsal kimyacıymış, moleküler biyologmuş. 

Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniveristesi Berkeley’de kuramsal kimya doktorasını yapmış. 

Japonya’dan ödül almış,

1975 yılında çıkarılan özel kanunla Türkiye Cumhuriyeti profesörlüğü verilmiş.

Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti özel elçisi olarak gönderilmiş.

Vs. vs. vs.

Bir sürü ünvan ünvan ünvan.

Bu kişi ve karısı geçen günlerde Hulki Cevizoğlunun Ulusal Kanal da yeni başladığı İkna Odası programına katıldı.

Program daha yeni başlamıştı ki, bir konuşma sırasında karısı inovasyon ( Buluş, icat) diye yabancı bir kelime söyledi.

Olanlar oldu, karısına “boş kafalı”, “konuşma” gibi son derece kaba üstelik ses tonu bir çocuğu bile azarlanmayacak şekilde bağırarak programı bırakıp gitti.

Neymiş efendim konuşurken yabancı kelime kullananlara çok gıcık oluyormuş. Türkçe ye çok önem veriyormuş, karısı nasıl olurda konuşurken yabancı bir kelime kullanırmış. 

Elbette kendi dilimizde ki, kelimelere sahip çıkmamız gerekiyor. Doksanlı yıllardan sonra sanki yeni bir dilmiş gibi yeni bir Türkçe türedi. Ama bizim cümle kurduğumuz kelimelerin yarısından çoğu ya Farsça, ya Arapça ya da batı dilinden gelen kelimeler, onları atmaya kalkarsak çok kısır bir kelime haznesi ile konuşmak zorunda kalırız ki,  o zaman da kimse anlamaz bizi.

En basitinden televizyon veya otobüs Türkçe bir kelime mi? Konuşurken televizyona “resimli kutu”. Otobüse de “oturgaçlı götürgeç” mi diyor bu profesörümüz.   

Masa (Rumca)
Televizyon (Fransız)
Otobüs (Fransız)
Pantolon (Fransız)
Fanila (İtalyanca)
Ceket (Fransız)
Kravat (Fransız)
Saat (Arapça)
Çorap (Farsça)
Telefon (Fransız)

Bunları o kadar çok uzatırız ki, vay be biz aslında yabancı bir dil ile konuşuyormuşuz da haberimiz yokmuş deriz. Ayrıca Türk Dil Kurumu öyle şeyler icat ediyor ki öz Türkçe anlamlar bulacağım diye resmen kullandığımız dili katlediyor. 

Örnek mi ;

amblem - belirtke
anchorman - ana haber sun.
aspiratör - emmeç
banliyö - yörekent
bypass - köprüleme
billboard - duyurumluk
çip - yonga
dart - oklama
duayen - aksakal
ekspres - özel ulak
eküri - ahırdaş
gurme - tatbilir
kapora - güvenmelik
klip - görümsetme
light - yeğni
lot - tutam
metroseksüel - bakımlı erkek
migren - yarım baş ağrısı
navigasyon - yolbul
ordövr - yemekaltı
panik - ürkü
prime time - altın saatler
raket - vuraç
reenkarnasyon - ruh göçü
self-servis - seçal
sürpriz - şaşırtı
terör - yıldırı
tirbuşon - burgu
tribün - sekilik
türbülans - burgaç
ultrason - yansılanım
voleybol - uçan top
zapping – geçgeç

hadi şimdi bir cümle kuralım,

Dün akşam bir görümsetme izledim çok güzeldi.

Anladınız değil mi?

Bunların hepsi bir yana bir televizyon kanalında canlı yayında yukarıda saydığımız ünvan üstüne ünvan alan bu kişin bir yabancı kelime yüzünden karısına karşı ortaya koymuş olduğu tavır asla hoş görülecek bir durum değil. Ama nedense hiçbir yerde haber değeri bile olmadı bu davranış. 

Televizyonun canlı yayınında karısına “konuşma”, “boş kafalı” diyen profesör ünvanlı bir kişi evin dört duvar arasına girdiğinde acaba nasıl bir eylem içine giriyor. Benim aklıma işkence bile geliyor.

Kadın hakları diye en ufak şeyde bağıran kurum ve kişilerden de nedense bir ÇIT sesi bile gelmedi.

Bana çok ilginç geldi, size de gelmedi mi? Hangi dalda ne uzmanlığı ve profesör ünvanı olursa olsun bana böyle kişiler lazım değil. Hakaret eden birisini bilinçli bir insan ne kadar doğru söylerse söylesin düşüncelerini önemsemez. Karısına böyle davranan karşısına kendi gibi düşünmeyen biri geldiğinde ne yapar düşünmek bile istemiyorum.

Türkçe konuşmak gerekiyor, bunun bilincinde olup yeni yetişen çocuklara da Türkçe öğretmek görev olmalı. Özellikle de kullandığımız kelimeleri anlamsızlaştırarak vurgulamak son derece yanlış. Bunu yapanları uyarmalı ve eleştirmeli. Karşımızda ki kim olursa olsun  hakaret etmeden.



















Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Türkiye’de ilk en genç profesör unvanına sahipmiş. 

Kuramsal kimyacıymış, moleküler biyologmuş. 

Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniveristesi Berkeley’de kuramsal kimya doktorasını yapmış. 

Japonya’dan ödül almış,

1975 yılında çıkarılan özel kanunla Türkiye Cumhuriyeti profesörlüğü verilmiş.

Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti özel elçisi olarak gönderilmiş.

Vs. vs. vs.

Bir sürü ünvan ünvan ünvan.

Bu kişi ve karısı geçen günlerde Hulki Cevizoğlunun Ulusal Kanal da yeni başladığı İkna Odası programına katıldı.

Program daha yeni başlamıştı ki, bir konuşma sırasında karısı inovasyon ( Buluş, icat) diye yabancı bir kelime söyledi.

Olanlar oldu, karısına “boş kafalı”, “konuşma” gibi son derece kaba üstelik ses tonu bir çocuğu bile azarlanmayacak şekilde bağırarak programı bırakıp gitti.

Neymiş efendim konuşurken yabancı kelime kullananlara çok gıcık oluyormuş. Türkçe ye çok önem veriyormuş, karısı nasıl olurda konuşurken yabancı bir kelime kullanırmış. 

Elbette kendi dilimizde ki, kelimelere sahip çıkmamız gerekiyor. Doksanlı yıllardan sonra sanki yeni bir dilmiş gibi yeni bir Türkçe türedi. Ama bizim cümle kurduğumuz kelimelerin yarısından çoğu ya Farsça, ya Arapça ya da batı dilinden gelen kelimeler, onları atmaya kalkarsak çok kısır bir kelime haznesi ile konuşmak zorunda kalırız ki,  o zaman da kimse anlamaz bizi.

En basitinden televizyon veya otobüs Türkçe bir kelime mi? Konuşurken televizyona “resimli kutu”. Otobüse de “oturgaçlı götürgeç” mi diyor bu profesörümüz.   

Masa (Rumca)
Televizyon (Fransız)
Otobüs (Fransız)
Pantolon (Fransız)
Fanila (İtalyanca)
Ceket (Fransız)
Kravat (Fransız)
Saat (Arapça)
Çorap (Farsça)
Telefon (Fransız)

Bunları o kadar çok uzatırız ki, vay be biz aslında yabancı bir dil ile konuşuyormuşuz da haberimiz yokmuş deriz. Ayrıca Türk Dil Kurumu öyle şeyler icat ediyor ki öz Türkçe anlamlar bulacağım diye resmen kullandığımız dili katlediyor. 

Örnek mi ;

amblem - belirtke
anchorman - ana haber sun.
aspiratör - emmeç
banliyö - yörekent
bypass - köprüleme
billboard - duyurumluk
çip - yonga
dart - oklama
duayen - aksakal
ekspres - özel ulak
eküri - ahırdaş
gurme - tatbilir
kapora - güvenmelik
klip - görümsetme
light - yeğni
lot - tutam
metroseksüel - bakımlı erkek
migren - yarım baş ağrısı
navigasyon - yolbul
ordövr - yemekaltı
panik - ürkü
prime time - altın saatler
raket - vuraç
reenkarnasyon - ruh göçü
self-servis - seçal
sürpriz - şaşırtı
terör - yıldırı
tirbuşon - burgu
tribün - sekilik
türbülans - burgaç
ultrason - yansılanım
voleybol - uçan top
zapping – geçgeç

hadi şimdi bir cümle kuralım,

Dün akşam bir görümsetme izledim çok güzeldi.

Anladınız değil mi?

Bunların hepsi bir yana bir televizyon kanalında canlı yayında yukarıda saydığımız ünvan üstüne ünvan alan bu kişin bir yabancı kelime yüzünden karısına karşı ortaya koymuş olduğu tavır asla hoş görülecek bir durum değil. Ama nedense hiçbir yerde haber değeri bile olmadı bu davranış. 

Televizyonun canlı yayınında karısına “konuşma”, “boş kafalı” diyen profesör ünvanlı bir kişi evin dört duvar arasına girdiğinde acaba nasıl bir eylem içine giriyor. Benim aklıma işkence bile geliyor.

Kadın hakları diye en ufak şeyde bağıran kurum ve kişilerden de nedense bir ÇIT sesi bile gelmedi.

Bana çok ilginç geldi, size de gelmedi mi? Hangi dalda ne uzmanlığı ve profesör ünvanı olursa olsun bana böyle kişiler lazım değil. Hakaret eden birisini bilinçli bir insan ne kadar doğru söylerse söylesin düşüncelerini önemsemez. Karısına böyle davranan karşısına kendi gibi düşünmeyen biri geldiğinde ne yapar düşünmek bile istemiyorum.

Türkçe konuşmak gerekiyor, bunun bilincinde olup yeni yetişen çocuklara da Türkçe öğretmek görev olmalı. Özellikle de kullandığımız kelimeleri anlamsızlaştırarak vurgulamak son derece yanlış. Bunu yapanları uyarmalı ve eleştirmeli. Karşımızda ki kim olursa olsun  hakaret etmeden.








BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"