* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Sosyal Medya Tarihçesi



Sosyal medya tarihçesi

Sosyal medya” kelime kalıbı hayatımıza gireli çok uzun bir zaman olmuyor. Fakat kavram olarak sosyal medya uzun zamandan bu yana hayatımızda. Daha yeni yeni önemini kavradığımız bu alan ne zaman hayatımıza girdi? İlk temelleri nerede atıldı? Facebook, Türkiye’de popüler olmaya yaklaşık olarak 2008 yılında başladı. Yani dört yıl önce iletişim anlayışımızda büyük bir devrim yaşandı ve biz bu hızı tam anlamı ile yakalayamadık. Çoğu zaman sosyal medyayıFacebook ve Twitter’dan ibaret zannettik. Fakat yanıldık. Bu yazımızda sosyal medyanın temelleri ne zaman atıldı ve günümüzde hangi boyutlara ulaştı bunları ele alacağız.
Sosyal medyanın doğuşu
Pek çok kaynakta, Ward Christensen ve Randy Suess adındaki iki teknoloji tutkunu arkadaşın, 1978 yılında arkadaşları ile irtibat halinde kalmak için BBS isimli bir yazılımı geliştirmelerini sosyal medyanın başlangıcı olarak değerlendirir. Sosyal medya çevrimiçi bir iletişime dayandığı için bu bilgi yanlış sayılmaz. Sonuç olarak farklı kişilerin çevrimiçi ortamlarda, katılımda bulunarak iletişim kurmaları sosyal medya olarak değerlendirilebilir. Özellikle de 1978 yılındaki olanakları göz önünde bulundurursak, bu iki kafadarın yaptığı çalışma hiç de fena sayılmaz.
Sosyal medyanın gelişimi
Ward Christensen ve Randy Suess’ın geliştirdiği BBS isimli ilkel sosyal medya aracından 11 yıl sonra İsviçre’de dünyanın ilk web sitesi kuruldu ve devamı hızlı bir şekilde geldi. İnsanlar ile iletişim kurmamızı sağlamak amacı ile 1995 yılında MIRC programı ortaya çıkarıldı. MIRC takma isimler kullanarak, tanımadığımız kişiler ile iletişim kurmamızı sağladı. Kullanıcılar kendileri hakkında detaylı bir bilgi vermek zorunda değillerdi fakat iletişim kurdukları kişi hakkında da net bilgiler alamıyorlardı. Ardından gelen ICQ programı, tanıdığımız kişileri bir anlamda bir araya toplamamızı sağladı denilebilir. ICQ’da da ismimizi kullanamazken, programın bize verdiği kullanıcı numaraları bizim ICQ kimliğimizi oluşturuyordu. Bu döneme sosyal medyanın tam anlamı ile sanal olduğu dönemler diyebiliriz. Zira kendimiz hakkında gerçek bilgiler vermemiz gerekmiyordu ve zaten o yıllarda kullanıcılar kendileri hakkında bilgi vermekten çekiniyorlardı.
Sosyal medya ve sözlükler
1999 yılında ülkemizde kurulan Ekşi Sözlük, sosyal paylaşım adına, Türkiye’deki ilk büyük adım olarak değerlendirilebilir. Sözlüğe üye olan kişiler belirlene başlıklar altında tanımlamalar ve görüşler yazmaya başladılar. İlk başlarda kendi halinde bir proje olan Ekşi Sözlük, zamanla daha popüler olmaya başladı ve üyeleri tarafından yazılanlar ülke genelinde oldukça tartışılmaya başlandı. Özellikle ünlü kişiler, haklarında yazılanlardan şikayetçi oldular. Ünlülerin bu haberleri televizyonda yer aldıkça Ekşi Sözlüğün şöhreti de hızla arttı. Artık Ekşi Sözlük büyük bir güç haline gelmişti. Ekşi Sözlük’te bir marka veya ünlü kişi hakkında yazılanlar, o kişi ya da markanın itibarını belirlemeye başlamıştı. Ardından pek çok sözlük kuruldu. Bunların başında Uludağ Szölük ve İTÜ Sözlük geliyor. Son olarak da 2009 yılında kurulan İnci Sözlük, bu alanda kendi tarzını oluşturarak yepyeni tartışmaları başlattı. İnci Sözlük, ilk baştaki küçük kitlesi ile, televizyonu kullanarak ismini çok geniş bir kitleye duyurdu. İçeriğinde barındırdığı müstehcen jargon sebebi ile kısa zamanda sosyal medya kullanıcılarının dikkatini çekmeyi başardı ve başlıca sözlükler arasında yerini aldı. Sözlükler artık sosyal paylaşımın vazgeçilmez bir aracı haline geldiler.
Sosyal medya ve bloglar
Bloglar kişilerin ilgili oldukları alanlar hakkında bilgi paylaşımı yaptıkları platformlardır ve sosyal medya paylaşıma dayalıdır. O halde blogları sosyal medyanın içine dahil etmemek hata olur. 1999 yılında kurulan Blogger, kısa bir süre sonra ücretiz hizmet vermeye başlaması blog yazarlarının yaygınlaşması için önemli bir adım oldu. Google 2003 yılında Blogger’ı satın aldı ve bu alanın daha da yaygınlaşmasını sağladı. Bloglar yaygınlaştıkça, kişisel paylaşımlarda o oranda arttı. Blog yazarları arasında, konusunda söz sahibi kişiler ortaya çıkarken internet ortamına yüklenen bilgide hızla arttı. Zamanla blog hizmeti sağlayıcıları da artmaya devam etti.
Sosyal medya nasıl gelişti ?
1999 yılında Microsoft tarafından geliştirilen Messenger programı, kullanıcıları sanal isimlerden kurtararak gerçek isimlerini kullanabilecekleri bir platform sundu. Yani artık sosyal iletişim sanallıktan kurtularak, gerçekliğe dönüşmeye başladı. Fakat bu gerçek kimliğe geçiş hızla olmadı. İnsanların takma isim kullanma alışkanlıkları uzun bir süre daha devam etti.
2003 yılında iş dünyasının profesyonellerini bir araya getirmeyi hedefleyen LinkedIn kuruldu ve tamamı ile gerçek bilgiler ve gerçek isim isteyen bir yapı ile karşımıza çıktı. Alışkanlıklarından kurtulamayan internet kullanıcıları LinkedIn’e ilk başlarda oldukça uzak kaldı. Ancak LinkedIn 2006 yılında büyük bir sıçrama yaparak, üye sayını oldukça arttırdı. Bu da internet dünyasında bir şeylerin değiştiğini kanıtlıyordu.
Türkiye’de sosyal medya adına atılan önemli bir adımda 2004 yılında kurulan sosyal paylaşım platformu Yonja.com’du. Pek çok üye edinen Yonja kayda değer reklam gelirleri de elde ediyordu. Fakat zamanla kendisini yenilemekte geç kaldığı için yerini daha gelişmiş sosyal ağlara bıraktı. Halen yayında olmasına rağmen eski popülerliğinden oldukça uzak.
2004 yılı sosyal medya için tam bir dönüm noktası oldu. Bu yıl içerisinde resim paylaşma ağı olan Flickr faaliyete geçti ve oldukça popüler oldu. Artık sosyal paylaşımın sadece sohbet üzerine olmadığı, insanların resim, fotoğraf gibi materyalleri de paylaşabileceği kanıtlandı. Flickr oldukça başarılı bir proje olarak sosyal medya tarihine adını yazdırdı. Yine aynı yıl içerisinde Facebook, Mark Zuckerberg tarafından yayına sokuldu. İlk başlarda tek bir üniversite için kullanımda olan site, zamanla başka üniversitelere de yayıldı. Facebook’u kullanan herkes memnun kalıyor, sitenin bu şöhretini duyan tüm internet kullanıcıları da, Facebook’un bir an önce kendi okulları için çalışmalar yapmasını umuyorlardı. Ancak Facebook beklenenden daha büyük bir hamle yaptı ve sadece üniversitelere açılmayı bırakıp tüm dünyaya açıldı. Gerek alt yapısı gerekse kullandığı teknoloji bakımından, o günkü rakiplerine göre tartışılmaz seviyede başarılı olan site hızla dünyaya yayılmaya başladı. Kullanışlı bir arayüze sahip olması, internet kullanıcıların kendisine çekti. 2008 yılında ülkemizde de gündeme oturan Facebook artık bir zorunluluk haline gelmeye başladı.
2006 yılında kurulan YouTube’da sosyal paylaşım mecrasının video ayağını oluşturarak, bu alana çok büyük bir katkı yapmıştır. Ardından Google tarafından satın alınan site, oldukça geliştirilerek başladığı günden bu yana dünyanın en popüler video platformu olmayı başarmıştır. Yine 2006 yılında hayatımıza giren mikro blog sitesi Twitter, kısa zamanda kendi kültürünü oluşturdu ve bununla kalmayarak kendi ünlülerini de yarattı.
Sosyal medya ve markalar 
Sosyal medya insanların hayatına daha çok girdikçe, eski mecralara olan ilgide yavaşça azalmaya başladı. Son olarak Facebook’un 1 milyar üye sayısını geçmesi, artık bu alanın ne kadar ciddi bir alan olduğunu kanıtladı. Durum bu şekilde olunca dünya çapında markalarda, televizyon ve yazılı basına ayırdığı reklam bütçesinin yanına birde sosyal medyayı eklemek zorunda kaldı. Küresel şirketlerin tamamına yakını Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda birer hesap açtı. Markalar önceleri bu alanı nasıl kullanacağını tam olarak kavrayamadılar fakat zaman geçtikçe bu acı tecrübeleri onlara yol gösterdi. Markaların yaşadığı kötü tecrübeler, sosyal medyanın ciddi bir alan olduğunu ve bu işin ciddi bir şekilde yapılması gerektiğini hem onlara hem de bizlere öğretti. Yani hiç bir marka ya da kişi sırf bu alanda olmak için sosyal medyaya adım atmamalı. Sosyal medya süreci iyi yönetilmediği takdirde, marka ve kişilere katkı değil zarar getirir.
Bu yazı sosyal medya haber blogu olan Sosyaling.com'un izni ile http://www.sosyaling.com/sosyal-medya-tarihcesi/ adresinden alınmıştır. 

Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +