The Story of Film (Sinemanın Hikayesi) 2013

Sinemanın Hikayesi

Sinema dünyasında kalbimi en çabuk fetheden kişi Mark Cousins oldu. Tabi dağıtımcı Calinos Films ve Tiglon’a şükranları iletmek gerek. 915 dakikalık muhteşem belgeselle sinemayı sıfırdan günümüze kadar önümüze seriyor. 15 bölüm ve 5 DVD’den oluşan bu setin yanında bir kitapçık da hediye ediliyor. Türkçe, İngilizce anlatımı ve altyazısıyla seçenekler sunuyor. Peki yazan, yöneten ve anlatan Mark Cousins’in Sinemanın Hikayesi’nde neler var?

Sinemanın doğuşundan bugüne kadar geçtiği her evresi, 6 kıtadaki senarist, yönetmen ve oyuncular üzerinden anlatılıyor. Bunu kurgulamak hiç kolay değil; zira 110 yıldan bahsediyoruz. 1000lerce filmden görüntüler alınmış, sayısız önemli yönetmen, senarist ve oyuncuyla röportaj yapılmış. O kadar yoğun bilgi aktarıyor ki izlerken hem not almak istiyorsunuz hem de kaçırmamak için yazamıyorsunuz. Oturup üst üste bir kaç DVD izlemek bu yüzden yorucu olabiliyor. Verdiği haz ise paha biçilemez. Toplam 6 yılda bitirildiğini düşünürseniz ciddiyeti ve önemi daha çok ortaya çıkıyor.

Proje, dönemleri bölerek sinemayı ele alıyor. Anlatırken dünyadaki siyasi, ekonomik olaylara da atıfta bulunuyor. Yani çerçeveyi oldukça geniş tutuyor. Hiç bilmediğiniz yönetmenler, oyuncular karşınıza çıkıyor ve dünyada ne kadar da ünlü olduklarını görüyorsunuz. Benim için en şaşırtıcı ülke kuşkusuz Hindistan ve İran sineması oldu. Bu kadar önemli konumda olduklarını bilmiyordum. Sinemayla ilgili pek çok kitap okusam ve okumaya devam etsem de görsel sanat olan sinemayı gene aynı yolla öğrenmek çok daha etkileyici.

Röportaj yapılan bazı ünlüler ise şöyle: Wim Wenders, Gus Van Sant, Lars Von Trier, Claire Denis, Ken Loach, Bernardo Bertolucci, Jane Campion, Roy Andersson, Paul Schrader, Alexander Sokurov, Stanley Donen, Tsai Ming-Liang, Abbas Kiarostami, Claudia Cardinale.

Her DVD 3 bölümden oluşuyor. Fikir verme amaçlı sırasıyla bölümler şöyle:

Sinemanın Doğuşu (1895-1920)
Hollywood Rüyası (1920’ler)
Dışavurumculuk, İzlenimcilik, Gerçeküstücülük (1920’ler)
Sinemada Sesin Kullanılmaya Başlaması (1930’lar)
Savaş Sonrası Sineması (1940’lar)
Seks Ve Melodram (1950’ler)
Avrupa Yeni Dalgası (1960’lar)
Yeni Yönetmenler, Yeni Biçim (1960’lar)
70’li Yılların Amerikan Sineması
Dünyayı Değiştirecek Filmler (1970’ler)
Multiplekslerin Ve Asya Ana Akım Sinemasının Ortaya Çıkışı (1970’ler)
İktidarla Kavga: Sinemada Protesto (1980’ler)
Yeni Sınırlar: Afrika, Asya Ve Latin Amerika’da Dünya Sineması (1990’lar)
Yeni Amerikan Bağımsızları Ve Dijital Devrim (1990’lar)
Bugünün Sineması Ve Yarın (2000’ler)

İzlemeye başlamadan önce kafama takılan iki sorudan biri şuydu: Tamam, dönemlere göre sinema anlatılıyor da neyi örnekliyor veya ne üzerinden 915 dakika ilerliyor? Yani senaryo mu, kurgu mu, kamera mı, renk mi, oyunculuk mu, prodüksiyon mu? Yanıt tek cümleye sığmasa da ağırlık yönetmenliğe kayıyor. Döneme göre kamera açıları nasıl değişiyor, hangi renkler hangi manaya gelerek kullanılıyor, kurgu hangi yönde ilerliyor soruları daha öndedir. Bir insan elinin kamerada nerede yer aldığını ve bunun ne anlama geldiğini de açıklıyor; döneme göre aynı türdeki farklı iki filmde neden farklı renklerin kullanıldığını da kıyaslamalı gösteriyor. Veya tam aksine 1980’lerin bir filminde herhangi bir sahneyi nereden hatırladığınızı araştırıp buluyor. Bu açıdan geçmişe sık sık dönüş ve beslenme var. Kıyaslamalar, detaya inmeler bilginizi pekiştiriyor.

Hani bir filmi iyice anlamak için birden fazla izlemek gerekir ya; aynısı bu set için de geçerli. Mutlaka bir kaç kez izleyip özümsemek gerek. Tek seferde 110 yılı akılda tutmak imkansız.

İzlerken en çok merak ettiğim ikinci şeyse Türkiye’nin yer alıp almamasıydı. Yılmaz Güney’in Kürt sineması olarak “Umut” ve “Yol” filmleri, Nuri Bilge Ceylan’ın da “İklimler” filmi setteki yerini almış. Bu elbette sevindirici fakat diğer ülkelere bakınca (özellikle İran) insan kıskanmadan edemiyor. Yılmaz Güney’e Kürt Sean Connery denildiğini de ayrıca belirtmek istiyorum.

Sinemayla ilgili sürekli yeni şeyler öğrenmeyi seviyorsanız ve sinemaya gönülden bağlıysanız kaçırmayın!

http://seyirci-koltugu.blogspot.com/



Sinemanın Hikayesi

Sinema dünyasında kalbimi en çabuk fetheden kişi Mark Cousins oldu. Tabi dağıtımcı Calinos Films ve Tiglon’a şükranları iletmek gerek. 915 dakikalık muhteşem belgeselle sinemayı sıfırdan günümüze kadar önümüze seriyor. 15 bölüm ve 5 DVD’den oluşan bu setin yanında bir kitapçık da hediye ediliyor. Türkçe, İngilizce anlatımı ve altyazısıyla seçenekler sunuyor. Peki yazan, yöneten ve anlatan Mark Cousins’in Sinemanın Hikayesi’nde neler var?

Sinemanın doğuşundan bugüne kadar geçtiği her evresi, 6 kıtadaki senarist, yönetmen ve oyuncular üzerinden anlatılıyor. Bunu kurgulamak hiç kolay değil; zira 110 yıldan bahsediyoruz. 1000lerce filmden görüntüler alınmış, sayısız önemli yönetmen, senarist ve oyuncuyla röportaj yapılmış. O kadar yoğun bilgi aktarıyor ki izlerken hem not almak istiyorsunuz hem de kaçırmamak için yazamıyorsunuz. Oturup üst üste bir kaç DVD izlemek bu yüzden yorucu olabiliyor. Verdiği haz ise paha biçilemez. Toplam 6 yılda bitirildiğini düşünürseniz ciddiyeti ve önemi daha çok ortaya çıkıyor.

Proje, dönemleri bölerek sinemayı ele alıyor. Anlatırken dünyadaki siyasi, ekonomik olaylara da atıfta bulunuyor. Yani çerçeveyi oldukça geniş tutuyor. Hiç bilmediğiniz yönetmenler, oyuncular karşınıza çıkıyor ve dünyada ne kadar da ünlü olduklarını görüyorsunuz. Benim için en şaşırtıcı ülke kuşkusuz Hindistan ve İran sineması oldu. Bu kadar önemli konumda olduklarını bilmiyordum. Sinemayla ilgili pek çok kitap okusam ve okumaya devam etsem de görsel sanat olan sinemayı gene aynı yolla öğrenmek çok daha etkileyici.

Röportaj yapılan bazı ünlüler ise şöyle: Wim Wenders, Gus Van Sant, Lars Von Trier, Claire Denis, Ken Loach, Bernardo Bertolucci, Jane Campion, Roy Andersson, Paul Schrader, Alexander Sokurov, Stanley Donen, Tsai Ming-Liang, Abbas Kiarostami, Claudia Cardinale.

Her DVD 3 bölümden oluşuyor. Fikir verme amaçlı sırasıyla bölümler şöyle:

Sinemanın Doğuşu (1895-1920)
Hollywood Rüyası (1920’ler)
Dışavurumculuk, İzlenimcilik, Gerçeküstücülük (1920’ler)
Sinemada Sesin Kullanılmaya Başlaması (1930’lar)
Savaş Sonrası Sineması (1940’lar)
Seks Ve Melodram (1950’ler)
Avrupa Yeni Dalgası (1960’lar)
Yeni Yönetmenler, Yeni Biçim (1960’lar)
70’li Yılların Amerikan Sineması
Dünyayı Değiştirecek Filmler (1970’ler)
Multiplekslerin Ve Asya Ana Akım Sinemasının Ortaya Çıkışı (1970’ler)
İktidarla Kavga: Sinemada Protesto (1980’ler)
Yeni Sınırlar: Afrika, Asya Ve Latin Amerika’da Dünya Sineması (1990’lar)
Yeni Amerikan Bağımsızları Ve Dijital Devrim (1990’lar)
Bugünün Sineması Ve Yarın (2000’ler)

İzlemeye başlamadan önce kafama takılan iki sorudan biri şuydu: Tamam, dönemlere göre sinema anlatılıyor da neyi örnekliyor veya ne üzerinden 915 dakika ilerliyor? Yani senaryo mu, kurgu mu, kamera mı, renk mi, oyunculuk mu, prodüksiyon mu? Yanıt tek cümleye sığmasa da ağırlık yönetmenliğe kayıyor. Döneme göre kamera açıları nasıl değişiyor, hangi renkler hangi manaya gelerek kullanılıyor, kurgu hangi yönde ilerliyor soruları daha öndedir. Bir insan elinin kamerada nerede yer aldığını ve bunun ne anlama geldiğini de açıklıyor; döneme göre aynı türdeki farklı iki filmde neden farklı renklerin kullanıldığını da kıyaslamalı gösteriyor. Veya tam aksine 1980’lerin bir filminde herhangi bir sahneyi nereden hatırladığınızı araştırıp buluyor. Bu açıdan geçmişe sık sık dönüş ve beslenme var. Kıyaslamalar, detaya inmeler bilginizi pekiştiriyor.

Hani bir filmi iyice anlamak için birden fazla izlemek gerekir ya; aynısı bu set için de geçerli. Mutlaka bir kaç kez izleyip özümsemek gerek. Tek seferde 110 yılı akılda tutmak imkansız.

İzlerken en çok merak ettiğim ikinci şeyse Türkiye’nin yer alıp almamasıydı. Yılmaz Güney’in Kürt sineması olarak “Umut” ve “Yol” filmleri, Nuri Bilge Ceylan’ın da “İklimler” filmi setteki yerini almış. Bu elbette sevindirici fakat diğer ülkelere bakınca (özellikle İran) insan kıskanmadan edemiyor. Yılmaz Güney’e Kürt Sean Connery denildiğini de ayrıca belirtmek istiyorum.

Sinemayla ilgili sürekli yeni şeyler öğrenmeyi seviyorsanız ve sinemaya gönülden bağlıysanız kaçırmayın!

http://seyirci-koltugu.blogspot.com/



BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"