Kentin yazarı olmak…

Gittiğim her yerde görmem gerekenlerden birisi de mesleğim gereği yerel gazetelerdir. O kentle ilgili en sağlıklı veya en taze bilgiyi almanın yolu, kuşkusuz günlük gazetelere göz gezdirmekten geçer… Bir de yazarlardır elbet… “Yerel Yazar” denir, bol para alan yazarlardan ayırmak için… Ben “Kentin Yazarı” demeyi tercih ediyorum. O kent sahiplenmese de, kentin yazarıdır, kent için kalem oynatan yürekli insanlardır… Bazıları hak ettiği saygıyı göremez, bazıları hak etmediği saygıdan bunalır. Kiminin birikimlerinden faydalanılır, kiminin birikimsizliği bir fırsat olarak değerlendirilir. Hiç ayrım yapmadan, 81 ilde, yüzlerce ilçede yayınlanan gazetelerde kenti için didinip duran yazarlar görürsünüz. Hepsi de sorunlarla boğuşur. Şahsi sorunlarından bahsetmiyorum… Gündeme almaya kalksam, bu köşe yetmez… Üstünkörü değinmem gerekirse; çoğu “beleş” yazıyordur, “bol para alan” gibi duruyordur… Bazısı güzel yazar, bazısı vasatın altında kalır… Kimi kendi yazısını okur, kiminin yazısı zorla okunur… “Bugün kime çatmış” diye mecburen okunanı da vardır, “bugün ne yazmış” diye merak edileni de… Sıkıntısı çoktur, parası yoktur… Çoğunlukla “ikinci iş” olarak yapılır… Genelde yazarlık karın doyurmaz, kent yazarının karnı ise hiç doymaz. Kendi derdini bir yana bırakır. Belki de zaten çözemediği için öylesine bırakmıştır… Köşesinde kendi sorunlarını değil, kentinin sorunlarını dillendirmeye çabalar… Pek yerini bulmazsa da, Pek itibar görmese de, Pek dikkat eden bulunmasa da, Ve aslında pek sahiplenilmese de, o kentin sorunlarını yazar… Sorundan çok ne var, sorunlulardan çok ne var? Bürokratı çalışmıyordur, siyasetçisi yan gelmiş yatıyordur. Tabeladan ibaret sivil toplum kuruluşlarının kuru kalabalığı çözüme yetmez… Aksayan işler vardır, tamamlanmayan eksiklikler vardır… Yatırım gelmiyordur, kentin önü açılmıyordur, işsizlik önlenmiyordur… Yolu sorunludur, suyu kıttır, havası kirlidir, parkları eksiktir… Kiminde sinema yoktur, kiminde çoktur… Genellikle “kenti” değerlendirirken, yaşadığınız yeri göz önüne getirirsiniz. Aslında diğer illerin de benzer sorunlarla boğuştuğunu pek bilemezsiniz. Çoğunlukla gezip gördüğünüz yerleri, sorunlardan arınmış kent olarak algılarsınız… Geçip giderken sorunlar görünmez… İçinde yaşamak veya içinde yaşayanların feryatlarına kulak vermek gerek. Ufak tefek ayrıntılarda farklılık hissedilse de, genellikle her kentin sorunları vardır ve çözüme talip olanlar görevini yapmıyordur… Sizin yolunuz yoktur, diğerinin suyu… Kimi eğitimde vasattır, kimi sağlıkta… Kiminde rüşvet almış başını gitmiştir, kiminde adam kayırma “illallah” dedirtmektedir. Bir yerde kültürel faaliyet kısıtlıdır, bir başka yerde çok olan faaliyetlerin kısılması söz konusudur. Bazen bakarsınız çocukların dileği köşelerde hayat bulur, bazen kadınların yaşadığı semtteki basit istekleri… Yoksulluk, genel sorun olarak görülür, işsizlik üstüne ekilen tuz ve biberidir… Herkes sizden çok şey bekler ama hiç kimse size bir şey vermez… Gazetenizi almazlar mesela… Okunup okunmadığınızı bile bilmezsiniz… Geri dönüşümü olmayan yazılar yazarsınız, kâğıttan uçak yapıp havaya fırlatırcasına… Suya yazılan yazılardan daha kısa sürer etkisi… Övüp, göklere çıkardığınızdan tek ses duymazsınız ama en ufak eleştiride gelen oklara karşı sipere geçersiniz… Herkes tanıdıktır, her yüze bir şekilde aşinasınızdır. Eleştirmen gerektiğinde “kimin aracı olacağını” düşünecek durumda bile değilsinizdir. Ve aklınıza gelmeyen “tanıdıklar” devreye girer… Bazı kurumlara zaten dokunamazsınız… Valiliği eleştiremez, emniyete karışamaz, belediyeyle takışamazsınız… Bazen sizin değilse de gazete sahibinin “ilişkisi”, yazınızın mecburi istikametini belirler… Bu defa da, bazı aksaklıkları görmeyip, bazılarını yerden yere vurmakla suçlanırsınız… Ülkenin, hatta dünyanın herhangi bir yerinde olan olayın tüm detaylarını öğrenebilirsiniz ama kendi ilinizde yaşanan en basit olayın detayını öğrenme şansını bulamaz, yorumlarınızın bir tarafı hep eksik kalır. Bazıları bilgiyi verirken “canından bir parça koparılacağını” sanır. Ülke demokratikleşir, kurumlar şeffaflaşır, her bilgiye ulaşım kolaylaşır ama sizin ulaşacağınız bilgi, hazretlerinin lütfedeceğinden öteye gitmez. Kent Yazarı olmak, ateşten gömlek giymek gibidir… Okuyup geçtiklerinizin nasıl yazıldığını bir bilseniz, ahhhh! Twitimden seçmeler 5 gün sonra ofisine uğramak garip bir duygu. Ankara, Malatya derken kürkçü dükkânındayım. Ben mi ofisi özledim, ofis mi beni bilemiyorum. :) www.twitter.com/naifkarabatak
Gittiğim her yerde görmem gerekenlerden birisi de mesleğim gereği yerel gazetelerdir. O kentle ilgili en sağlıklı veya en taze bilgiyi almanın yolu, kuşkusuz günlük gazetelere göz gezdirmekten geçer… Bir de yazarlardır elbet… “Yerel Yazar” denir, bol para alan yazarlardan ayırmak için… Ben “Kentin Yazarı” demeyi tercih ediyorum. O kent sahiplenmese de, kentin yazarıdır, kent için kalem oynatan yürekli insanlardır… Bazıları hak ettiği saygıyı göremez, bazıları hak etmediği saygıdan bunalır. Kiminin birikimlerinden faydalanılır, kiminin birikimsizliği bir fırsat olarak değerlendirilir. Hiç ayrım yapmadan, 81 ilde, yüzlerce ilçede yayınlanan gazetelerde kenti için didinip duran yazarlar görürsünüz. Hepsi de sorunlarla boğuşur. Şahsi sorunlarından bahsetmiyorum… Gündeme almaya kalksam, bu köşe yetmez… Üstünkörü değinmem gerekirse; çoğu “beleş” yazıyordur, “bol para alan” gibi duruyordur… Bazısı güzel yazar, bazısı vasatın altında kalır… Kimi kendi yazısını okur, kiminin yazısı zorla okunur… “Bugün kime çatmış” diye mecburen okunanı da vardır, “bugün ne yazmış” diye merak edileni de… Sıkıntısı çoktur, parası yoktur… Çoğunlukla “ikinci iş” olarak yapılır… Genelde yazarlık karın doyurmaz, kent yazarının karnı ise hiç doymaz. Kendi derdini bir yana bırakır. Belki de zaten çözemediği için öylesine bırakmıştır… Köşesinde kendi sorunlarını değil, kentinin sorunlarını dillendirmeye çabalar… Pek yerini bulmazsa da, Pek itibar görmese de, Pek dikkat eden bulunmasa da, Ve aslında pek sahiplenilmese de, o kentin sorunlarını yazar… Sorundan çok ne var, sorunlulardan çok ne var? Bürokratı çalışmıyordur, siyasetçisi yan gelmiş yatıyordur. Tabeladan ibaret sivil toplum kuruluşlarının kuru kalabalığı çözüme yetmez… Aksayan işler vardır, tamamlanmayan eksiklikler vardır… Yatırım gelmiyordur, kentin önü açılmıyordur, işsizlik önlenmiyordur… Yolu sorunludur, suyu kıttır, havası kirlidir, parkları eksiktir… Kiminde sinema yoktur, kiminde çoktur… Genellikle “kenti” değerlendirirken, yaşadığınız yeri göz önüne getirirsiniz. Aslında diğer illerin de benzer sorunlarla boğuştuğunu pek bilemezsiniz. Çoğunlukla gezip gördüğünüz yerleri, sorunlardan arınmış kent olarak algılarsınız… Geçip giderken sorunlar görünmez… İçinde yaşamak veya içinde yaşayanların feryatlarına kulak vermek gerek. Ufak tefek ayrıntılarda farklılık hissedilse de, genellikle her kentin sorunları vardır ve çözüme talip olanlar görevini yapmıyordur… Sizin yolunuz yoktur, diğerinin suyu… Kimi eğitimde vasattır, kimi sağlıkta… Kiminde rüşvet almış başını gitmiştir, kiminde adam kayırma “illallah” dedirtmektedir. Bir yerde kültürel faaliyet kısıtlıdır, bir başka yerde çok olan faaliyetlerin kısılması söz konusudur. Bazen bakarsınız çocukların dileği köşelerde hayat bulur, bazen kadınların yaşadığı semtteki basit istekleri… Yoksulluk, genel sorun olarak görülür, işsizlik üstüne ekilen tuz ve biberidir… Herkes sizden çok şey bekler ama hiç kimse size bir şey vermez… Gazetenizi almazlar mesela… Okunup okunmadığınızı bile bilmezsiniz… Geri dönüşümü olmayan yazılar yazarsınız, kâğıttan uçak yapıp havaya fırlatırcasına… Suya yazılan yazılardan daha kısa sürer etkisi… Övüp, göklere çıkardığınızdan tek ses duymazsınız ama en ufak eleştiride gelen oklara karşı sipere geçersiniz… Herkes tanıdıktır, her yüze bir şekilde aşinasınızdır. Eleştirmen gerektiğinde “kimin aracı olacağını” düşünecek durumda bile değilsinizdir. Ve aklınıza gelmeyen “tanıdıklar” devreye girer… Bazı kurumlara zaten dokunamazsınız… Valiliği eleştiremez, emniyete karışamaz, belediyeyle takışamazsınız… Bazen sizin değilse de gazete sahibinin “ilişkisi”, yazınızın mecburi istikametini belirler… Bu defa da, bazı aksaklıkları görmeyip, bazılarını yerden yere vurmakla suçlanırsınız… Ülkenin, hatta dünyanın herhangi bir yerinde olan olayın tüm detaylarını öğrenebilirsiniz ama kendi ilinizde yaşanan en basit olayın detayını öğrenme şansını bulamaz, yorumlarınızın bir tarafı hep eksik kalır. Bazıları bilgiyi verirken “canından bir parça koparılacağını” sanır. Ülke demokratikleşir, kurumlar şeffaflaşır, her bilgiye ulaşım kolaylaşır ama sizin ulaşacağınız bilgi, hazretlerinin lütfedeceğinden öteye gitmez. Kent Yazarı olmak, ateşten gömlek giymek gibidir… Okuyup geçtiklerinizin nasıl yazıldığını bir bilseniz, ahhhh! Twitimden seçmeler 5 gün sonra ofisine uğramak garip bir duygu. Ankara, Malatya derken kürkçü dükkânındayım. Ben mi ofisi özledim, ofis mi beni bilemiyorum. :) www.twitter.com/naifkarabatak

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.