* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Hayat kurgusu

Akrep ve yelkovan 12nin üzerinde buluşmasına kısa bir zaman kalmıştı. Şehrin büyük bir bölümü uyuyor diğer bir bölümü ise uyumaya hazırlanıyordu. Soğuk sayılmayacak bir sonbahar gecesiydi. Ağaçlar henüz yapraklarını dökmeye hazırlanmamış kuşlar güneye göç etmenin rotasını çizmemişti. Sessiz bir geceydi. Sokaklar birkaç saatliğine de olsa terk edilmişti. Caddeden geçen bir kaç arada trafik kurallarını umursamıyor ve evlerine yetişmek için birbirleriyle yarışıyordu. Eylülün 16sı olması haricinde hiçbir özelliği yoktu o günün. Eylülün 17sinin de bir anlamı olmayacaktı. Perşembe olması haricinde ancak Perşembe olması da bir anlam ifade etmiyordu. Evrenin bir perşembe günü yaratılması haricinde bir önemi yoktu.

Sokaklarda dolaşan tek bir kişi vardı. Herkesin karanlık köşelerine çekildiği o adam şehri arşınlamakla meşguldü. Hayatı kurguluyordu o. Ertesi gün kimin ne yaşayacağını planlıyor ve herkesin geleceğini şekillendiriyordu. Şehirdeki herkesi tanırdı. Herkesin isimlerini bilirdi. En sevdiği renklerden tutun kimin hangi burç olduğuna veya en sevdiği yemeğe ne kadar biber koyduğuna kadar tüm bilgilere sahipti. Herkesi tanırdı. Ancak onu kimse bilmezdi. Hatta kimse varlığından haberdar bile değildi. İnsanlar hayatlarını birisinin kurguladığını bilseler büyük ihtimalle çılgına dönüp onu kör bir bıçakla öldürürlerdi. Ölümden korkusu yoktu ama o kör bıçağı kullanabilecek birisi yaşamıyordu şehirde.

Sokakta dolaşırken evlere bakıyor ve insanların neler hissedeceğini tasarlıyordu. Bir çok insan mutsuz olacaktı. Bazıları ağlayacak, bazıları hüzün denizinde kulaç atacak, bazıları ise sadece bekleyecekti. Mutluluğu vermek istemezdi insanlara. Mutluluk için çaba sarf etmeleri gerekirdi. Diğer tüm duygular kolaydı aşk haricinde. Aşk da çaba isterdi. Mutluluğu isteyen birisi önce acıdan sokaklarda yürümeliydi. Bir süre gözyaşı yağmurunda ıslanıp biraz kaybolmalıydı şehrin arka sokaklarında. Aşkı isteyen insan ise önce yalnız yürümeliydi. Bir süre boyunca yalnız yürüdükten sonra bir yangının içine girmeliydi. Yanmalıydı önce, pişmeliydi. Ancak bu şekilde aşkı hak edebilirdi insan.

Mutluluğu nadiren verirdi insanlara. Aşkı ise vermezdi. Kimse yalnız yürümeye cesaret edemezdi çünkü. Yalnızlığı bilmeyen aşkı anlayamazdı ve aşk hak etmeyen birisine verilecek kadar sıradan değildi. Bunları düşünürken karısına vuran bir adamın evinin önünden geçti. Onun acı çekmesi gerekiyordu. Belki büyük bir borç, belki dolandırılma belki ise bir trafik kazası. Adamın karısının ise mutlu olması gerekiyordu daha doğrusu bir süre korkmaması lazımdı. Onun huzura ihtiyacı vardı bu yüzden trafik kazası iyi olabilirdi.

Saat 12ye kısa bir süre kalmıştı ve onun gidecek çok yolu vardı. Eşi yeni vefat eden yaşlı bir adamın evinin önünden geçerken ona biraz hayal vermek istedi. Mesela baktığı her yerde eşini görebilir, dinlediği her şarkı onu hatırlatabilirdi. Hüznünün veya acısının bitme ihtimali yoktu bu yüzden göz yaşlarının arasına küçük gülümsemeler yerleştirmek istedi. Bir süre daha hep geçmişi hatırlamalıydı. Bu sayede daha iyi hissedebilirdi.

Sokaklarda zehir satan birisinin evinin önünden geçerken hiçbir şey yapmamaya karar verdi. Onun boşlukta daha fazla zaman geçirmesi gerekiyordu. Anlamsızlığa daha fazla bürünmeli ve en sonunda acısı dayanılmaz noktalara ulaşmalıydı. Bir süre önce ona bir şans vermişti ancak o o şansı kullanmamış ve daha fazla çocuğu zehirlemişti. Onun acısı herkesten büyük olacaktı. Evinin önünden geçerken hafifçe gülümsedi. Aslında o herkesin mutlu olmasını isterdi ama mutluluk için çabalamak gerekliydi.

Bu yüzden yürümeye devam etti, sokakların arasından geçti. Binaları seyretti daha sonra. Yeni tanışan iki kişi gördü. Birbirleriyle mesajlaşıyorlardı. Onların heyecanına tanıklık etti. Bu heyecanın devam etmesi lazımdı. İkisine de baktığı zaman birbirlerine uygun bir çift olabileceklerini düşündü eğer doğru adımları atarlarsa. Onlarda da bir şeyi değiştirmek istedi. Heyecanları güzeldi ve birkaç küçük kelime mutlu olmalarını sağlıyordu. Yüzündeki gülümseme biraz daha arttı.

Küçük bir çocuğun evinin önünden geçerken ağladığını fark etti. En sevdiği oyuncağı kırılmıştı ve geceleri hep kabus görüyordu. Babası da iş için uzaklara gitmişti. Özlüyordu babasını. Babası geri gelse diye düşündü sonra gelirken ona yeni bir oyuncak alsa. O çocuk gerçekten mutlu olurdu. Hatta en sevdiği bebeği alsa mesela, babası gelince de ona sıkıca sarılıp saçlarıyla oynasa. O çocuk gerçekten mutlu olurdu. Hatta belki büyüyünce mutluluğun gerçek anlamını unutmazdı bile. İnsanlar unuturdu hep mutluluğu. Aldıkları bir eşyada olduğu sanırlardı veya kazandıkları kağıt parçalarında. Mutluluk dokunduğun bir kalpten gelirdi. Bedenler arasında dolaşırdı mutluluk ve ne kadar fazla bedene geçerse o kadar büyürdü.

Yalnız yaşayan bir kızın evinin önünden geçerken bir süre durakladı. Bekliyordu o masallardan çıkıp gelecek beyaz atlı bir prensi. Onu beklediği için kimseyle yakınlaşamıyordu. Ne kadar güzel diye düşündü. Ne kadar temiz bir kalp, ne kadar umut dolu. Gerçeğe ulaşmayı ne kadar düşlediğini düşündü. Eğer o kız aynı şekilde devam ederse ileride bir gün aşkı bulacaktı. Ancak biraz daha yanması gerekiyordu onun.

Saat 12yi geçtiğinde sahile doğru yürümeye karar verdi. Biraz geceyi seyretmek, onunla dertleşmek istiyordu. Sahile vardığında bankların birinde oturan bir kız gördü. Uzun siyah saçları vardı onun. Kim olduğunu merak etti önce ve yavaşça yaklaştı. Onu tanımıyordu. Şehirdeki her bir insanı tanımasına rağmen onu tanımıyordu. Böyle bir şeyle şimdiye kadar hiç karşılaşmamıştı. Çok farklıydı o. Hiç görmediği yara izleri vardı üzerinde. Hiç bilmediği acılar çekmişti.

Belki bu şehirden değildi. Bir yerden gelip başka bir yere gidiyordu. Belki sadece başıboş dolaşan bir yolcuydu. Biraz daha yakınlaştı ona ve etrafında dolaşmaya başladı. Ayakkabısının üzerindeki tozlar bu şehre aitti. Saçlarına sinen koku da bu şehrindi. Hatta tanıdığı insanlara ait izler vardı o kokunun içinde. Herkesi teker teker düşündü, kimin hayatında daha fazla kaldığını hesapladı. Daha sonra o insanların ortak kesiştiği yerleri inceledi. Ancak kızın kimliğini hala bulamıyordu.

Adresini bilirse kim olduğunu anlardı onun. Önce onu bir kere daha kokladı. Yeni pişmiş ekmek kokusu vardı demek ki fırına yakın bir yerde oturuyordu. Bir miktar yemek kokusu vardı, et ve baharat kokusu yoğundu. İlgili lokantaların bir listesini yaptı ve bununla fırınların listesini karşılaştırdı. Evet seçenekler azalmıştı. Daha sonra çiçek ve çam ağacı kokularını aldı. Demek ki parklardan birisine yakın oturuyordu.Kulaklarındaki müzik seslerini dinledi. Keman vardı, biraz müzik ve gitar. Sesleri de duyabileceği yerleri ekledi listesine. Seçenekler iyice azalmıştı hatta apartmanı bulmuştu ama dairesinden emin değildi.

Biraz daha yaklaşıp ciğerlerindeki oksijen miktarı ile karbondioksit miktarını karşılaştırdı. Bu sayede ne kadar yüksekte oturduğunu öğrenebilirdi ve bulmuştu. Ancak bir sorun vardı. O ev başka bir kıza aitti. Biraz daha incelediği zaman uzun süredir orada oturduğunu anladı. Demek ki aynı kızdı ama nasıl değişmişti bu kadar. Sanki başka birisi olmuştu. İsmini bile değiştirmişti saç renginin yanında. Yeni ismini merak etti bu anda. Belki Hayal olmuştu onun yeni adı. Belki bir ismin çok daha ötesiydi.

Onun gözlerini görmek için yoğun bir istek hissettiğini fark etti. Gözlerine bakarak onu değiştiren acıları öğrenebilirdi. Yanına doğru yaklaşıp "affedersiniz dedi. Affedersiniz, saat kaç acaba?" Çok sıradan bir soruydu ama kızın ona bakmasını sağlayacaktı. Kız önce adama baktı ve ardından kolundaki saate. Daha sonra saati söyledi ki bu adamın umurunda bile değil. Göz bebekleri aynı doğru üzerine bulunduğunda gözlerindeki çizgileri incelemeye başladı. Büyük bir yalan, ihanet vardı. Sonra onu giyotinin içine koymuşlardı. Giyotinin ipini çeken çok yakından tanıdığı birisiydi. Hatta kalbini emanet etmişti ona.

O adam giyotini tutan ipi bıraktıktan sonra kız ölmüştü ve sonra yeni birisi olmuştu. Evet, değişiminin sebeplerini öğrenmişti. Şimdi bir şekilde uzaklaşması gerekiyordu. Normalde kimseyle konuşmazdı o. Ancak o gece bir istisna oluşmuştu hayatında. Kız ile bakışmaya devam ederken "çok teşekkür ederim" dedi "bayağı geç olmuş. İsterseniz size evinize dönün. Bu saatte buralar pek güvenli olmuyor." Aslında onun başına hiçbir şey gelmeyeceğini çok iyi biliyordu fakat onun tepkisini merak etmişti.

"Teşekkür ederim beni düşündüğünüz için" dedi kız ses tonunda yoğun bir duygusallık vardı ve yoğun bir minnet duygusu içeriyordu. "Rica ederim" diyerek cevapladı adam "sadece başınıza bir şey gelmesini istemedim" daha fazla merak büyümüştü içinde. Kız konuşurken gözlerinin derinliklerinde umudun büyüklüğüne hayran kaldı. Daha yüreğinin içini incelemeye başladı, hayatı boyunca o kadar güzel bir yer görmemişti. Hayallerine baktığında yemyeşil tepeleri, rengarenk kuşları gördü ve daha fazla hayran kaldı. Hele kız "gidecek bir yerim yok benim. Sadece burada durmak istiyorum" dediği zaman hayranlığı daha fazla artı. Bu kadar açık sözlülü birisi nasıl var olabilirdi herkes hamlelerle konuşurken.

Bakışmaya devam ettiler bu arada. Adam kızın gözlerinde geceyi gördü. Zifiri bir siyahın içinde parlayan bir yıldız vardı sanki. O yıldız bir insanın kutup yıldızı olabilirdi. "Eğer isterseniz sizinle birlikte bekleyebilirim" dedi adam "hem biraz bir yıldız kayacak. Ve dilek tutmak isteyebilirsiniz. Şu tarafa doğru bakın lütfen." Adamın işaret ettiği tarafta aynen dediği gibi bir yıldız kaydı ve kız bir dilek tuttu. Adam kızın dileğini öğrenmek istedi ama daha sonra vaz geçti. Özeline daha fazla inmek istemedi onun. Tekrardan bakıştılar ve kız hafifçe yana çekilerek "oturabilirsiniz elbette" dedi. Adam ise sessizce yanına oturdu kızın.

Bir süre boyunca bakıştılar ama hiç konuşmadılar. Saatler geçtikten sonra adam "yüzme bilmediğinizi biliyorum" dedi. Kız gülümsedi. O güldüğünde her yerde çiçekler açmaya başladı. Kuşlar şarkı söyledi gecenin orta yerinde. Kuş seslerini duyan bazı insanlar uykularından uyandı ve onların bazıları gülümsedi. Bunları planlamamıştı aslında. "Neden sizinle karşılaştım" diye sordu kız garip bir şaşkınlık içerisindeydi. "Bilmiyorum. Hayat sürprizlerle doludur derler. Belki bir sürprizdir gözlerinizi görmem" aslında gerçekten sürprizler vardı hayatta. Her şey planlanmış değildi. Kim ne zaman ezberlerin dışına çıkmaya kalksa bir sürpriz ile karşılaşabilirdi.

Ve o sürprizi kimse bilemezdi. Bu yüzdendi adamın şaşkınlığı. Kıza anlatmak istedi her şeyi ve sonra vaz geçti. Artık o öngördüğü bir geleceği yaşamayacaktı. Kızın gözlerinin içine baktı tekrardan ve gülümsedi. Eğer geleceği görebilseydi aşkın o bankın üzerinde doğup bedenini sarmalayacağını bilirdi. Ve o aşkın ateşinde kavrulacağını görürdü.

Ancak aşk öngörülemezdi ve bu yüzden el ele tutuştuklarında avuçlarının arasında filizlenmeye başlamıştı aşk farkına bile varmadan.


Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +