Hayata dair dersler 6, mutluluk


Hayata dair dersler

Bu akşam konu olarak mutluluğu seçmek istedim. Sonuçta herkes ondan bahsediyor, onun peşinde koşuyor ama kimse onu tam olarak elde edemiyor. Belki çok yanlış yerlerde, çok yanlış zamanlarda arıyoruzdur onu. Belki sadece mutluluğun anlamını bilmiyoruzdur. Gelin hep beraber mutluluk üzerine düşünelim biraz ve onu neden bulamadığımızı sorgulayalım.

Önce mutluluğu tanımlamak gerekir. Türk Dil Kurumu mutluluğu bu şekilde tanımlamış "Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu." Özlemlere ulaşılmanın sonucunda ortaya çıkan bir duygu olarak gösteren TDK aslında bir açıdan doğru söylemektedir. Mutluluk için özlemlerin giderilmesi gerektiğini söyler. Yani özlemi bir ihtiyaç olarak görürsek mutluluk o ihtiyacın giderilmesidir. Özlediğimiz birisini karşımızda gördüğümüz zaman bu tanıma göre mutlu oluruz. Ancak TDK'nın tanımında bir sorun vardır bana göre. O sorun ise mutluluğun oluşması için bir sürekliliğin olması gerektiğinden bahseder. Bana göre mutluluk için bir şeyin sürekli olması gerekmez.

Bu noktada biraz daha farklı bir mutluluk kavramımın olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu bölüme daha sonra geçmek istiyorum. TDK'nın yaptığı tanımı okuduğumuz zaman düşünmemiz gereken soru mutluluğu neden bulamadığımız olmalıdır. Hep beraber düşünelim özlemlerimiz giderilmiyor mu bizim? Başka bir soru daha soralım nelere özlem duyuyoruz. Sevgi bir özlem kaynağıdır mesela, sevgiye yoğun bir özlem duyulabilir. Anlaşılmak başka bir özlem kaynağıdır, insanlar bizi anlamazsa mutluluktan bahsetmek oldukça zordur. Yakınlarımızda başka birilerinin olması da genelde mutluluk kaynağı olarak geçer. Hele bu insanlar bize yakınsa ve samimiysek onlarla geçirilen zaman mutluluk verebilir. Aynı zamanda yakınınızda birisinin olmasına duyduğunuz özlem de aynı şekildedir. Mutlu olabilmek için bu özlemimizin giderilmesini bekliyoruz.

Biraz daha derinleştirelim bu özlemleri. Mesela insan eğlenceyi özleyebilir. Eğer çok sıkıcı bir hayatı varsa o kişi eğlenmek isteyebilir. O kişinin eğlendiği anda mutlu olabileceğini varsayabiliriz bu noktada. Benzer bir şekilde yalnız olma ihtiyacı da bir özlem kaynağıdır. Eğer insanın etrafı gürültü ile doluysa ve bir süre boyunca kafasını dinlemek için yalnız kalmak isteyebilir. Hatta bu istek için insanlar tatile bile gidiyorlardır. İstekleri yerine getirildiğinde kişinin mutlu olduğunu söylemiştik daha önce. Ayrıca evlenmek, çocuk yapmak, başarılı olmak, sınıfı geçmek de başka özlem kaynaklarıdır. Birisini özleyebiliriz daha önce söylediğim gibi. O yanımıza geldiği zaman mutlu da oluruz. Peki mutluluğun karşılığını bulabilmek bu kadar basitken biz neden onu bulamıyoruz?

Mutluluğun ne demek olduğu anlattım yukarıda ama bu anlatımımı sözlük tanımı üzerinden yaptım. Demek ki sözlükte yazan tanım onu anlamamız için yeterli değilmiş. O zaman biraz daha derine inelim. Yazımın başında mutluluğun tanımını bilmiyor olabileceğimden bahsetmiştim. Daha doğru bir anlatım ile aslında mutluluğu fazla büyütüyor olabiliriz. Mesela yukarıdaki örneklerde sevdiğimiz birisinin yanımıza gelmesinin mutlu olmamız için yeterli olabileceğini söylemiştim. Ancak eğer o insanın yanımıza gelmesi bize yetmiyorsa, ondan başka bir şeyler de bekliyorsak mutlu olma ihtimalimizi de azaltmaz mıyız? Ya da sevgi örneğini verdiğim zaman birisinin bizi sevmesini değil de çok sevmesini istediğimizi düşünün.  Elbette çok kelimesinin ne kadar büyüklükte olduğunu bilmediğimizi de hesaba katalım o zaman birisinin bizi sevmesinden nasıl mutlu olabiliriz. Anlaşılmak konusuna gelince neden bizi daha fazla anlamıyor demeye başladığımız noktada aslında mutlu olma şansını da elimizde kaçırıyoruz. Bu noktada dikkat çekmek istediğim bir şey var o da mutluluğun kaçmasının tek bir kelime ile alakalı olması.

Bana göre mutluluğu hep daha fazlasını istediğimiz için kaçırıyoruz. Beni daha fazla sevsinler ya da daha iyi anlasınlar gibi ucu açık cümleler kurdukça aslında kendi mutluluğumuz üzerinde oyunlar oynamaya başlıyoruz. Biraz düşünelim bir insan başka bir insanı ne kadar sevebilir diye ve bu sevgiyi hangi ölçü birimleri ile ölçebiliriz. Şunu söylemek istiyorum ki biz mutluluğu ucu açık olaylara bağladığımız sürece o ucu açık özlemin giderilmesi de aynı oranda zorlaşacaktır. Kimse beni çok sevmiyor demek yerine beni seven insanlar var demek arasında çok büyük farklar vardır. Ayrıca bu şekilde söylendiği zaman aslında yukarıda bahsettiğim çok sevmeyi de bulabilme şansımız artar.

Başarılı olmak bir özlem kaynağıdır demiştim. Hemen hemen tüm insanlar başarılı olabilmek ister. Başarılı olduğu zaman ise mutlu olur. Teoride bu kural bu şekilde işlerken pratikte durum oldukça farklıdır. Üniversite sınavını kazanmak bir başarıdır, okulu dereceyle bitirmek de aynı. Sonra güzel bir işe girmek, terfi almak, evlenmek, ev almak da başka başarılardır. Ancak eğer hep bir sonraki başarıyı düşünerek hareket ederseniz aslında elinizin altında olan başarınızdan mutlu olma ihtimalini de kaybedersiniz.

Biraz örneklemek gerekirse bundan yıllar önce bir kız tanımıştım. Nedense onu oldukça detaylı hatırlıyorum. Sıklıkla görürdüm onu ama onu hiç yüzü gülümser bir şekilde görmemiştim. Hep somurturdu o. Her zaman bir şeylerden şikayet eder bana asla başarılı olmadığını söylerdi. Asla kimsenin onu sevmediğini ve kimsenin onu anlamadığını tekrar ederdi. Bu düşüncelere inandığı için de aslında mutlu olamıyordu. Onunla uzun sayılabilecek bir süre boyunca konuştum. Üniversiteyi kazanmıştı mesela ama istediği bölümü kazanamadığı için kendini başarısız olarak görüyordu. Onu seven arkadaşları vardı ama aklı onu çok sevecek bir erkekteydi. Ancak bildiğim kadarıyla onunla ilgilenen erkekler vardı ve birini tanıyordum ki kızı gerçekten seviyordu. Kimsenin onu anlamadığı söylemi ise aslında gerçekle örtüşmeyen bir durumdu. Bu durumları ona uzun uzun anlatmaya çabaladım hep ancak beni dinlemiyordu. Mutsuzluğu onun için o kadar vaz geçilmezdi ki onun içinde acı çekmekten kendini alı koyamıyordu.

Başka bir örnek yine bir kız ile alakalı. Onun gerçekten çok büyük sorunları vardı. Çok yakın bir arkadaşım olduğu için ve sıkıntılarını anlatacak başka birisi olmadığı için hep bana anlatırdı sorunlarını. Gerçekten çok önemli sorunlardı ve benim söyleyeceğim hiçbir şey o sorunu düzeltemezdi. Ancak ona "her şey güzel olacak" dediğimde ağlamaklı gözleri bir ışıkla parlar ve gülümsemeye başlardı. Onun mutlu olması bu kadar kolaydı. Çok büyük olayların olmasına gerek bile yoktu onun için. Ufacık bir umut ona yeterliydi. "Herşey güzel olacak" cümlesini defalarca kez kullandım ve o her birinde tekrardan mutlu oldu. Ben onun kadar kolay mutlu olamıyordum. İşin garibi ben onun kadar gerçek mutluluklara ulaşamıyordum.

Sonra düşündüm bunu nasıl yapıyor diye. Hatta fazlasıyla düşündüm. Gerçeği söylemek gerekirse çıkmaz bir sokaktı benim için çünkü onun formülünü bulamıyordum. Bir gün yine onunla konuşurken bana hiçbir beklentisi olmadığı söylemişti. O an kafamdaki tüm sorular cevaplandı ve beklentileri olmadığı için mutlu olabildiğini anladım.

Bu arada bende çok derin olaylar yaşadım. Birçoğu canımı yaktı, üzdü veya parçaladı beni. Ancak bu olaylarda beklentilerimi azaltmaya başladım. Birisi beni çok sevmese ne olabilirdi ki? Ya da en büyük başarılara imza atmasam ne olurdu? Nefes alıyordum ve bu benim için mutluluk vericiydi. İşte işin sırrı buradaydı. Nefes alıyordum ve bunun için mutlu oluyordum. Sürekli nefes alabildiğim için sürekli mutlu olma şansına sahiptim. Birilerinin beni çok sevmesini beklemiyordum mesela. Beni seven insanlar vardı ve bu yeterliydi. Herkesin beni sevmesine de gerek yoktu. Anlaşılmak noktasında ise beni anlayan insanlar vardı. Daha fazla anlaşılabilmek için kendimi daha iyi anlatmalıydım. Ancak anlaşılabildiğim için mutlu olabiliyordum.

Daha sonra mutluluğun beklentileri düşük tutmak ile alakalı olduğunu fark ettim. Ne kadar az beklentim olursa onlara ulaşma ihtimalim de o kadar artıyordu.

Hadi bir örnek daha vereyim. Bir zaman bir kızdan hoşlanıyordum. Hatta benim için gerçekten önemliydi. İnternet üzerinden tanışmıştık ve hiç buluşmamıştık. Bir gün İstanbul'a geldi ve buluşma ihtimalimiz ortaya çıktı. Eğer o gün çok büyük bir beklentilerle oraya gitseydim mutlu olma ihtimalim gerçekten çok azalırdı. Bunun yerine sadece onun tanıdığım gibi olmasını bekledim. Bunun aksi yönünde bir düşüncem olmadığı için de yüksek bir ihtimaldi. Sonra buluştuk onunla ve hayatımda geçirdiğim en güzel günlerden birisiydi. Aramızda fazla bir şey olmadı ama olmasına da gerek yoktu aslında. Harika bir gün geçirmiştim ve o gün belki ileride başka olaylara kapı açacaktı ama bunun da önemi yoktu. Çok güzel bir gün geçirmiştim ve bu mutlu olmam için yeterliydi.

Mutluluk konusunda anlatacaklarım şimdilik bu kadar dostlar. Elbette daha söyleyecek çok şeyim var ama şimdilik burada bırakmanın en iyisi olacağını düşünüyorum. Unutmayın beklentilerinizi düşük tutarsanız mutlu olma ihtimaliniz de o oranda artar. Bir kaç kelime bile her şeyi değiştirebilir.

Resim: István Sándorfi


Hayata dair dersler

Bu akşam konu olarak mutluluğu seçmek istedim. Sonuçta herkes ondan bahsediyor, onun peşinde koşuyor ama kimse onu tam olarak elde edemiyor. Belki çok yanlış yerlerde, çok yanlış zamanlarda arıyoruzdur onu. Belki sadece mutluluğun anlamını bilmiyoruzdur. Gelin hep beraber mutluluk üzerine düşünelim biraz ve onu neden bulamadığımızı sorgulayalım.

Önce mutluluğu tanımlamak gerekir. Türk Dil Kurumu mutluluğu bu şekilde tanımlamış "Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu." Özlemlere ulaşılmanın sonucunda ortaya çıkan bir duygu olarak gösteren TDK aslında bir açıdan doğru söylemektedir. Mutluluk için özlemlerin giderilmesi gerektiğini söyler. Yani özlemi bir ihtiyaç olarak görürsek mutluluk o ihtiyacın giderilmesidir. Özlediğimiz birisini karşımızda gördüğümüz zaman bu tanıma göre mutlu oluruz. Ancak TDK'nın tanımında bir sorun vardır bana göre. O sorun ise mutluluğun oluşması için bir sürekliliğin olması gerektiğinden bahseder. Bana göre mutluluk için bir şeyin sürekli olması gerekmez.

Bu noktada biraz daha farklı bir mutluluk kavramımın olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu bölüme daha sonra geçmek istiyorum. TDK'nın yaptığı tanımı okuduğumuz zaman düşünmemiz gereken soru mutluluğu neden bulamadığımız olmalıdır. Hep beraber düşünelim özlemlerimiz giderilmiyor mu bizim? Başka bir soru daha soralım nelere özlem duyuyoruz. Sevgi bir özlem kaynağıdır mesela, sevgiye yoğun bir özlem duyulabilir. Anlaşılmak başka bir özlem kaynağıdır, insanlar bizi anlamazsa mutluluktan bahsetmek oldukça zordur. Yakınlarımızda başka birilerinin olması da genelde mutluluk kaynağı olarak geçer. Hele bu insanlar bize yakınsa ve samimiysek onlarla geçirilen zaman mutluluk verebilir. Aynı zamanda yakınınızda birisinin olmasına duyduğunuz özlem de aynı şekildedir. Mutlu olabilmek için bu özlemimizin giderilmesini bekliyoruz.

Biraz daha derinleştirelim bu özlemleri. Mesela insan eğlenceyi özleyebilir. Eğer çok sıkıcı bir hayatı varsa o kişi eğlenmek isteyebilir. O kişinin eğlendiği anda mutlu olabileceğini varsayabiliriz bu noktada. Benzer bir şekilde yalnız olma ihtiyacı da bir özlem kaynağıdır. Eğer insanın etrafı gürültü ile doluysa ve bir süre boyunca kafasını dinlemek için yalnız kalmak isteyebilir. Hatta bu istek için insanlar tatile bile gidiyorlardır. İstekleri yerine getirildiğinde kişinin mutlu olduğunu söylemiştik daha önce. Ayrıca evlenmek, çocuk yapmak, başarılı olmak, sınıfı geçmek de başka özlem kaynaklarıdır. Birisini özleyebiliriz daha önce söylediğim gibi. O yanımıza geldiği zaman mutlu da oluruz. Peki mutluluğun karşılığını bulabilmek bu kadar basitken biz neden onu bulamıyoruz?

Mutluluğun ne demek olduğu anlattım yukarıda ama bu anlatımımı sözlük tanımı üzerinden yaptım. Demek ki sözlükte yazan tanım onu anlamamız için yeterli değilmiş. O zaman biraz daha derine inelim. Yazımın başında mutluluğun tanımını bilmiyor olabileceğimden bahsetmiştim. Daha doğru bir anlatım ile aslında mutluluğu fazla büyütüyor olabiliriz. Mesela yukarıdaki örneklerde sevdiğimiz birisinin yanımıza gelmesinin mutlu olmamız için yeterli olabileceğini söylemiştim. Ancak eğer o insanın yanımıza gelmesi bize yetmiyorsa, ondan başka bir şeyler de bekliyorsak mutlu olma ihtimalimizi de azaltmaz mıyız? Ya da sevgi örneğini verdiğim zaman birisinin bizi sevmesini değil de çok sevmesini istediğimizi düşünün.  Elbette çok kelimesinin ne kadar büyüklükte olduğunu bilmediğimizi de hesaba katalım o zaman birisinin bizi sevmesinden nasıl mutlu olabiliriz. Anlaşılmak konusuna gelince neden bizi daha fazla anlamıyor demeye başladığımız noktada aslında mutlu olma şansını da elimizde kaçırıyoruz. Bu noktada dikkat çekmek istediğim bir şey var o da mutluluğun kaçmasının tek bir kelime ile alakalı olması.

Bana göre mutluluğu hep daha fazlasını istediğimiz için kaçırıyoruz. Beni daha fazla sevsinler ya da daha iyi anlasınlar gibi ucu açık cümleler kurdukça aslında kendi mutluluğumuz üzerinde oyunlar oynamaya başlıyoruz. Biraz düşünelim bir insan başka bir insanı ne kadar sevebilir diye ve bu sevgiyi hangi ölçü birimleri ile ölçebiliriz. Şunu söylemek istiyorum ki biz mutluluğu ucu açık olaylara bağladığımız sürece o ucu açık özlemin giderilmesi de aynı oranda zorlaşacaktır. Kimse beni çok sevmiyor demek yerine beni seven insanlar var demek arasında çok büyük farklar vardır. Ayrıca bu şekilde söylendiği zaman aslında yukarıda bahsettiğim çok sevmeyi de bulabilme şansımız artar.

Başarılı olmak bir özlem kaynağıdır demiştim. Hemen hemen tüm insanlar başarılı olabilmek ister. Başarılı olduğu zaman ise mutlu olur. Teoride bu kural bu şekilde işlerken pratikte durum oldukça farklıdır. Üniversite sınavını kazanmak bir başarıdır, okulu dereceyle bitirmek de aynı. Sonra güzel bir işe girmek, terfi almak, evlenmek, ev almak da başka başarılardır. Ancak eğer hep bir sonraki başarıyı düşünerek hareket ederseniz aslında elinizin altında olan başarınızdan mutlu olma ihtimalini de kaybedersiniz.

Biraz örneklemek gerekirse bundan yıllar önce bir kız tanımıştım. Nedense onu oldukça detaylı hatırlıyorum. Sıklıkla görürdüm onu ama onu hiç yüzü gülümser bir şekilde görmemiştim. Hep somurturdu o. Her zaman bir şeylerden şikayet eder bana asla başarılı olmadığını söylerdi. Asla kimsenin onu sevmediğini ve kimsenin onu anlamadığını tekrar ederdi. Bu düşüncelere inandığı için de aslında mutlu olamıyordu. Onunla uzun sayılabilecek bir süre boyunca konuştum. Üniversiteyi kazanmıştı mesela ama istediği bölümü kazanamadığı için kendini başarısız olarak görüyordu. Onu seven arkadaşları vardı ama aklı onu çok sevecek bir erkekteydi. Ancak bildiğim kadarıyla onunla ilgilenen erkekler vardı ve birini tanıyordum ki kızı gerçekten seviyordu. Kimsenin onu anlamadığı söylemi ise aslında gerçekle örtüşmeyen bir durumdu. Bu durumları ona uzun uzun anlatmaya çabaladım hep ancak beni dinlemiyordu. Mutsuzluğu onun için o kadar vaz geçilmezdi ki onun içinde acı çekmekten kendini alı koyamıyordu.

Başka bir örnek yine bir kız ile alakalı. Onun gerçekten çok büyük sorunları vardı. Çok yakın bir arkadaşım olduğu için ve sıkıntılarını anlatacak başka birisi olmadığı için hep bana anlatırdı sorunlarını. Gerçekten çok önemli sorunlardı ve benim söyleyeceğim hiçbir şey o sorunu düzeltemezdi. Ancak ona "her şey güzel olacak" dediğimde ağlamaklı gözleri bir ışıkla parlar ve gülümsemeye başlardı. Onun mutlu olması bu kadar kolaydı. Çok büyük olayların olmasına gerek bile yoktu onun için. Ufacık bir umut ona yeterliydi. "Herşey güzel olacak" cümlesini defalarca kez kullandım ve o her birinde tekrardan mutlu oldu. Ben onun kadar kolay mutlu olamıyordum. İşin garibi ben onun kadar gerçek mutluluklara ulaşamıyordum.

Sonra düşündüm bunu nasıl yapıyor diye. Hatta fazlasıyla düşündüm. Gerçeği söylemek gerekirse çıkmaz bir sokaktı benim için çünkü onun formülünü bulamıyordum. Bir gün yine onunla konuşurken bana hiçbir beklentisi olmadığı söylemişti. O an kafamdaki tüm sorular cevaplandı ve beklentileri olmadığı için mutlu olabildiğini anladım.

Bu arada bende çok derin olaylar yaşadım. Birçoğu canımı yaktı, üzdü veya parçaladı beni. Ancak bu olaylarda beklentilerimi azaltmaya başladım. Birisi beni çok sevmese ne olabilirdi ki? Ya da en büyük başarılara imza atmasam ne olurdu? Nefes alıyordum ve bu benim için mutluluk vericiydi. İşte işin sırrı buradaydı. Nefes alıyordum ve bunun için mutlu oluyordum. Sürekli nefes alabildiğim için sürekli mutlu olma şansına sahiptim. Birilerinin beni çok sevmesini beklemiyordum mesela. Beni seven insanlar vardı ve bu yeterliydi. Herkesin beni sevmesine de gerek yoktu. Anlaşılmak noktasında ise beni anlayan insanlar vardı. Daha fazla anlaşılabilmek için kendimi daha iyi anlatmalıydım. Ancak anlaşılabildiğim için mutlu olabiliyordum.

Daha sonra mutluluğun beklentileri düşük tutmak ile alakalı olduğunu fark ettim. Ne kadar az beklentim olursa onlara ulaşma ihtimalim de o kadar artıyordu.

Hadi bir örnek daha vereyim. Bir zaman bir kızdan hoşlanıyordum. Hatta benim için gerçekten önemliydi. İnternet üzerinden tanışmıştık ve hiç buluşmamıştık. Bir gün İstanbul'a geldi ve buluşma ihtimalimiz ortaya çıktı. Eğer o gün çok büyük bir beklentilerle oraya gitseydim mutlu olma ihtimalim gerçekten çok azalırdı. Bunun yerine sadece onun tanıdığım gibi olmasını bekledim. Bunun aksi yönünde bir düşüncem olmadığı için de yüksek bir ihtimaldi. Sonra buluştuk onunla ve hayatımda geçirdiğim en güzel günlerden birisiydi. Aramızda fazla bir şey olmadı ama olmasına da gerek yoktu aslında. Harika bir gün geçirmiştim ve o gün belki ileride başka olaylara kapı açacaktı ama bunun da önemi yoktu. Çok güzel bir gün geçirmiştim ve bu mutlu olmam için yeterliydi.

Mutluluk konusunda anlatacaklarım şimdilik bu kadar dostlar. Elbette daha söyleyecek çok şeyim var ama şimdilik burada bırakmanın en iyisi olacağını düşünüyorum. Unutmayın beklentilerinizi düşük tutarsanız mutlu olma ihtimaliniz de o oranda artar. Bir kaç kelime bile her şeyi değiştirebilir.

Resim: István Sándorfi

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.