* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Zindan


Koyu renkli taş duvarlarla çevrilmiş bir odadaydı kız. Odanın büyük bir bölümü boştu. Sadece ahşaptan yapılma eski bir bank ve yere serilmiş bir yatak vardı. Büyük bir yalnızlıktı, büyük bir hiçlikti oda. İçeride hiçbir ışık yoktu. Karanlıktı. Sadece girişte bulunan parmaklıklardan sızan loş bir ışık odayı aydınlatırdı. O ışıkta etrafını görebilmek için yeterli değil. Zaten görmeye değer hiçbir şey yoktu içeride. Etrafa serpilmiş bir yalnızlık vardı ve hiçbir yalnızlık görülmeye değer değildi. Kurumuş bir bataklık gibiydi odası hiçbir şey yoktu.

Aslında bir oda değildi orası. Girişte parmaklıklar vardı ve parmaklıkların içinde kilidi olmayan bir kapı. Kilidi olmayan bir kapıyı açamazdı insan. Dışarıya çıkamazdı. Duvarlarda zincirler vardı. Duvarlarda onun yumruklarından kalan kan izleri vardı. Duvarlarda kelepçeler vardı. Orası zindandı, kız orada esirdi. Neden esir tutulduğunu bilmiyordu aslında. Bu yüzden ne zaman dışarı çıkabileceğine dair hiçbir fikri yoktu. Aslında dışarı çıkmak gibi bir düşüncesi de yoktu. Güzeldi zindan, kimsesizdi, sessizdi.

Ahşap bankına oturmuş başını avuçlarının arasına almıştı. Dirsekleri dizlerine dayalı, göz kapakları kapalıydı. Zamanının çoğunu bu şekilde oturarak geçirirdi. Gözlerini kapatıp yeşil bir diyar hayal ederdi. O yeşil diyardaki bir tepenin üzerinde oturup denizi seyretmeyi düşlerdi hep. Sahip olmadığı her şey hayallerinde yer alırdı. Büyük bir kalesi vardı mesela, mutlu bir halkı. Yeşil diyarları düşünmek ona mutluluk verirdi. Hissettiği duygunun ismi mutluluksa mutlu olurdu. Bu yüzden gözlerini açmayı hiç istemezdi.

Gözlerini açarsa eğer kimsesiz, koyu renkli bir zindan görürdü. Zindanını sevmezdi o. Karanlığı sevmezdi. Nereye baksa sivri dişli yaratıklar olurdu gölgelerin içinde. Saldıracaklarını düşünürdü hep. Savunmasız olduğunu düşünürdü. Bu yüzden gölgelerde onu koruyacak bir ordu yaratmıştı. Her gece yaratıklar ve ordusu savaşırdı. Ancak hep yaratıklar kazanırdı savaşı. Sonra gelip onu ısırmaya çalışırlardı. Her gece kaybederdi o. Her gece eksilirdi.

O gece de gözlerini kapatmıştı. Aslında gece olduğundan emin değildi. Sürekli karanlık olduğu için sürekli geceydi ona göre. Zaten ışığı veya gündüzü de unutmuştu. Güneşin neye benzediği silinmişti hatıralarından. Gece vardı sadece, karanlık vardı, yalnızlık vardı ve bir de o vardı. Bedeninde yaşardı gece, saçları geceye bulanmıştı. Teni gece kokardı mesela, göz yaşları siyah akardı. Görememek için kapatırdı gözlerini.

Gözlerini açmış olsaydı eğer parmaklıkların diğer tarafında onu seyreden adamı görebilirdi. Gözlerini kısan adamın yüzündeki hüzne şahitlik edebilirdi. Eğer etrafını dinliyor olsaydı adamın nefes alışverişlerini duyabilirdi. Ancak o kendi derinliklerinde yolculuğa çıkmıştı. Adam “merhaba” diyene kadar onun farkına varamadı bu yüzden. Adamın sesini duyunca irkildi önce, gözlerini açmak istemedi. Daha sonra gözlerini açtığında uzun zaman sonra ilk kez birisini gördü. Başka birisinin neye benzediğini unutmuştu.

“Ne arıyorsun burada” dedi şaşkın ve sert ses tonuyla. Başka birisinin ne işi olabilirdi zindanın önünde. Ne işi olabilirdi onun yalnızlığında. Adam konuşurken utangaç bir şekilde boynunu eğmişti “hıçkırıklarını duydum, gelip bakmak istedim sonra. Yan taraftaki zindandayım ben. Çok uzun zamandır sesini duyuyorum senin.”

Kız bir süre boyunca sustu ne cevap vereceğini bilmedi. Daha sonra biraz daha susmaya karar verdi. Her halde geçerken uğrayan birisidir diye düşündü oysa oradan kimse geçmezdi. Şimdi ise karşısında başını yere doğru eğmiş birisi vardı ve büyük bir sessizlik. Adam tekrardan konuşmaya başladı “hem neden dışarıya çıkmıyorsun ki. Parmaklıkların kapısı açık, istediğin zaman çıkabilirsin.” Konuşurken sağ elini havaya kaldırdı bu esnada bileklerindeki kelepçeleri gördü kız ve kelepçelere bağlı zinciri.

“Ne istiyorsun benden?” diye sordu kız. Niye gelmişti ki o adam, neden gelmişti, neden onunla konuşuyordu ve birçok başka soru zihninde dolaşırken adam “ağladığın için geldim buraya. Söylediğin şarkılar yüreğimi parçaladığı için geldim. Belki seni görmek için geldim bilmiyorum” dedi. Alışkın değildi bunlara. Başkaları duvarın dışına gelir oradan seslenirdi ona. Bilmezdi kim olduklarını. Şimdi ise karşısındaydı birisi vardı ilk kez ve kız ne yapacağını bilemiyordu.

Adam bilinçsizce yeri seyrederken “yanına gelmek istiyorum” demiş buldu kendini. Aslında sadece düşünüyordu o sırada ancak o kadar sesli bir düşünceydi ki susmayı beceremedi. Kız tekrar cevap vermedi. Kimse gelemezdi onun yanına, kimse içeriye giremezdi. Bunu adama söylediği sırada sağ eliyle kapıyı açıp içeriye girdi “neden gelemesin ki kimse? Neden tek başına kalasın ki içeride?”

Ancak içeriye doğru birkaç adım attıktan sonra bileğindeki zincir daha fazla ilerlemesini engellemeye başlıyordu. İçeriye girdikten sonra durdu bu yüzden “zincirim yeteri kadar uzun değilmiş” dedi gülümser bir şekilde. Kız ise ona bakmıyordu artık. O da gölgeler dolaşan yaratıklar gibi gerçek dışıydı. Kimse gelmezdi ona, kimse gelmek istemezdi. “Tamam, hareket etme, kıpırdama, hiçbir şey söyleme, kabul ama burası çok karanlık. İstersen arkandaki duvara bir pencere açalım. Bulutları seyredersin mesela belki dışarıda güzel bir çimenlik vardır ve tavşanlar dolaşıyordur üzerinde. Bulutları hayvanlara benzetirsin mesela. Hatta tavanı kaldıralım. Gökyüzünü seyredersin, onun rengini hatırlarsın tekrardan. Gök kuşakları olur mesela. Sen istemediğin sürece burada hiçbir şey değişmez. Yalnız olmak zorunda değilsin.”

Kız tekrardan hiçbir tepki vermemişti. Bunun üzerine adam konuşmayı bıraktı ve ileriye doğru yürümeye çabaladı. Ancak her denemesinde zinciri ona engel oluyordu. Adam denemekten vazgeçmedi ama. Her seferinde kelepçesi tenini acıtıyordu, tenini parçalıyordu ama vazgeçmedi. Kelepçenin parçaladığı teninden akan kan yerde kırmızı izler bırakıyordu. Odanın içinde baskın kokulardan biri haline gelmeye başlamıştı kan kokusu.

Kız ise hala bakmıyordu ona. Adam tekrar konuştu “bir at sadece, bana doğru bir adım at. Başka bir şey istemiyorum senden.” Kız tekrardan hareket etmeyince adam kapıdan dışarıya çıktı. Bir süre boyunca gözükmedi hiç bu esnada kız içinden “o da gitti” diyordu “o da herkes gibi gitti.” Fakat geçen bir zamanın ardından adam geri geldi. Onun ayak seslerini duyunca kız ne olduğu görmek için başını kaldırmıştı. Adam sağ elinde bir testere tutuyordu.

Daha sonra adam kızın gözlerinin içine bakar ve hafifçe gülümser. Testereyi sol bileğinin üzerine dayadı sonrasında. Kız “ne yaptığını sanıyorsun” dedi yüksek bir sesle. Adam ise “zincirlerimden kurtuluyorum” dedi. Kız tekrar konuştuğunda sesi hala şiddetliydi ve şaşkınlığı üst seviyelere ulaşmıştı “bunu yapamazsın sen. Numara yapıyorsun. Ellerini kesemezsin sen, numara yapıyorsun.”

Adamın gülümsemesi biraz arttı. Kızın gözlerinin içine bakmaya devam ederken sağ eliyle tuttuğu testereyi hareket ettirmeye başladı. Teni parçalanırken testere kırmızı bir renge bürünüyordu. Yere damlayan kan miktarı artmıştı. Kısa bir süre sonra testerenin ucu adamın bilek kemiğine değdi ve çıkan ses sertleşti. Kız ayağa fırladı bu anda “dur! Ne yaptığını zannediyorsun sen. Hiçbir şeye dokunamazsın bundan sonra.”

Adam yüzündeki acı ifadesini bastırmayı başarabiliyordu “ellerini tutamadıktan sonra neye başka dokunmak isterim ki ben. Varsın olmasın ellerim ne değişir, umurumda mı sanıyorsun. Tek bir şartla dururum; bir pencere açman. Tekrardan gökyüzünü görmeni istiyorum. Bir pencere açarsan eğer kapının önünde durur ve bana gelmeni beklerim. ”

Kız ne yapacağını bilemiyordu. Başını çevirip arkasındaki duvara baktı ve tekrardan adama. Gözlerindeki kararlılığı görünce tüm kelimeler boğazına birikti ama hiçbirini söyleyemedi. Adam kolunu kesmeye devam ettiği sırada “lütfen dur. Kabul ediyorum şartlarını. Lütfen daha fazla devam etme.” Kız cümlesini bitirdiğinde arkasından zindanına güçlü bir ışık girdi. Kız dönüp baktığında duvarında açılmış bir pencere vardı ve pencereden dışarıya baktı. Çimlerle kaplı bir tepenin üzerinde beyaz bulutlar vardı. Kız ne yapacağını bilemiyordu o anda. Gökyüzünü görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Adam ise kıza bakıp gülümsüyordu hayatı boyunca ilk kez mutluluğu hissederek.

Ve aşk başka birisi için kendinden vazgeçmekti kimi zaman.

not: bu hikaye gözlerinde kayıp bir yıldızın sanklandığı birisi için yazılmıştır.  
   



Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +