Yer çeker.

Abi çekimdeyiz. Ne çekimi? Yer çekimi. Kehkeh.’ A. Cuarón

Gravity’yi izlemeyenler için yazının kendisi kocaman bir spoylır çünkü beni filme gerdeğe girer gibi soktular, sonra meğer sik gibi filmmiş. Ben kendi kendime yükselirken bir de kült diyenler duydum ki titredim yeminle. Hal’ın devreleri yanacak, demeyin kurban oliym.

Alınmaca gücenmece yok Gravity. Karakterler tanıdık, senaryon düzdü. Klişeler gözümüze girdi, sonun da ‘meh’. Ha şu var, görüntü yönetmenine düşen envai türlü iş konusunda, evet, ışık yılı uzaktan bakınca küçücüğüz, yıldızlar pek bi huzurlu, ve dünya dışardan anasının amı gibi güzel. İyi de gülümler, evren tabi ki efsane bişey. Uzaya kamerayla çıkıp kötü görselle dönmek ayrı bir Oscar konusu olurdu herhal. Onu geç, biricik uydumuz Ay yok filmde. Nesnellik, mahremiyet hep onda, nası ekmek var, pihuu. Varsa yoksa güneş. Ne güzel doğuyormuş da, kenardan öyle nasıl da müthişmiş. Heralde müthiş yarraam. Sinsi sinsi ona yürümüş, sanki icat buldu pezevenk.

Film, 3 kişi + nasa. Biri işkolik, dünya gamıyla dolmuş, kendini uzaya atmış. Sandıra bulok. Kendisini speed’den sevmezdik ama nerden baksan gideri var. Diğeri corç kuluniy, namı diğer; kafa öne eğ, gözler yukarı, kaşlar ben aflek, bakış ‘çok seksiyim çünkü saçlarım beyaz’ belki dudak biraz bükülürse o da yaşımın verdiği mağrurluktan gelen ‘bunca yıldır seksiyim siz kimi sikiyonuz?’ tabi uzay olunca kaskın arkasında kaldı hep. Sırf o yüzden hayalli sahneyi koydurtup kaskı çıkartmış olabilir. He, elimizde bir ‘oh bıradır wher art tho! gerçeği var, tamam, sirenlerin yan memesini de tartışalım bi ara.

Neyse Gravity. Sana laflar hazırladım.
Öncelikle film boyunca ‘yakala şu hanasını sattığım şeyini’ dedirten, o tutamayan halleriniz. Soruyorum; kıyafetten içeri müzik verecek teknolojiyi yapmışınız da, o gemilerin üstünde neden daha fazla tutamaç yok? Çıkmışım uzaya, koptum mu dönüşüm yok, her taraf kara delik, siz benle taşşak mı geçiyonuz? bana yapmışın 3 tane tutungaç. O geminin her yanı dolup taşacak arkadaşım, bu ne lakaytlık lan. İzlerken yüreklerim kurudu. Katarsislere girdim girdim çıktım yeminle.
Zaten bi garip eldiven yapmışınız, fırın eldiveni mübarek. Yap şunu doktor eldiveni, güzel sarsın elimi, bi kontrolüm olsun. Ne tornavida duruyo, ne bişey. Ordan bana rihanna çalmayı biliyosun. burda canımla cebelleşim, nere baksam panik atak. Babamın hayrına geldim sanki, hayret bişey.

İkincisi o turbolu, uzayda gitme fişekli zımbırtısı. Ondan niye herkeste yok? Başınıza ne geldiyse ondan gelmedi mi? Vereydin herkese. Sanki bilmiyorsun göktaşını, meteoru. Ne var eğitimini almıyoz mu her sikin, öğreniriz, taş geldi mi vıj vıj space invader oynar gibi, oh. 
Olanın da yakıtı bitti zaten. Hayır bitsin bişey demiyorum da, yakıt doldurmaya izin istemek nedir? ‘Nasa ilerde yakıt istasyonu var. yakıt alayım mı? Nasa cevap ver?’ Ulan neyini soruyosun daha. Alsana yakıtını. Ne diycek, alma mı diycek. Sikerler öyle bilimi. Nasa yakıt aliy mi? Yok. İyi öldüm ben o zaman şurda. Saldım kendimi uzaya. Sinir oldum valla.
Bir de o karıyın oksijeni ne bitti lan hemen? Daha bi saat işim var diyodu. Demek o zaman da %30 oksijeni falan varmış, dibi dibine yetişecekti işte. Uzay da olsa bi disiplin olacak aga. Şu mereti tam doldurup çık uzayına arkadaşım. ayfon şarjı mı lan bu? Ayrıca bitik oksijeninle sen daha neyin muhabbetini ediyosun ki, ona hiç basmadı kafam. Öbürü de teğmen olucak hem karıyı kesti, hem paso lak luk. Ayrıca bu meretin bi zor zaman ekstrası yok mu? Bayılıyodunuz hani b planına geçmelere, yer mi yok arkadaşım, hayır yerçekimsiz ortamda yük değil bişey değil, bi mini tüp daha ekleyin şuna, zor zamanda çek ordan iki nefes, on kaplan gücü, yalan mı? Yada oksijen tankları olsun,  varalım yanına dolduralım. Ya da bak orda biri öldü mesela oksijeni full dolu, bi şekil yapıp, klips mlipsli bişeylen benim alabilmem lazım onu arkadaş.

Zaten uzayda elzem iki konu var. 1) oksijen 2) herşey uçuyo. E ikisine de bişey düşünmemişiniz ulan. Bi ip koymuşunuz aramıza, koptu gitti mınakoyim. O ipin herşeyden sağlam olması lazım arkadaş. O ipin içini kablo mablo döşiyceksin, ne biliyim eldivenimle ip arasına bi magnet sistemi yapın bari. Bi yardımcı bulunun lan. Kaçtım mı uzaya, dönüp duruyorum işte. Karadeliğe denk gelsem bi ihtimal farklı boyuttan çıkma durumu var, meçhul. Bi desteğin yok, bi tesis kurmamışın. Sen beni niye çağardın arkadaşım?
Olum yazık yazık, kadın kendi imkanlarıyla yangın tüpüyle falan uğraştı da fıs fıs kendini zor attı alete. Bilim bu mu lan? Buysa gidilmesin arkadaş. Safi adam israfı. Hele ki o düştükleri (uzay!?) ‘aşağı çekme’ dediği kısımda büyük erör verdim. Corç bize bişey anlatmaya çalışıyor da ‘beni sen mi iteledin?’ kadar karşılık buldu bende valla.

Ayrıca her şey mi son anda, son saniyede. Sonra holivud deyince tırı vırı oluyo.  Karı tam alete tutunucak tüp bitikmiş, patlamadan son saniyede kapattım kapıyı,  ucuna, kenarına, kıçı kıçına... o kapılar hele niye dışa açılıyor? her seferinde mi uzaya savrulursun ya, ergonomi sıfır. Veya kızın aracı kullanması lazım ama testlerde hiç başaramazdı, hep çarpardı bilmem ne. Ya bi bırak. Bin yıllık formülle aksiyon üretme artık. Ayrıca nası çarpıyo olum? karıyı manyak vermediniz mi baştan? ‘hastasın gel’ dediler ‘yok iş yapıcam’ demedi mi? En güzel onun sürmesi lazım. 6 aylık eğitimle, bi de tembel karıyı makine başına mı koydunuz? Yahu, o ölen adamın yanından aile fotoğrafını çıkmayaydın bari. Her bok uzaya uçsun, herifin dramı bi şekilde göründü kenardan, bu mudur?
Ayrıca ben o tipin yavşaklıklarını sevdiydim, zıplıyo dönüyodu, eğleniyo full. Onu da ilk öldürdünüz zaten, hayattan zevk alan, keyif pezevengine oh olsun mu yapıyosun, napıyosun? ‘Memesi görünen ilk ölür’den ne farkı kaldı? He, kafamıza taş yağarken tornavida çevireni hep eller üstünde yüceltelim, çok güzel. Karı yere indi de bi toprağı öpmedi, nası yalan lan o? Işık yılı yol geldi ağzına yüzüne sürmesi lazım, biraz dürüstlük rica edicem. ‘artık dünyayı sikerim!’ gazı geldi hemen, yeniden doğmuşmuş, bi sinirin boşalsın bi ağla lan o zaman izansız. Zaten corç kuluni geldi sanırken hayalmiş, çünkü güç hep içimizde, kendine inan falan. Nası orcinal nası orcinal.

Bak şimdi aklıma geldi, o hani corçla sandra arasında tek bi ip kaldı da, corç kendini saldı uzaya hani. O kadın onu çok net çekerdi bence. Ya tamam kadın hayatta bişeyleri geride bırakamıyor, corc’u let go edecek de şöyle bi hızlı, bi ivmeli çekeydi gelirdi bence.
Filmde iki şeyi sevdim ben.
     1)   Sandra bulloğa uygun bir rol olarak; ulumak. Ama sandığınız kadar derin bişey değil o anacım. Yok.
     2)   Olayın içini gösterirken -hani sandra’nın kurtulma aletinde yakıtın bittiğini farkedip behlüle dönüşmesi anında hani- kamerayı dışarı alıp da, sessizliğin içinden bakınca nasıl da kimsenin haberi yok ve umurunda değilsin hissi. Seyirciye ‘lan bak ben burda oturuyorum orda neler oluyor’ kafası yaşatma. Bu güzeldi işte. Hem space odissey’e bir selam gibi olmuş. Mis.

Neyse, izleyin tabi. Let go edemeyen kızın, herşeyin doğası itibariyle elden gittiği uzay ortamında yaşama tutunması hikayesi, bi de yıldızlar falan. Seversiniz elbet. Onlar tutamadıkça krizlere girer, yalnız şuan farkettim yazı boyunca hiç tutunamayanlar esprisi yapmamışım. Kendimi büyük tebrik ediyor, şukumu vermek üzere bu güzel haiku’yu sayfaya davet ediyorum.

Uzaya çıktım,  ipim kopuk.
Nasa’ya selam, oksijen bitik.
Abi çekimdeyiz. Ne çekimi? Yer çekimi. Kehkeh.’ A. Cuarón

Gravity’yi izlemeyenler için yazının kendisi kocaman bir spoylır çünkü beni filme gerdeğe girer gibi soktular, sonra meğer sik gibi filmmiş. Ben kendi kendime yükselirken bir de kült diyenler duydum ki titredim yeminle. Hal’ın devreleri yanacak, demeyin kurban oliym.

Alınmaca gücenmece yok Gravity. Karakterler tanıdık, senaryon düzdü. Klişeler gözümüze girdi, sonun da ‘meh’. Ha şu var, görüntü yönetmenine düşen envai türlü iş konusunda, evet, ışık yılı uzaktan bakınca küçücüğüz, yıldızlar pek bi huzurlu, ve dünya dışardan anasının amı gibi güzel. İyi de gülümler, evren tabi ki efsane bişey. Uzaya kamerayla çıkıp kötü görselle dönmek ayrı bir Oscar konusu olurdu herhal. Onu geç, biricik uydumuz Ay yok filmde. Nesnellik, mahremiyet hep onda, nası ekmek var, pihuu. Varsa yoksa güneş. Ne güzel doğuyormuş da, kenardan öyle nasıl da müthişmiş. Heralde müthiş yarraam. Sinsi sinsi ona yürümüş, sanki icat buldu pezevenk.

Film, 3 kişi + nasa. Biri işkolik, dünya gamıyla dolmuş, kendini uzaya atmış. Sandıra bulok. Kendisini speed’den sevmezdik ama nerden baksan gideri var. Diğeri corç kuluniy, namı diğer; kafa öne eğ, gözler yukarı, kaşlar ben aflek, bakış ‘çok seksiyim çünkü saçlarım beyaz’ belki dudak biraz bükülürse o da yaşımın verdiği mağrurluktan gelen ‘bunca yıldır seksiyim siz kimi sikiyonuz?’ tabi uzay olunca kaskın arkasında kaldı hep. Sırf o yüzden hayalli sahneyi koydurtup kaskı çıkartmış olabilir. He, elimizde bir ‘oh bıradır wher art tho! gerçeği var, tamam, sirenlerin yan memesini de tartışalım bi ara.

Neyse Gravity. Sana laflar hazırladım.
Öncelikle film boyunca ‘yakala şu hanasını sattığım şeyini’ dedirten, o tutamayan halleriniz. Soruyorum; kıyafetten içeri müzik verecek teknolojiyi yapmışınız da, o gemilerin üstünde neden daha fazla tutamaç yok? Çıkmışım uzaya, koptum mu dönüşüm yok, her taraf kara delik, siz benle taşşak mı geçiyonuz? bana yapmışın 3 tane tutungaç. O geminin her yanı dolup taşacak arkadaşım, bu ne lakaytlık lan. İzlerken yüreklerim kurudu. Katarsislere girdim girdim çıktım yeminle.
Zaten bi garip eldiven yapmışınız, fırın eldiveni mübarek. Yap şunu doktor eldiveni, güzel sarsın elimi, bi kontrolüm olsun. Ne tornavida duruyo, ne bişey. Ordan bana rihanna çalmayı biliyosun. burda canımla cebelleşim, nere baksam panik atak. Babamın hayrına geldim sanki, hayret bişey.

İkincisi o turbolu, uzayda gitme fişekli zımbırtısı. Ondan niye herkeste yok? Başınıza ne geldiyse ondan gelmedi mi? Vereydin herkese. Sanki bilmiyorsun göktaşını, meteoru. Ne var eğitimini almıyoz mu her sikin, öğreniriz, taş geldi mi vıj vıj space invader oynar gibi, oh. 
Olanın da yakıtı bitti zaten. Hayır bitsin bişey demiyorum da, yakıt doldurmaya izin istemek nedir? ‘Nasa ilerde yakıt istasyonu var. yakıt alayım mı? Nasa cevap ver?’ Ulan neyini soruyosun daha. Alsana yakıtını. Ne diycek, alma mı diycek. Sikerler öyle bilimi. Nasa yakıt aliy mi? Yok. İyi öldüm ben o zaman şurda. Saldım kendimi uzaya. Sinir oldum valla.
Bir de o karıyın oksijeni ne bitti lan hemen? Daha bi saat işim var diyodu. Demek o zaman da %30 oksijeni falan varmış, dibi dibine yetişecekti işte. Uzay da olsa bi disiplin olacak aga. Şu mereti tam doldurup çık uzayına arkadaşım. ayfon şarjı mı lan bu? Ayrıca bitik oksijeninle sen daha neyin muhabbetini ediyosun ki, ona hiç basmadı kafam. Öbürü de teğmen olucak hem karıyı kesti, hem paso lak luk. Ayrıca bu meretin bi zor zaman ekstrası yok mu? Bayılıyodunuz hani b planına geçmelere, yer mi yok arkadaşım, hayır yerçekimsiz ortamda yük değil bişey değil, bi mini tüp daha ekleyin şuna, zor zamanda çek ordan iki nefes, on kaplan gücü, yalan mı? Yada oksijen tankları olsun,  varalım yanına dolduralım. Ya da bak orda biri öldü mesela oksijeni full dolu, bi şekil yapıp, klips mlipsli bişeylen benim alabilmem lazım onu arkadaş.

Zaten uzayda elzem iki konu var. 1) oksijen 2) herşey uçuyo. E ikisine de bişey düşünmemişiniz ulan. Bi ip koymuşunuz aramıza, koptu gitti mınakoyim. O ipin herşeyden sağlam olması lazım arkadaş. O ipin içini kablo mablo döşiyceksin, ne biliyim eldivenimle ip arasına bi magnet sistemi yapın bari. Bi yardımcı bulunun lan. Kaçtım mı uzaya, dönüp duruyorum işte. Karadeliğe denk gelsem bi ihtimal farklı boyuttan çıkma durumu var, meçhul. Bi desteğin yok, bi tesis kurmamışın. Sen beni niye çağardın arkadaşım?
Olum yazık yazık, kadın kendi imkanlarıyla yangın tüpüyle falan uğraştı da fıs fıs kendini zor attı alete. Bilim bu mu lan? Buysa gidilmesin arkadaş. Safi adam israfı. Hele ki o düştükleri (uzay!?) ‘aşağı çekme’ dediği kısımda büyük erör verdim. Corç bize bişey anlatmaya çalışıyor da ‘beni sen mi iteledin?’ kadar karşılık buldu bende valla.

Ayrıca her şey mi son anda, son saniyede. Sonra holivud deyince tırı vırı oluyo.  Karı tam alete tutunucak tüp bitikmiş, patlamadan son saniyede kapattım kapıyı,  ucuna, kenarına, kıçı kıçına... o kapılar hele niye dışa açılıyor? her seferinde mi uzaya savrulursun ya, ergonomi sıfır. Veya kızın aracı kullanması lazım ama testlerde hiç başaramazdı, hep çarpardı bilmem ne. Ya bi bırak. Bin yıllık formülle aksiyon üretme artık. Ayrıca nası çarpıyo olum? karıyı manyak vermediniz mi baştan? ‘hastasın gel’ dediler ‘yok iş yapıcam’ demedi mi? En güzel onun sürmesi lazım. 6 aylık eğitimle, bi de tembel karıyı makine başına mı koydunuz? Yahu, o ölen adamın yanından aile fotoğrafını çıkmayaydın bari. Her bok uzaya uçsun, herifin dramı bi şekilde göründü kenardan, bu mudur?
Ayrıca ben o tipin yavşaklıklarını sevdiydim, zıplıyo dönüyodu, eğleniyo full. Onu da ilk öldürdünüz zaten, hayattan zevk alan, keyif pezevengine oh olsun mu yapıyosun, napıyosun? ‘Memesi görünen ilk ölür’den ne farkı kaldı? He, kafamıza taş yağarken tornavida çevireni hep eller üstünde yüceltelim, çok güzel. Karı yere indi de bi toprağı öpmedi, nası yalan lan o? Işık yılı yol geldi ağzına yüzüne sürmesi lazım, biraz dürüstlük rica edicem. ‘artık dünyayı sikerim!’ gazı geldi hemen, yeniden doğmuşmuş, bi sinirin boşalsın bi ağla lan o zaman izansız. Zaten corç kuluni geldi sanırken hayalmiş, çünkü güç hep içimizde, kendine inan falan. Nası orcinal nası orcinal.

Bak şimdi aklıma geldi, o hani corçla sandra arasında tek bi ip kaldı da, corç kendini saldı uzaya hani. O kadın onu çok net çekerdi bence. Ya tamam kadın hayatta bişeyleri geride bırakamıyor, corc’u let go edecek de şöyle bi hızlı, bi ivmeli çekeydi gelirdi bence.
Filmde iki şeyi sevdim ben.
     1)   Sandra bulloğa uygun bir rol olarak; ulumak. Ama sandığınız kadar derin bişey değil o anacım. Yok.
     2)   Olayın içini gösterirken -hani sandra’nın kurtulma aletinde yakıtın bittiğini farkedip behlüle dönüşmesi anında hani- kamerayı dışarı alıp da, sessizliğin içinden bakınca nasıl da kimsenin haberi yok ve umurunda değilsin hissi. Seyirciye ‘lan bak ben burda oturuyorum orda neler oluyor’ kafası yaşatma. Bu güzeldi işte. Hem space odissey’e bir selam gibi olmuş. Mis.

Neyse, izleyin tabi. Let go edemeyen kızın, herşeyin doğası itibariyle elden gittiği uzay ortamında yaşama tutunması hikayesi, bi de yıldızlar falan. Seversiniz elbet. Onlar tutamadıkça krizlere girer, yalnız şuan farkettim yazı boyunca hiç tutunamayanlar esprisi yapmamışım. Kendimi büyük tebrik ediyor, şukumu vermek üzere bu güzel haiku’yu sayfaya davet ediyorum.

Uzaya çıktım,  ipim kopuk.
Nasa’ya selam, oksijen bitik.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"