* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Argo (2012)



Uzun süredir merakla beklenen Ben Affleck’in filmi sonunda gösterime girdi. Cumartesi sabahı ilk seansa koşturarak gittiğime değdi. Oscar 2013’te kendinden söz ettireceğe benziyor. 120 dakikalık gerilim/dramın yönetmen koltuğunda oturan Ben Affleck, baş rolü de canlandırıyor. ABD yapımın senaryosunu Chris Terrio, Antonio J. Mendez’in “The Master of Disguise” adlı eserinden ve Joshuah Bearman’ın “The Great Escape” adlı eserinden uyarlamıştır. Ben Affleck’e oyuncu kadrosunda Byran Cranston, John Goodman, Alan Arkin, Tate Donovan, Clea DuVall, Christopher Denham eşlik ediyorlar. 44,5 milyon $’lık bütçesi bulunan projenin hasılatı şimdiden 133 milyon $’a ulaşmıştır. Katlanacağı ise şüphesiz. Bu filmi seyrettikten sonra Ben Affleck’in yönetmenliğini yaptığı filmlerden artık şüphe etmemeye başlayabiliriz sanırım. Sonuçta ortada daha önce çekilen “Gone Baby Gone” ve “The Town” gibi başarılı işler var.

1979 İran’ında Şah devrilmiştir ve ülke büyük bir kaosun içindedir. Tahran’daki Amerikan Büyük Elçilik binasındaki 52 Amerikalı, militanlar tarafından esir alınır. Bunların içinden 6’sı arka kapıdan kaçarak Kanada Elçiliği’ne sığınır. Zaman yoktur; militanlar her an onları bulup öldürebilirler. CIA uzmanı Tony Mendez, bu 6 kişiyi kurtarmak için hayli renkli fakat zor bir plan hazırlayarak CIA’yi ikna etmeye çalışır ve yola koyulur.

Yaşanmış bir olaydan önce kitaba sonra beyazperdeye uyarlanan Argo’nun, İran’ın o dönemki durumunu özetleyecek bir sekansla başlaması, filmin siyasi boyutunu hızla kavramak açısından başarılıdır. Yaşanan şiddeti, halkın isyanını, kaosu Amerikan gözüyle (!) çok net görebilirsiniz. Hikayeye ısınma aşamasından sonra gerilim hep devam ediyor. Hollywood stüdyoları sahnelerindeyken komedinin eklenmesi siyasi ağırlığı bir nebze hafifletiyor. Rehine kurtarma operasyonunda silahların sürekli konuşması yerine olayı hem psikolojik hem de dramatik olarak aktarması pek alışılageldik değil. Bu bence olumlu bir gelişmedir. Ben Affleck risk alsa da sonucunu alacağına eminim. Olayı gerilimde sürekli tutuyor. Bazı projelerde tür, birinden diğerine sürekli gider gelir. Argo’da ise gerilim her daim baş rolde, tarihi, siyasi, komedi, dram ise yardımcı rollerdedir. Bu dengeyi sağlamak kurgunun başarısını ispatlıyor. Yoldan şaşmamak en güzeli!
Senaryoya gelindiğinde, yapılan en büyük olumsuz eleştirilerden biri İran’a ve siyasi olaylara Amerikan gözüyle bakılmasıdır. Şah devriliyor, fakat neden? Peki, bunca halk neden militan olarak herkese, her şeye karşı çıkıyor? İnsanları öldürme noktasına nasıl geldiler? Bunların cevabı yok. İyi de cevabını bu filmde aramak ne kadar doğru ki? ABD yapımı, yönetmeni ve yapımcıları ABDli, rehineleri gerçek hayatta da kurtaran ABDli bir uzman. Elbette tek taraflı bakacak ve tarihlerinde “unutulmayacak” öykü olarak kalacaktır. He tabi zamanlama ne kadar uygundur bu film için derseniz, o tartışılır. Ülke, kendini aklama derdinde mi acaba? Neyse ki İstanbul çekimlerinde kışkırtıcı/rahatsız edici bir sahne yoktu. Gözlerimi ayırmadan izledim, sürekli sahnenin sağına soluna baktım.

Karakter detaylandırması neredeyse hiç yoktur; amaç belli, gidişat belli. Zaten karakterleri yakından tanıma arzusu hissetmiyorsunuz. Karakterler sadece ülkelerine göre detaylanıyor: Amerikan ve Kanadalı iyi insanlar ile kalan diğerleri...

1970lerin sonunu anlatan hikayede mekan, dekor, kostüm detayları hayli etkileyicidir. Özellikler karakterlerin kostüm, saç, makyaj ve “bıyık” tasarımları o dönemi yansıtıyor. Görüntü kalitesinin çok parlak olmaması ve fazla teknolojik görünmemesi de gerçekçiliği artırıyor. Ben Affleck’in başarısız oyunculuğunu yönetmenlik başarısıyla unutturacağı kesin. Müzik çalışmalarında oryantalist ezgilerin bulunması bir yandan tek taraflı bakışı simgeliyor, diğer yandan olayların geçtiği bölgeyle bütünlük sağlıyor.

Rotten Tomatoes’tan 95, IMDB’den 8.2 alan filme gelen yorumlar genelde olumludur. Oscar’da kendinden söz ettireceğine şimdiden herkes hemfikir. Olumsuz eleştiriler ise Amerikan milliyetçiliğiyle ilgilidir. Bu da tabi ki batı ülkelerinden gelmiyor! Yönetmenlik, görsellik, detaylar, yardımcı oyunculuklar en göze çarpanlardır.

Filmin sonunda olayları yaşayan insanların fotoğraflarının gösterilmesi ve onlarla ilgili bilgi verilmesi sürekli “Bu olay yaşandı ve ABDliler Kanada sayesinde olsa da onları kurtardı” imajını veriyor. Unutmadan, yaşananlarla filmdekiler arasında bazı farklılıklar varmış. Bunlardan sadece birini belirtmek gerekirse; 6 rehinenin hepsi Kanada Elçisi’nin evine sığınmamıştır. 2 kişi ona, kalanları başka bir Kanadalı diplomata sığınmıştır. Hikayenin gidişatı için böyle 7-8 farklılık bulunmaktadır. Siyasi gerçekliklerin saptırılmasında elbette tepkiler artmıştır. Konunun içine tarih ve siyaset girdiğinde tepkilere herkes alışık zaten. Böyle bir senaryo sadece bir kişinin onayıyla (!) ekrana geçmez, öyle değil mi?

http://seyirci-koltugu.blogspot.com/

Bizi de Okusana ;) × +