Yansımalar

Çalan alarmın sesiyle gözlerini açtı adam. Kâbustan uyandığı için soluk soluğaydı. Son zamanlarda hep kâbus görüyordu o. Çoğunlukla ne gördüğünü hatırlamıyordu ama uyandığı zaman kendine gelmesi uzun zaman alıyordu. Artık uyumak istemiyordu bu sebepten ötürü. Bir kâbusun insanın canını nasıl yakabildiğini çok merak ediyordu. Korku yoktu kâbuslarında. Daha çok üzgün uyanıyordu, bazen gözyuvaları ağlamaktan ıslanmış oluyordu. Yastığı hüzün kokuyordu mesela. Yalnızlığı çarşafa dolanıyor ve o yataktan çıkamıyordu.

Ne gördüğünü hatırlamıyordu ama. Parçalar hatırlıyor ve onları ahşap bir masanın üzerinde birleştiriyordu. Siyah saçlı bir kız oluyordu kâbusunda ve o kız acı çekiyordu. Aynı zamanda o da acı çekiyordu. Ancak gariptir kendi acısını hissetmiyordu hiç. Sanki birisi ikisine de işkence yapıyor ve o kızın hissettiklerini hissediyordu. Kızın kim olduğu bilmiyordu. Hayatı boyunca onun gibi birisini görmemişti. Çığlıklar atmamak için dişlerini sıkıyordu kız ama ısırdığı dudağından kan damlıyordu. Onu çektiği acıyı o kadar derinde hissediyordu ki ona yardımcı olabilmek için her şeyi yapabilirdi ama bağlıydı ve kızla aynı kaderi paylaşıyordu.

Her şeyin arasında kız onun gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Ona hayran olmamak mümkün değildi. O kadar acının arasında gülümseyebilmek takdire şayan bir özellikti ve onun tek bir gülümsemesi bile her şeyden daha güzeldi. Bazı şeyleri anlamak mümkün değildi aslında. Onunla arsındaki bağı hiçbir kitap anlatmıyordu. Hele onun neden güldüğü tarih kitaplarında hiç yer almamıştı. Neden ona baktığını da anlamıyordu. Neden acı çektiklerine dair hiçbir fikri yoktu. Bildiği tek şey vardı o kız çekince kendisi de hissediyordu. Belki kendi acısını o kız paylaşıyordu.

Hep onun gözlerine bakıyordu. Onun gözlerinde yaşıyordu sanki. Bedenini parçalıyorlardı, kızı parçalıyorlardı ama aralarındaki o bağ hiç zarar görmüyordu. Zincirlerinden kurtulmayı defalarca kez denedi. Bir keresinde bir bıçak bulup ellerinden birisini kesti ve sonra diğerini. Arkasında koyu kırmızı bir iz bırakarak kıza doğru yürüdüğü sırada siyah bir gölgenin kızın ellerini kestiğini gördü. Sonra uyandı. Hep uyanırdı o. Acının en yoğun olduğu zaman, kız daha fazla ağlayamadığı sırada uyanırdı ve yatağının üzerine oturup boş gözlerle etrafına bakardı.

Gördüğü kâbusu unutması bütün bir gününü alırdı ve gece olduğu zaman tekrar aynılarını yaşardı. Belki de bir hastalıktı onlar. Doktorlara, deli doktorlarına gitmişti ama çaresi bulunamamıştı hastalığının. O kız kimdi veya neden acı çekiyordu bilemiyordu bir türlü.

Yatağın üzerinde biraz daha oturduktan sonra ertelediği alarmı tekrardan çalmaya başladı. Daha fazla erteleyip zaman kaybedemezdi. Yapması gereken bir dünya iş vardı o gün ve çoktan geç kalmıştı. Banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Daha sonra gözlerinin altındaki torbalara baktı. Rengi solmuş tenini inceledi. Aynadaki yansıması ile karşılıklı bakışıyorlardı. Kendisi ile karşı karşıya gelmek ona ne kadar mutsuz olduğunu hatırlatıyordu. O kadar mutsuzdu ki nedenleri bile unutmuştu. O kadar mutsuzdu ki gördüğü kâbuslar canını yaksa da hayatındaki en önemli şey onlardı.

Aynayla bakışması biraz uzun sürmüştü. Ellerini lavaboya dayamış ve ona iyice yaklaşmıştı. Neden o halde olduğu bilmiyordu ve sesli bir çekil de "ben nasıl böyle oldum" dedi. Hiç beklemeden yansımasından cevap geldi "böyle olmayı sen seçtin." "Böyle olmayı asla istemedim, sadece mutlu olmak istiyordum ben" dediğinde yansıması keskin cümlelerle konuştu "hep yanlış seçimler yaptın, yanlış yollardan gittin. Çektiğin her gram acının sebebi sensin."

"Ben hiçbir şey yapmadım, hayat beni bu hala getirdi. İnsanlar parçaladı bedenimi" adamın gözleri yaşlarla dolmuştu. "İnsanlarmış, onlara güvenen, onlara inanan sendin. Her şey senin yüzündendi. Hayatını mahvettin, kabul et artık" yansımasının söyledikleri yüzünden aynaya bakmaktan nefret ediyordu. Zaten bu tartışmayı sürekli olarak yapardı ve her tartışmadan sonra hayatı daha da zorlaşırdı. Yansıması bile düşmanı olursa inanın geriye hiçbir amaç kalmazdı. "Beceriksizsin sen, zavallısın, acizsin" Yansıması konuşurken aynı dışına doğru çıkmaya başladı. Daha sonra elini kaldırıp adamın boğazını sıktı "sen bu hayattı yaşamayı hak etmiyorsun" dedi dişlerinin arasından. Gözlerinden nefret akıyordu.

Adam nefes almakta zorlanıyordu. Yansıması o kadar gaddarca sıkıyordu ki boğazını dayanmaya gücü olmadığını düşündü. "İstiyorsan öldür beni hemen şimdi. Hemen yap da bitsin acım. Hadi durma. Bana korkak diyen sendin hadi" adam konuştukça yansımasının yüzünde korkutucu bir gülümseme yerleşiyordu "o kadar kolay kurtulamazsın benden." Daha sonra yansımasının boşta olan elinde bir bıçak belirdi ve bir an durmaksızın onu adamın karnına sapladı. Bıçağı çektiği zaman yaradan akan kan banyonun fayansları üzerinde bordo bir iz bırakmıştı.

"Madem o kadar iyi biliyordun sen yaşasaydın ya hayatı. Herkesin boğazını mı sıkacaktın söylesene. Hatta al bu hayat senin olsun. İstemiyorum hiçbir şeyi" adam cümlelerini bitirdiğinde yansımasının yüzünde bir mutluluk ifadesi belirdi sanki hep bu anı bekliyormuşçasına. Boğazını sıktı adamı havaya kaldırdı, kesik bir kahkaha attı ve aynaya doğru fırlattı.

Aynaya doğru gittiği hissetti ama ona çarpmadı. Her şeyin biteceğini düşünerek gözlerini kapatmıştı. Ancak beklediği son gelmiyordu. Sırtının yere çarptığını hissetti ve hafif bir çığlık attı. Bir acı dalgası sırtından başlayarak bedenine yayıldı. O acının etkisiyle gözlerini açtı ve gri bulutların altında siyah bir çimenlikte buldu kendini.

Yavaşça yattığı yerden doğrulup ayağa kalktı. Nerede olduğunu veya oraya nasıl gittiğini bilmiyordu. Daha sonra yürümeye başladı. Ne tarafa gideceğini bilmediği için kendine bir kuzey seçip batıya doğru ilerledi. O yürüdükçe hiçbir şey değişmiyordu hatta üzerine bastığı siyah çimenler bile ezilmiyordu. Siyah bir denizi görene kadar yürümeye devam etti. Siyah dalgalar koyu renkli toprağa çarpıyor ama hiç ses çıkmıyordu.

Etrafına bakınmaya devam etti. Daha sonra ayaktan durmaktan sıkılıp toprağın üzerine oturdu. Başını avuçlarının arasına aldı ve düşünmeye çabaladı. Oraya nasıl geldiği zihnini en fazla meşgul eden konuydu. Düşünmesi bir işe yaramıyordu çünkü ansımasının onu aynanın içine attığına inanmak zorlanıyordu. Belki inanabilseydi her şey kolaylaşırdı ama yapamıyordu. Kendisinden bu kadar nefret ettiğini kabullenmek istemiyordu.

Etrafına bakmaya devam ettikçe siyah denizin karşısında balık tutan bir erkek ve kadın gördü. Başka bir anlamsızlıkla karşı karşıyaydı. Onlara kadar yüzemezdi zaten yüzebilse bile neyin değişeceğinden emin değildi. Tekrardan ayağa kaklı ve sahil boyunca yürümeye devam etti. Aslında orası güzeldi, düşünmesi gereken hiçbir şey yoktu ve yıllar sonra ilk kez rahatlamış hissetmişti.

Yürümeye devam edince siyah bir duvarın üzerinde siyah bir kapı gördü ve kapıyı açıp içine girdi. Kapı arkasından kapandı daha sonra ve o yürümeye devam etti. Bir süre daha ilerledikten sonra bir kapı daha gördü ve daha ileride bir tane daha. Her kapının üzerinde bir parmak izi vardı ve içinde kurumuş kan olan bir kap. Parmağını kapıya dayadı, kapının yanında bulunan gümüş hançerle bileğine bir kesik attı ve kan kabın içine damladı ve kapıdan geçerek ilerledi.

Kaç tane kapıdan geçtiğini bilmiyordu aslında. Geçtiği her kapı bir öncekinin aynısıydı. Olduğu yerde dönüyordu sanki. Sanki aklından geçen düşünceler dâhil her şey aynıydı. En sonunda daha büyük bir kapının yanına geldi. Kapıyı yine aynı şekilde açtığında bir zindanda buldu kendini. Siyah saçlı bir kız duvara zincirlenmişti ve onun karşısındaki duvarda kendisi duruyordu. İkisi de acı içinde haykırıyordu. Bu rüyayı daha önce görmüştü. Onları nasıl kurtarabileceğini düşündü. Bir şeyler yapması gerekiyordu o kızın daha fazla acı çekmemesi için.

Onun yanına doğru yürüdü. Saçlarını inceledi önce. Sonra gözlerine baktı. Dudaklarında birikmiş söylenmemiş kelimeleri okudu. Gözlerinin içindeki yıldızları seyretti. Konuşmaya çabaladığında yapamadı ama kız onu duymuyordu, onu görmüyordu. Daha sonra duvara zincirlenmiş kendisine baktı ama o bekleyebilirdi. Kızı bir şekilde kurtarmalıydı. Elini tuttu onun kız haykırmayı bıraktı. Daha sonra bileğini keserken kullandığı gümüş bıçağı alıp zincirlere vurmaya başladı. Günlerce, belki aylarca vurdu ta ki o zincirler kırılana kadar.

Kızı duvara bağlayan zincirler kırıldığında etrafına bir süre boyunca, anlamlandırmaya çabaladı yaşadıklarını. Mahcup bir şekilde “teşekkür ederim” dedi daha sonra ve adam uzun zaman sonra çığlık atmadan uyandı. Daha önce hiç hissetmediği bir duygu vardı içinde. Saate baktığında alarmın çalması için oldukça erken olduğunu gördü. Yatağından mutlu bir şekilde kalktı, elbiselerini giydi ve biraz yürümek için dışarıya çıktı.

Mutluydu o ve kalan her şey bekleyebilirdi. Belki hayatı boyunca ilk kez gerçekten mutluydu. Biraz yürüdükten sonra deniz kenarında bir duvarın üzerine oturdu. Denizi seyretti bir süre daha sonra gökyüzüne bakıp bulutları hayvanlara benzetmeye çabaladı. O esnada yanında bir ses duydu o tarafa doğru baktığı sırada kızı gördü. Sanki siyah saçlarında hiç okunmamış bir kitap saklıydı. Sanki siyah gözlerinde yıldızlar dans ediyordu. Kızın yüzünde bir gülümseme vardı. Onun gülümsemesini gördüğünde çiçeklerin açmak için sebeplerinin ne olduğunu anladı. Kız ona doğru baktı ve gelip yanına oturdu. “Teşekkür ederim” dedi daha sonra. Adamın söyleyebilecek tüm sözcükleri tükenmişti. Kıza doğru bakıp “keşke adın hayal olsaydı” dedi “oysa ben hayallere hiç inanmazdım.”

Ve aşk tüm ihtimalsizlikleri bir kenara bırakıp yeni asla gerçekleşemeyecek bir hayalin peşinden koşmaktı.

Fotoğraf 

Çalan alarmın sesiyle gözlerini açtı adam. Kâbustan uyandığı için soluk soluğaydı. Son zamanlarda hep kâbus görüyordu o. Çoğunlukla ne gördüğünü hatırlamıyordu ama uyandığı zaman kendine gelmesi uzun zaman alıyordu. Artık uyumak istemiyordu bu sebepten ötürü. Bir kâbusun insanın canını nasıl yakabildiğini çok merak ediyordu. Korku yoktu kâbuslarında. Daha çok üzgün uyanıyordu, bazen gözyuvaları ağlamaktan ıslanmış oluyordu. Yastığı hüzün kokuyordu mesela. Yalnızlığı çarşafa dolanıyor ve o yataktan çıkamıyordu.

Ne gördüğünü hatırlamıyordu ama. Parçalar hatırlıyor ve onları ahşap bir masanın üzerinde birleştiriyordu. Siyah saçlı bir kız oluyordu kâbusunda ve o kız acı çekiyordu. Aynı zamanda o da acı çekiyordu. Ancak gariptir kendi acısını hissetmiyordu hiç. Sanki birisi ikisine de işkence yapıyor ve o kızın hissettiklerini hissediyordu. Kızın kim olduğu bilmiyordu. Hayatı boyunca onun gibi birisini görmemişti. Çığlıklar atmamak için dişlerini sıkıyordu kız ama ısırdığı dudağından kan damlıyordu. Onu çektiği acıyı o kadar derinde hissediyordu ki ona yardımcı olabilmek için her şeyi yapabilirdi ama bağlıydı ve kızla aynı kaderi paylaşıyordu.

Her şeyin arasında kız onun gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Ona hayran olmamak mümkün değildi. O kadar acının arasında gülümseyebilmek takdire şayan bir özellikti ve onun tek bir gülümsemesi bile her şeyden daha güzeldi. Bazı şeyleri anlamak mümkün değildi aslında. Onunla arsındaki bağı hiçbir kitap anlatmıyordu. Hele onun neden güldüğü tarih kitaplarında hiç yer almamıştı. Neden ona baktığını da anlamıyordu. Neden acı çektiklerine dair hiçbir fikri yoktu. Bildiği tek şey vardı o kız çekince kendisi de hissediyordu. Belki kendi acısını o kız paylaşıyordu.

Hep onun gözlerine bakıyordu. Onun gözlerinde yaşıyordu sanki. Bedenini parçalıyorlardı, kızı parçalıyorlardı ama aralarındaki o bağ hiç zarar görmüyordu. Zincirlerinden kurtulmayı defalarca kez denedi. Bir keresinde bir bıçak bulup ellerinden birisini kesti ve sonra diğerini. Arkasında koyu kırmızı bir iz bırakarak kıza doğru yürüdüğü sırada siyah bir gölgenin kızın ellerini kestiğini gördü. Sonra uyandı. Hep uyanırdı o. Acının en yoğun olduğu zaman, kız daha fazla ağlayamadığı sırada uyanırdı ve yatağının üzerine oturup boş gözlerle etrafına bakardı.

Gördüğü kâbusu unutması bütün bir gününü alırdı ve gece olduğu zaman tekrar aynılarını yaşardı. Belki de bir hastalıktı onlar. Doktorlara, deli doktorlarına gitmişti ama çaresi bulunamamıştı hastalığının. O kız kimdi veya neden acı çekiyordu bilemiyordu bir türlü.

Yatağın üzerinde biraz daha oturduktan sonra ertelediği alarmı tekrardan çalmaya başladı. Daha fazla erteleyip zaman kaybedemezdi. Yapması gereken bir dünya iş vardı o gün ve çoktan geç kalmıştı. Banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Daha sonra gözlerinin altındaki torbalara baktı. Rengi solmuş tenini inceledi. Aynadaki yansıması ile karşılıklı bakışıyorlardı. Kendisi ile karşı karşıya gelmek ona ne kadar mutsuz olduğunu hatırlatıyordu. O kadar mutsuzdu ki nedenleri bile unutmuştu. O kadar mutsuzdu ki gördüğü kâbuslar canını yaksa da hayatındaki en önemli şey onlardı.

Aynayla bakışması biraz uzun sürmüştü. Ellerini lavaboya dayamış ve ona iyice yaklaşmıştı. Neden o halde olduğu bilmiyordu ve sesli bir çekil de "ben nasıl böyle oldum" dedi. Hiç beklemeden yansımasından cevap geldi "böyle olmayı sen seçtin." "Böyle olmayı asla istemedim, sadece mutlu olmak istiyordum ben" dediğinde yansıması keskin cümlelerle konuştu "hep yanlış seçimler yaptın, yanlış yollardan gittin. Çektiğin her gram acının sebebi sensin."

"Ben hiçbir şey yapmadım, hayat beni bu hala getirdi. İnsanlar parçaladı bedenimi" adamın gözleri yaşlarla dolmuştu. "İnsanlarmış, onlara güvenen, onlara inanan sendin. Her şey senin yüzündendi. Hayatını mahvettin, kabul et artık" yansımasının söyledikleri yüzünden aynaya bakmaktan nefret ediyordu. Zaten bu tartışmayı sürekli olarak yapardı ve her tartışmadan sonra hayatı daha da zorlaşırdı. Yansıması bile düşmanı olursa inanın geriye hiçbir amaç kalmazdı. "Beceriksizsin sen, zavallısın, acizsin" Yansıması konuşurken aynı dışına doğru çıkmaya başladı. Daha sonra elini kaldırıp adamın boğazını sıktı "sen bu hayattı yaşamayı hak etmiyorsun" dedi dişlerinin arasından. Gözlerinden nefret akıyordu.

Adam nefes almakta zorlanıyordu. Yansıması o kadar gaddarca sıkıyordu ki boğazını dayanmaya gücü olmadığını düşündü. "İstiyorsan öldür beni hemen şimdi. Hemen yap da bitsin acım. Hadi durma. Bana korkak diyen sendin hadi" adam konuştukça yansımasının yüzünde korkutucu bir gülümseme yerleşiyordu "o kadar kolay kurtulamazsın benden." Daha sonra yansımasının boşta olan elinde bir bıçak belirdi ve bir an durmaksızın onu adamın karnına sapladı. Bıçağı çektiği zaman yaradan akan kan banyonun fayansları üzerinde bordo bir iz bırakmıştı.

"Madem o kadar iyi biliyordun sen yaşasaydın ya hayatı. Herkesin boğazını mı sıkacaktın söylesene. Hatta al bu hayat senin olsun. İstemiyorum hiçbir şeyi" adam cümlelerini bitirdiğinde yansımasının yüzünde bir mutluluk ifadesi belirdi sanki hep bu anı bekliyormuşçasına. Boğazını sıktı adamı havaya kaldırdı, kesik bir kahkaha attı ve aynaya doğru fırlattı.

Aynaya doğru gittiği hissetti ama ona çarpmadı. Her şeyin biteceğini düşünerek gözlerini kapatmıştı. Ancak beklediği son gelmiyordu. Sırtının yere çarptığını hissetti ve hafif bir çığlık attı. Bir acı dalgası sırtından başlayarak bedenine yayıldı. O acının etkisiyle gözlerini açtı ve gri bulutların altında siyah bir çimenlikte buldu kendini.

Yavaşça yattığı yerden doğrulup ayağa kalktı. Nerede olduğunu veya oraya nasıl gittiğini bilmiyordu. Daha sonra yürümeye başladı. Ne tarafa gideceğini bilmediği için kendine bir kuzey seçip batıya doğru ilerledi. O yürüdükçe hiçbir şey değişmiyordu hatta üzerine bastığı siyah çimenler bile ezilmiyordu. Siyah bir denizi görene kadar yürümeye devam etti. Siyah dalgalar koyu renkli toprağa çarpıyor ama hiç ses çıkmıyordu.

Etrafına bakınmaya devam etti. Daha sonra ayaktan durmaktan sıkılıp toprağın üzerine oturdu. Başını avuçlarının arasına aldı ve düşünmeye çabaladı. Oraya nasıl geldiği zihnini en fazla meşgul eden konuydu. Düşünmesi bir işe yaramıyordu çünkü ansımasının onu aynanın içine attığına inanmak zorlanıyordu. Belki inanabilseydi her şey kolaylaşırdı ama yapamıyordu. Kendisinden bu kadar nefret ettiğini kabullenmek istemiyordu.

Etrafına bakmaya devam ettikçe siyah denizin karşısında balık tutan bir erkek ve kadın gördü. Başka bir anlamsızlıkla karşı karşıyaydı. Onlara kadar yüzemezdi zaten yüzebilse bile neyin değişeceğinden emin değildi. Tekrardan ayağa kaklı ve sahil boyunca yürümeye devam etti. Aslında orası güzeldi, düşünmesi gereken hiçbir şey yoktu ve yıllar sonra ilk kez rahatlamış hissetmişti.

Yürümeye devam edince siyah bir duvarın üzerinde siyah bir kapı gördü ve kapıyı açıp içine girdi. Kapı arkasından kapandı daha sonra ve o yürümeye devam etti. Bir süre daha ilerledikten sonra bir kapı daha gördü ve daha ileride bir tane daha. Her kapının üzerinde bir parmak izi vardı ve içinde kurumuş kan olan bir kap. Parmağını kapıya dayadı, kapının yanında bulunan gümüş hançerle bileğine bir kesik attı ve kan kabın içine damladı ve kapıdan geçerek ilerledi.

Kaç tane kapıdan geçtiğini bilmiyordu aslında. Geçtiği her kapı bir öncekinin aynısıydı. Olduğu yerde dönüyordu sanki. Sanki aklından geçen düşünceler dâhil her şey aynıydı. En sonunda daha büyük bir kapının yanına geldi. Kapıyı yine aynı şekilde açtığında bir zindanda buldu kendini. Siyah saçlı bir kız duvara zincirlenmişti ve onun karşısındaki duvarda kendisi duruyordu. İkisi de acı içinde haykırıyordu. Bu rüyayı daha önce görmüştü. Onları nasıl kurtarabileceğini düşündü. Bir şeyler yapması gerekiyordu o kızın daha fazla acı çekmemesi için.

Onun yanına doğru yürüdü. Saçlarını inceledi önce. Sonra gözlerine baktı. Dudaklarında birikmiş söylenmemiş kelimeleri okudu. Gözlerinin içindeki yıldızları seyretti. Konuşmaya çabaladığında yapamadı ama kız onu duymuyordu, onu görmüyordu. Daha sonra duvara zincirlenmiş kendisine baktı ama o bekleyebilirdi. Kızı bir şekilde kurtarmalıydı. Elini tuttu onun kız haykırmayı bıraktı. Daha sonra bileğini keserken kullandığı gümüş bıçağı alıp zincirlere vurmaya başladı. Günlerce, belki aylarca vurdu ta ki o zincirler kırılana kadar.

Kızı duvara bağlayan zincirler kırıldığında etrafına bir süre boyunca, anlamlandırmaya çabaladı yaşadıklarını. Mahcup bir şekilde “teşekkür ederim” dedi daha sonra ve adam uzun zaman sonra çığlık atmadan uyandı. Daha önce hiç hissetmediği bir duygu vardı içinde. Saate baktığında alarmın çalması için oldukça erken olduğunu gördü. Yatağından mutlu bir şekilde kalktı, elbiselerini giydi ve biraz yürümek için dışarıya çıktı.

Mutluydu o ve kalan her şey bekleyebilirdi. Belki hayatı boyunca ilk kez gerçekten mutluydu. Biraz yürüdükten sonra deniz kenarında bir duvarın üzerine oturdu. Denizi seyretti bir süre daha sonra gökyüzüne bakıp bulutları hayvanlara benzetmeye çabaladı. O esnada yanında bir ses duydu o tarafa doğru baktığı sırada kızı gördü. Sanki siyah saçlarında hiç okunmamış bir kitap saklıydı. Sanki siyah gözlerinde yıldızlar dans ediyordu. Kızın yüzünde bir gülümseme vardı. Onun gülümsemesini gördüğünde çiçeklerin açmak için sebeplerinin ne olduğunu anladı. Kız ona doğru baktı ve gelip yanına oturdu. “Teşekkür ederim” dedi daha sonra. Adamın söyleyebilecek tüm sözcükleri tükenmişti. Kıza doğru bakıp “keşke adın hayal olsaydı” dedi “oysa ben hayallere hiç inanmazdım.”

Ve aşk tüm ihtimalsizlikleri bir kenara bırakıp yeni asla gerçekleşemeyecek bir hayalin peşinden koşmaktı.

Fotoğraf 

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"