Sahip olamadıklarımızı özler miyiz? Ben özlüyorum…
Mesela oyuncakları…
Benim hiç oyuncağım olmadı, ablamın 8 yaşında doğum günümde aldığı kamyon
hariç. Bütün çocukluğum, o kamyonun üzerinde, sabah akşam mahallenin yokuştan
kendimi salarak, mutlu çığlıklarımın içinde geçti, diyebilirim.
Hemen hemen her
çocuğun onlarca oyuncağı olmuştur. Etrafımda ki çocukları kıskanırdım. Onlar
oyuncaklarıyla mutluydu, bense hayalleriyle. Aslında hayal kurmakta güzeldi.
Her sabah kalktığımda, ‘’belki bugün oyuncağım olur’’ diye mutlu başlardım
günlere. Hatırlıyorum da bir keresinde küsmüştüm bütün oyuncaklara. Garip değil
mi sahip olamadıklarıma sitem etmem? Haksız da sayılmam hani. ‘’Benim neyim
eksikti.’’ diye düşünmekten geçmezdi bazı zamanlar. Yastıklarla, sandalyelerle
ve çarşaflarla çadırlar kurduğum günler de oldu elbet. ‘’Oyuncaklarım olmasa da
mutluydum. Mutlu olmak için onlarca sebebim vardı.’’ Bu şekilde kendimizi de
avuttuktan sonra, bir de bakmışım ki büyümüşüm…
Nedense çocukları
görünce onlara uzun uzun bakıyorum. Benim hiç bir zaman sahip olamadıklarıma sahip
oldukları içindir belki de. Neyse ki artık eski zamanlar geride kaldı.
Kim olursa olsun, bir
tane çocuk bulacağım ve ona oyuncak hediye edeceğim.
Belki de benim gibi çocuklarla doludur
çevremiz…
0 Yorumlar