* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Beşinci gün "abla" dörtlüsü Bangkok'ta, Yüzen Çarşı'yı görür, kanal gezisi yapar.

16 Temmuz 2013 Salı sabahı kahvaltı sonrası, acentenin ekstra turuna katılan ufak grup arabada yerini alır; yeşil içinde yoksul evler, tepeden sallanan teller, meyve sebze konserve fabrikaları, tuz havuzları arasında 1.5 saat yol alarak güne başlar.
 
Rehber "1239, ilk krallık kuzeyde..." diyerek ülkenin tarihini anlatmaya girişir; klimanın saldırısından korunmak niyetiyle şalına sarınınca içi geçen, ortancanın muzip bir fotoğrafla belgelediği "abla", katılımcıların çoğu gibi yolun sonunda uyanır: "...2000'lere dek hiç biri görev süresini tamamlayamayan başbakanlar... 2006'da %85'le seçildiği halde telekomu satıp parayı cebine atan, kaçtığı İngiltere'de futbol takımı satın aldığı düşünülen başbakanın kız kardeşi, şimdi koalisyon iktidarına başbakan." İnmeden sözlerini bağlar: "Kralın oğlu sevilmiyor, kaçak başbakan bu role soyunmakta."
 
İlk durak, Siyam ikizlerinin doğduğu Samut Songkram kasabası yakınında bir Hindistan Cevizi çiftliği: Meyve yüklü ağaçlar altında şeker üretilen kazanlardan yayılan dumanla puslu tezgâhlarda, Hindistan Cevizinin yağıyla, sütüyle üretilmiş bakım ürünleri, kabuğun da kullanıldığı hediyelik eşyalar, herkese hitap etmekte. Arkadaki geniş orkide bahçesi ise meraklısı için bir cennet!
 
Grup, nemin sarmaladığı muz bahçeleri arasından 10 dakikada, kendilerini Yüzen Çarşı'ya ulaştıracak kanal yolculuğu için iskeleye ulaşır. Yerdeki sıralara toplam beşer kişinin ayaklarını uzatarak oturduğu motorlu tenteli Thai stili tekneler, dümenlerinde kadınlar, birbiri ardı sıra Yüzer Çarşı'ya doğru 20 dakika sürecek yolculuğa başlar. Yoğun nemle coşmuş bitki örtüsünün hemen dibindeki koyu yeşil suyu yararak, karşıdan gelene yol verme dışında hız kesmeden yapılan yolculuk, -onca yeşillik yeterli değilmiş gibi- saksılarla dolu, suya bir kaç basamakla inilen, önlerine kayıklar bağlı, korkuluklarına çamaşırlar serili  verandalarıyla, tek tük zengin -genellikle dini amaçlı-, çoğunlukla yoksul, ahşapla tenekeden mamul evler kanallar boyunca sürer.
 
"Yüzen Çarşı iskelesinde para bozdurmak isteyenler için ayaklı bankalar var" diyen rehber sözlerini bitirmeden yanlarına gelen ufak tefek gözlüklü bir kadın "abla"nın arkadaşının parasını hızlıca bozar. Su üzerindeki iskeleden yürüyerek pazarın kurulduğu bölüme geçen grubu bir şenlik karşılar. İki yanından merdivenle inilen kanallar, içleri her türden malla, bazıları teknede pişirdiği yiyecekleri satmakta teknelerle dolu. Pazarı gezdikten sonra bir köşede uzun, kalın, şık desenli yılanları bedenlerine sarıp çığlıklar atarak poz veren genç kızları geçip bir şeyler içmeye giden dörtlü önce, annesi giysiler satan şirin bebeği sever fotoğraflar, ardından buluşma noktasına varır.
 
Arkadaşı ile ortanca fotoğraf için kayboldukları sıra, "abla" ile kuzenin yanına gelen -az önce para bozan ayaklı banka- gözlüklü kadın bu defa önce, torbasından çıkardığı, düzgün büyük harflerle Türkçe kullanım bilgisi yazılı kartonu, okuyabilecekleri biçimde tutar, tane tane de okur. Satmakta olduğu küçük kavanozlardaki merhem baş ağrısı başta, her türlü ağrı, üst solunum yolları enfeksiyonu gibi türlü derde devadır. Yan gözle sunumu izleyen "abla" ile kuzen nem bezgini, gezi yorgunu klasik turist tavrıyla "hayır" der, teşekkür ederler. Hiç oralı olmayan, sonradan rehberden, adının Chaon olduğunu, her dili biraz konuştuğunu öğrendikleri becerikli kadın, gayet anlaşılabilir Türkçe ile "kefenin cebi yok!" demesin mi? Daha, ikisi uçakla, epey yol tepecek "abla" ile kuzeni apışır kalır! Ardından, üçlü paket için -pazarlıksız!- 100'er baht ödedikleri Chaon üşenmez, defterinden popüler bir Fransızca parça söyler; yetinmez, güçlü parmaklarıyla ikisinin omuz ve boyunlarına bir de Thai masajı yapar. Gezdiği yerlerde tanımaya bayıldığı "özel bir insan" daha, böylelikle "abla"nın anı arşivine kaydolur.
 
Yüzen Çarşı öğle saatlerinde kapanırken yola çıkılır, Jacques ayaklanır; elindeki torbalar dolusu tropik meyveyi katılımcılara, tanıtarak dağıtmakta. Yumuşak dikenli kabuğu içinden beyaz şeffaf tatlı bir meyve çıkan, Rambutan; kahverengi sert kabuklu patatese benzeyen jelimsi tatlı meyve Longan; dibi hurma benzeri yapraklı, bordo sert kalın kabuklu, meyvesi sarımsak görünüşlü Mangosteam; greyfurta benzer kalın kabuklu lifli Pomelo, muz... Meyve fanatiği "abla" için dört dörtlük bir ziyafet.
 
Araba Teak Ağacı oyma atölyesi girişinde durur: Rehberin, alışveriş edilirse Türkiye'ye de yollanabileceği bilgisi verdiği ağırlıklı, gösterişli mobilyalar dışında koca tek parçadan -bir ustanın gösterisiyle- katman katman oyularak yapılan derinlikli panolar hayranlıkla izlenir. Orijinale yakın boyutlu teak ağacı fil ve Buda heykelleri yanında bol bol poz verilir.
 
Dönüş yolunda mola sırasında "abla" tarafından, kabak tatlısı ile -Küba'da tadılmış- şeker kamışı suyu arasında lezzetiyle Palm Juice ile, Demirhindi şerbetinin yapıldığı tamarind'in acı soslu kayısılı çerez versiyonu denenir.
 
Bir saatlik yolculukla Bangkok'a dönen grup -"abla"nın aşağıya 50'lerden bir çekimi koyduğu- Chao Phraya Kanalı gezisine katılır. "Kraliyet Nehri anlamında nehir Tayland Körfezi'ne doğru gidiyor" diye anlatır rehber, "Kuzeyden limana mavnalarla tuz, kum, kömür, pirinç vs. tarım ürünleri taşır. Nehir eski ve yeni Bangkok'u ayırır." Saat kulesine benzeyen şık minaresiyle bir cami yanında Katolik kilisesi, askeriyenin binalarını, su akışını kontrol eden kapaklarıyla -"abla"nın Nil ve Volga üzerinde gördüklerine benzer- havuzlar... Rehber kontrol edilmediğinde evleri suların bastığını, insanların masalar üzerinde oturduklarını gördüğünü söyler.
 
Daha dar bir kanala sapan tekne birbirine dayanmış, kazıklar üzerinde, cepheleri kurumakta giysi askılarıyla dolu evler önünden geçer; kıyıda taşla aynı renkte minyatür timsah görünüşlü bir hayvan, yıkananlar, çamaşır yıkayanlar, eflatun boyalı bakımlı bir okul, büyükbaba çatı onarırken annenin verandayı süpürdüğü bir ev... Wat Intharam (Tapınağı) önünde duraklayan teknenin çevresi boyu yarım metreye ulaşan balıklarla çevrilir; rehber, "kutsaldırlar, avlanmaları yasaktır, şans getirirler, turistler rahipler besler" diye anlatırken Jacques'ın dağıttığı ekmek parçaları grup tarafından suya atılır. Az ötede iki delikanlı oltayla balık avlamakta. Bir tabut deposu, bir dükkan, Wat Khan Chan bahçesinde kanala arkasını dönmüş fillerin sırtında oturmakta Buda heykeli, meyve yüklü ağaçlar arasında yüzü kanala dönük uzanmış bir başka Buda, oltalı bir grup genç daha, sırlı tırabzanlarıyla şık evler...
 
Yılan çiftliğinin küçük iskelesinde inen grubu ürkütücü bir gösteri beklemekte: Çevresinde sıralar bulunan üstü örtülü -ışıkları grubun girmesiyle yakılan- sahnedeki genç, kolunda, tıslayarak saldıran kızgın kobrayla, izleyicilere döner "selamünaleyküm!" der; bir bardağı ısırtıp yılanın zehrini sağar, sonra da isteyenlere hayvanın başını okşatır. Bir başka yılan, kuyruğu dürtüklenince 1 m. kadar sıçramakta. En zehirlilerinden sarı çizgili siyah bir piton saldırarak uzatılan balonu dişleriyle patlatır. Çuvalda sırasını bekleyen -20 kg olduğu söylenen- desenli uzun yılan iki kişi tarafından tutulur, isteyenlerin bedenine sarılarak fotoğraflanır. Bahşiş faslı sonrası iguana, geyik, timsah, siyah Asya ayısı, soft shell kaplumbağa görülür, maymunlar muzla beslenir.
 
Grubu bekleyen tekne hafif yağmurda yeniden yola çıkar: Suya uzanan begonvilli yaseminli bakımlı bahçeler içinde şık evler, adım başı çok süslü tapınaklar, kanal başında sokak levhası gibi kanalın adını belirten bir ok, bir tekne imalat onarım atölyesi, sokak arasında sudan yarım metre yukarıda çok tuhaf görünen taksi, suya inen merdivende genç rahip adayı, sağdan soldan geçen 20-25 kişilik uzun tekneler...
 
Dar kanaldan çıkıldığı noktada nehrin bir yanını geniş panoramasıyla kaplayan görkemli yapı için "Bangkok'un en önemli üçüncü büyük tapınağı Wat Arun, Şafak Tapınağı" der rehber, "1782'de inşa edilmiş, fil başları Hint etkisini gösterir, Budist rahip eğitimi yapılır."
 
Kanal gezisi, ağırlıklı ipek satışı yapılan River City önünde sona erer. Uzun gün, bir Çin lokantasında grubun, üç ayrı Thai yemeği -"abla"nın seçimi bol zencefilli, altı sürekli yanan bir çanakla servis edilen lezzetli ama acı bir tür çorba- tatmasıyla sona erer.
 
 
Yüzen Çarşı görselleri:
 
Teak Ağacı görselleri:
 
Chao Phraya River 1950's
 
Wat Arun görselleri:
 

Bizi de Okusana ;) × +