HZ. PEYGAMBER VE KARDEŞLİK AHLAKI




İslam dini kardeşliğe ve esas itibariyle İslam kardeşliğine büyük önem vermiştir. Yüce Allah (c.c), Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz ” (el-Hucurat 49/10).

Âyeti kerimenin de ifade ettiği üzere, iman bağıyla bir araya gelen müminler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün hangi parçasında yaşıyor, hangi dili ve şiveyi konuşuyor, hangi kavme mensup, hangi ten rengine sahip olurlarsa olsunlar bütün Mü'minler birbirlerinin kardeşleridirler. Yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar.

Asıl itibariyle kardeş: “Aynı anne ve babadan doğan veya ortak değerlere sahip olan kimseler” demek olarak telakki edilir. Ancak; Arapça'da ahi kelimesiyle karşılanmaktadır. Kardeş ve arkadaş anlamını taşımaktadır. İhve ve ihvân ise ahi kelimesinin çoğuludurlar ve kardeşler, arkadaşlar anlamına gelmektedir. ”

Kardeşlik deyince iki kardeşlik türü aklımıza gelir ve gelmelidir. Bunlardan biri nesep kardeşliği, bir diğeri de din ve iman kardeşliğidir. Nesep kardeşliği aynı karından dünyaya gelmeyi ifade eder. Yani soy kardeşliğidir. Din kardeşliği ise; aynı dine veya aynı dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur. İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide yani itikat ve iman temeline dayanan bir kardeşlik türüdür.

Kısaca ve öz olarak nesep ve din kardeşliği olarak tanımladığımız kardeşlik kavramını, genel olarak 7 gruba ayırarak da ifade edebiliriz. Bunları da; 1. Nesep Kardeşliği 2. Kan Kardeşliği 3. Gurup-Kabile Kardeşliği 4. Siyasi Kardeşlik 5. Ahiret Kardeşliği 6. Din Kardeşliği 7. İnsanlık Kardeşliği gibi kardeşlikler olarak ifade edebiliriz.
Bizim ise burada önemsediğimiz ve önemsememiz gereken kardeşlik; din kardeşliğidir. Bu sebeple biz de din kardeşliği üzerinde durmaya çalışacağız. Ayet ve hadisler ışığında kardeşliği anlamaya ve birbirimize karşı olan görevlerimizi yeniden düşünmeye çalışacağız.

Allah yaratmış olduğu kâinattaki tüm varlıkların içinde insanı şerefli ve özel bir varlık olarak yaratmıştır. Yani insana ilahi nurunu üfleyerek; Ahsen-i takvim üzere yaratmış ve akıl nimeti ile donatmıştır.

Vücut yapısının düzgünlüğü, her azasının yerli yerinde olması, düşünüp kavrayabilme, konuşup okuyabilme, sanat kabiliyetinin var oluşu, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmesi, güzeli çirkini bilebilmesi, faydalı ve faydası, zararlı ve zararsızı idrak edebilmesi, peygamber ve kitaplarla müşerref kılınmıştır.

Yüce Allah insanı yeryüzünde halife yaratmakla onu şerefli ve değerli kılmıştır. İnsan sayısız nimetlerden yararlanır. Tüm bu nimetlerin karşılığında ilahi emaneti yüklenerek kulluk sorumluluğunu yerine getirir. Melekler gibi tamamen iradesi alınmayıp, iradesi eline verilerek kulluğu ne kadar yerine getireceği konusunda imtihana tutulmuştur. . İnsanın yaratılış gayesi ve görevi, Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmek ve mutlu olmaktır. Kendi iradesiyle Allah’a kulluk ettiği derece melekleşebilir ve onlardan da değerli hale gelebilir. Ya da şeytana aldanıp, nefsinin heva ve heveslerinin peşine düşerek aşağıların da aşağısına düşerek değersizleşebilir.

Allah insana inanma, inancına göre yaşama, birlik ve beraberlik içerisinde olma, yaşama ve yaşatma, müminlerle kardeş olma gibi bir takım dini, dünyevi, uhrevi sosyal haklar ve görevler vermiştir. Bu hak ve görevlerin en önemlilerinden birisi kardeşliktir.

Yüce Allah Kur’an-ı kerim de şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”(Âli Imrân suresi 103. Ayet)

Yine: “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”(Enfâl suresi 63. ayet)

İşte bu yüzden âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz 1441 yıl önce kardeşliğe büyük önem vermiş.

Ebu Musa (r.a.) rivayetine göre:“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”(Nesâî, Zekât 66) buyurmuştur. Müminler binanın yapı taşları gibidirler, birbirlerini tamamlarlar. Binanın yapı taşlarında kırılmalar, çatlaklar oluşmaya başladığında bu kırılma ve çatlamalar sadece o parçayı değil bütün binayı da etkileyebilir. İslam kardeşliğini de bir binanın tuğlalarına benzeten peygamberimizin emir ve tavsiyelerine uyarak kardeşliğimiz arasındaki kırılma ve çatlamaları önlemek ve tamir etmek gerekir.

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın. Bulundukları yer itibariyle birbirlerine ne kadar uzak olurlarsa olsunlar. Hangi ırktan, hangi renkten, hangi kavimden, hangi bölgeden olurlarsa olsunlar. Hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar. Aynı dine inanan, aynı peygambere ve onun Allah’tan getirdiklerine tabi olan biz Müslümanlar katıksız ve şüphesiz iman kardeşidir.

Müslüman olup Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı seçmişlerdir. Önder olarak Hz Muhammed’e bağlanıp tebliğ ettiklerine iman etmişlerdir. Bundan dolayı kardeş olmuşlardır. Vahdet bayrağı altında birleşerek aynı vücudun organları, aynı binanın tuğlaları gibi olmuşlardır. Numan b Bişri (r.a)'nin rivayetine göre: Rasülullah (sav): “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”( Buhârî, Edeb 27)

O halde kardeşlerimize karşı kardeş gibi davranmamız lazımdır. Bu konudaki bir hadisi şeriflerinde peygamberimiz;"…Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Her biriniz, kardeşinin aynasıdır, onda bir rahatsızlık görürse bunu ondan izale etsin."(Müslim, İman 95) buyuruyor. Sevgisizlik, merhametsizlik, din kardeşleri arasında hasetlik ve kin gütme, şefkatten yoksunluk, dedi kodu yaparak birbirimizin kuyusunu kazmak gibi pek çok kötü hastalık insanlığı ve kardeşliği ateşler içinde yakıp kavurmaktadır.

Organlar görünüşte mide için çalışıyor gibi gözükse de; diğer organların işlerini yapmayıp mideyi aç bıraktıklarını düşünelim. Mide aç kalınca diğer organlarda fonksiyonlarını kaybetmeye ve takatsiz kalmaya başlar. İnsan açlığa da belli bir süre dayanabileceği için, insan ölürse de organların bir hükmü kalmayacaktır. Yani sonuç olarak mide de onlar için çalışmaktadır. Toplumlar, milletler, insanlık tek bir vücut gibidir. Herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Müslümanlar da kardeş olduklarına göre, bir binanın tuğlaları gibi olduklarına göre, kardeşlerine karşı görevlerini eksiksiz yapmaya çalışması lazım. Yoksa huzursuzluk, kokuşma ve yozlaşma, nemelazımcılık ve çürüme, anarşi ve kargaşa ve yaşamsal bozukluklar meydana çıkar. Hiç kimse bana dokunmayan yılan bin yaşasın ben kendime ve kendi yaşantıma bakarım diyemez. Dese bile tek başına dünya ve Ahiret saadetini ve huzurlu bir yaşamı sağlayamaz.

Bu yaşam düsturunu yakalayabilmek için öncelikle birbirimizi seveceğiz. Bize daha önce kötülük yapılmış olsa da affedip seveceğiz. Hak hukuk varsa onları gerekirse öbür âleme bırakıp yine de Allah rızası için seveceğiz. Bir kutsi hadiste peygamberimiz; “Allah Teâlâ, “Sırf benim için birbirini seven, benim rızam için toplanan, benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızam için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hak ederler” buyurmuştur.”) Riyazüss salihin 383) diye bildirir.

Bir başka hadislerinde ise;“Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim”buyurur. (Riyazüss salihin 378) yani sevdikleri zaman Allah için sevecek, ayrıldığı zaman da Allah için ayrılacak Müslümanlar. Ayrıldığı zaman şahsi menfaati için değil, Allah’ın rızası istikametinde, kardeşine Allah’ın rızası istikametinde gitmediğini hatırlatmak için ayrılacak.

Haram ve Allahın hoşnut olmadığı bir işi yapanların yaptıkları işin doğru olmadığını hatırlatmak için, Allahın hoşnut olmadığı bir iş veya davranışa Müslüman kulunun hoşnut olamayacağı hatırlatılarak ayrılmalıdır. Ayrıldıktan sonra da tamamen ilgiyi, alakayı ve sevgiyi kesmemelidir. Başta dini öğüt olmak üzere her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaya devam etmelidir.

Yüce Allah gururlu ve kibirli kimseleri sevmez. Müslüman alçak gönüllü ve yardımsever olmalıdır. Kuranda bu konu da şöyle buyuruyor:“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”(Nisa 4/36)
Kardeşliğin temelini; güven, sadakat, doğruluk, iyi niyet, hüsnü zan, yardımlaşma, sevgi ve saygı, kardeşi için feragat etmek, kendi ihtiyacı varken başkasını kendisine tercih etmek (diğergamlık), merhamet, hoşgörü, adalet, ahde vefa yani sözünde durmak, güzel ve yumuşak sözlü olmak, ziyaret etmek ve imkânlar ölçüsünde hediyeleşmek, selamlaşmak gibi güzel davranışlar oluşturur.

Kardeşliği tehdit eden kavram ve davranışları ise; bireysellik, kendini düşünme, ahireti unutup dünyevileşme ve çok mal biriktirme hırsı, sonucunda getirdiği rekabet, hasetlik, küçük görüp alay etmek, kaba davranışlardır. Kötü zanda bulunmak, insanların hoşuna gitmeyen isim ve lakap takmak, küfür ve kötü söz söyleyip hakaret etmek, dedi kodu ve gıybet, iftira etmek, hasetlik ve çekememezlik, sözde durmamak, gizli halleri ve kusurları araştırmak gibi davranışlardır.

http://www.kardeslikahlaki.org/ozlusozler.aspsitesinden kardeşlikle ilgi sözler:

"-Şu iki şeye sevindiğim kadar hiçbir şeye sevinmem. Bir kardeşimin sıkıntısının benim vesilemle düzelmesi, derdi olan kimsenin gelip benden yardım istemesi...” Hz. Ali (r.a.) (Ali el-Muttakî, VI, 598/17049)

“Şems-i Tebrizî bana bir şey öğretti: “Dünyada bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin.’ Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü’minler var; ben artık ısınamıyorum!” (Mevlânâ)

“Din kardeşinden bir cefa gördünse, onun bin vefâsı olduğunu hatırla!.. Çünkü iyilik, günaha karşı şefaatçi gibidir. " (Mevlânâ)

“Bizim dost ve kardeşlerimiz, bize aile efradımızdan daha sevimlidir. Zira aile efradımız, bizi dünyada anar. Fakat dostlarımız, mahşer yerinde bizi ararlar.” Hasan-ı Basrî (İhyâ, c. II, sf. 437)

“Sevgi varken nefret niye, Barış varken savaş niye, Kardeşlik varken didişmek niye, Dostluk varken düşmanlık niye, Hoşgörü varken bağnazlık niye, Özgürlük varken tutsaklık niye, Adalet varken, haksızlık niye?” Hacı Bektaş Veli

Rabbim Mekke’den hicret vaki olduğunda malın ve mülkün yanında, kimi ana-babasını, kimi evladı, kimi kardeşini dini ve peygamberi uğruna terk ederken ardına bile bakmadan giden muhacirlerle, Medine de onları kardeş diye bağrına basıp, onlarla evlerini ve mallarını paylaşan ensarın gerçekleştirdiği kardeşlik gibi kardeş olmamızı bize nasip eylesin. Dünya üzerinde yaşayan tüm Müslümanlar olarak birbirini kardeş bilen, insanlığın hayrına hareket etmeyi başarabilen kullarından eylesin. Kutlu doğum haftası etkinlikleri çerçevesinde kardeşliğimizi yediden sapasağlam pekiştirmeyi nasip eylesin.

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey


İslam dini kardeşliğe ve esas itibariyle İslam kardeşliğine büyük önem vermiştir. Yüce Allah (c.c), Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz ” (el-Hucurat 49/10).

Âyeti kerimenin de ifade ettiği üzere, iman bağıyla bir araya gelen müminler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün hangi parçasında yaşıyor, hangi dili ve şiveyi konuşuyor, hangi kavme mensup, hangi ten rengine sahip olurlarsa olsunlar bütün Mü'minler birbirlerinin kardeşleridirler. Yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar.

Asıl itibariyle kardeş: “Aynı anne ve babadan doğan veya ortak değerlere sahip olan kimseler” demek olarak telakki edilir. Ancak; Arapça'da ahi kelimesiyle karşılanmaktadır. Kardeş ve arkadaş anlamını taşımaktadır. İhve ve ihvân ise ahi kelimesinin çoğuludurlar ve kardeşler, arkadaşlar anlamına gelmektedir. ”

Kardeşlik deyince iki kardeşlik türü aklımıza gelir ve gelmelidir. Bunlardan biri nesep kardeşliği, bir diğeri de din ve iman kardeşliğidir. Nesep kardeşliği aynı karından dünyaya gelmeyi ifade eder. Yani soy kardeşliğidir. Din kardeşliği ise; aynı dine veya aynı dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur. İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide yani itikat ve iman temeline dayanan bir kardeşlik türüdür.

Kısaca ve öz olarak nesep ve din kardeşliği olarak tanımladığımız kardeşlik kavramını, genel olarak 7 gruba ayırarak da ifade edebiliriz. Bunları da; 1. Nesep Kardeşliği 2. Kan Kardeşliği 3. Gurup-Kabile Kardeşliği 4. Siyasi Kardeşlik 5. Ahiret Kardeşliği 6. Din Kardeşliği 7. İnsanlık Kardeşliği gibi kardeşlikler olarak ifade edebiliriz.
Bizim ise burada önemsediğimiz ve önemsememiz gereken kardeşlik; din kardeşliğidir. Bu sebeple biz de din kardeşliği üzerinde durmaya çalışacağız. Ayet ve hadisler ışığında kardeşliği anlamaya ve birbirimize karşı olan görevlerimizi yeniden düşünmeye çalışacağız.

Allah yaratmış olduğu kâinattaki tüm varlıkların içinde insanı şerefli ve özel bir varlık olarak yaratmıştır. Yani insana ilahi nurunu üfleyerek; Ahsen-i takvim üzere yaratmış ve akıl nimeti ile donatmıştır.

Vücut yapısının düzgünlüğü, her azasının yerli yerinde olması, düşünüp kavrayabilme, konuşup okuyabilme, sanat kabiliyetinin var oluşu, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmesi, güzeli çirkini bilebilmesi, faydalı ve faydası, zararlı ve zararsızı idrak edebilmesi, peygamber ve kitaplarla müşerref kılınmıştır.

Yüce Allah insanı yeryüzünde halife yaratmakla onu şerefli ve değerli kılmıştır. İnsan sayısız nimetlerden yararlanır. Tüm bu nimetlerin karşılığında ilahi emaneti yüklenerek kulluk sorumluluğunu yerine getirir. Melekler gibi tamamen iradesi alınmayıp, iradesi eline verilerek kulluğu ne kadar yerine getireceği konusunda imtihana tutulmuştur. . İnsanın yaratılış gayesi ve görevi, Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmek ve mutlu olmaktır. Kendi iradesiyle Allah’a kulluk ettiği derece melekleşebilir ve onlardan da değerli hale gelebilir. Ya da şeytana aldanıp, nefsinin heva ve heveslerinin peşine düşerek aşağıların da aşağısına düşerek değersizleşebilir.

Allah insana inanma, inancına göre yaşama, birlik ve beraberlik içerisinde olma, yaşama ve yaşatma, müminlerle kardeş olma gibi bir takım dini, dünyevi, uhrevi sosyal haklar ve görevler vermiştir. Bu hak ve görevlerin en önemlilerinden birisi kardeşliktir.

Yüce Allah Kur’an-ı kerim de şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”(Âli Imrân suresi 103. Ayet)

Yine: “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”(Enfâl suresi 63. ayet)

İşte bu yüzden âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz 1441 yıl önce kardeşliğe büyük önem vermiş.

Ebu Musa (r.a.) rivayetine göre:“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”(Nesâî, Zekât 66) buyurmuştur. Müminler binanın yapı taşları gibidirler, birbirlerini tamamlarlar. Binanın yapı taşlarında kırılmalar, çatlaklar oluşmaya başladığında bu kırılma ve çatlamalar sadece o parçayı değil bütün binayı da etkileyebilir. İslam kardeşliğini de bir binanın tuğlalarına benzeten peygamberimizin emir ve tavsiyelerine uyarak kardeşliğimiz arasındaki kırılma ve çatlamaları önlemek ve tamir etmek gerekir.

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın. Bulundukları yer itibariyle birbirlerine ne kadar uzak olurlarsa olsunlar. Hangi ırktan, hangi renkten, hangi kavimden, hangi bölgeden olurlarsa olsunlar. Hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar. Aynı dine inanan, aynı peygambere ve onun Allah’tan getirdiklerine tabi olan biz Müslümanlar katıksız ve şüphesiz iman kardeşidir.

Müslüman olup Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı seçmişlerdir. Önder olarak Hz Muhammed’e bağlanıp tebliğ ettiklerine iman etmişlerdir. Bundan dolayı kardeş olmuşlardır. Vahdet bayrağı altında birleşerek aynı vücudun organları, aynı binanın tuğlaları gibi olmuşlardır. Numan b Bişri (r.a)'nin rivayetine göre: Rasülullah (sav): “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”( Buhârî, Edeb 27)

O halde kardeşlerimize karşı kardeş gibi davranmamız lazımdır. Bu konudaki bir hadisi şeriflerinde peygamberimiz;"…Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Her biriniz, kardeşinin aynasıdır, onda bir rahatsızlık görürse bunu ondan izale etsin."(Müslim, İman 95) buyuruyor. Sevgisizlik, merhametsizlik, din kardeşleri arasında hasetlik ve kin gütme, şefkatten yoksunluk, dedi kodu yaparak birbirimizin kuyusunu kazmak gibi pek çok kötü hastalık insanlığı ve kardeşliği ateşler içinde yakıp kavurmaktadır.

Organlar görünüşte mide için çalışıyor gibi gözükse de; diğer organların işlerini yapmayıp mideyi aç bıraktıklarını düşünelim. Mide aç kalınca diğer organlarda fonksiyonlarını kaybetmeye ve takatsiz kalmaya başlar. İnsan açlığa da belli bir süre dayanabileceği için, insan ölürse de organların bir hükmü kalmayacaktır. Yani sonuç olarak mide de onlar için çalışmaktadır. Toplumlar, milletler, insanlık tek bir vücut gibidir. Herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Müslümanlar da kardeş olduklarına göre, bir binanın tuğlaları gibi olduklarına göre, kardeşlerine karşı görevlerini eksiksiz yapmaya çalışması lazım. Yoksa huzursuzluk, kokuşma ve yozlaşma, nemelazımcılık ve çürüme, anarşi ve kargaşa ve yaşamsal bozukluklar meydana çıkar. Hiç kimse bana dokunmayan yılan bin yaşasın ben kendime ve kendi yaşantıma bakarım diyemez. Dese bile tek başına dünya ve Ahiret saadetini ve huzurlu bir yaşamı sağlayamaz.

Bu yaşam düsturunu yakalayabilmek için öncelikle birbirimizi seveceğiz. Bize daha önce kötülük yapılmış olsa da affedip seveceğiz. Hak hukuk varsa onları gerekirse öbür âleme bırakıp yine de Allah rızası için seveceğiz. Bir kutsi hadiste peygamberimiz; “Allah Teâlâ, “Sırf benim için birbirini seven, benim rızam için toplanan, benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızam için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hak ederler” buyurmuştur.”) Riyazüss salihin 383) diye bildirir.

Bir başka hadislerinde ise;“Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim”buyurur. (Riyazüss salihin 378) yani sevdikleri zaman Allah için sevecek, ayrıldığı zaman da Allah için ayrılacak Müslümanlar. Ayrıldığı zaman şahsi menfaati için değil, Allah’ın rızası istikametinde, kardeşine Allah’ın rızası istikametinde gitmediğini hatırlatmak için ayrılacak.

Haram ve Allahın hoşnut olmadığı bir işi yapanların yaptıkları işin doğru olmadığını hatırlatmak için, Allahın hoşnut olmadığı bir iş veya davranışa Müslüman kulunun hoşnut olamayacağı hatırlatılarak ayrılmalıdır. Ayrıldıktan sonra da tamamen ilgiyi, alakayı ve sevgiyi kesmemelidir. Başta dini öğüt olmak üzere her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaya devam etmelidir.

Yüce Allah gururlu ve kibirli kimseleri sevmez. Müslüman alçak gönüllü ve yardımsever olmalıdır. Kuranda bu konu da şöyle buyuruyor:“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”(Nisa 4/36)
Kardeşliğin temelini; güven, sadakat, doğruluk, iyi niyet, hüsnü zan, yardımlaşma, sevgi ve saygı, kardeşi için feragat etmek, kendi ihtiyacı varken başkasını kendisine tercih etmek (diğergamlık), merhamet, hoşgörü, adalet, ahde vefa yani sözünde durmak, güzel ve yumuşak sözlü olmak, ziyaret etmek ve imkânlar ölçüsünde hediyeleşmek, selamlaşmak gibi güzel davranışlar oluşturur.

Kardeşliği tehdit eden kavram ve davranışları ise; bireysellik, kendini düşünme, ahireti unutup dünyevileşme ve çok mal biriktirme hırsı, sonucunda getirdiği rekabet, hasetlik, küçük görüp alay etmek, kaba davranışlardır. Kötü zanda bulunmak, insanların hoşuna gitmeyen isim ve lakap takmak, küfür ve kötü söz söyleyip hakaret etmek, dedi kodu ve gıybet, iftira etmek, hasetlik ve çekememezlik, sözde durmamak, gizli halleri ve kusurları araştırmak gibi davranışlardır.

http://www.kardeslikahlaki.org/ozlusozler.aspsitesinden kardeşlikle ilgi sözler:

"-Şu iki şeye sevindiğim kadar hiçbir şeye sevinmem. Bir kardeşimin sıkıntısının benim vesilemle düzelmesi, derdi olan kimsenin gelip benden yardım istemesi...” Hz. Ali (r.a.) (Ali el-Muttakî, VI, 598/17049)

“Şems-i Tebrizî bana bir şey öğretti: “Dünyada bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin.’ Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü’minler var; ben artık ısınamıyorum!” (Mevlânâ)

“Din kardeşinden bir cefa gördünse, onun bin vefâsı olduğunu hatırla!.. Çünkü iyilik, günaha karşı şefaatçi gibidir. " (Mevlânâ)

“Bizim dost ve kardeşlerimiz, bize aile efradımızdan daha sevimlidir. Zira aile efradımız, bizi dünyada anar. Fakat dostlarımız, mahşer yerinde bizi ararlar.” Hasan-ı Basrî (İhyâ, c. II, sf. 437)

“Sevgi varken nefret niye, Barış varken savaş niye, Kardeşlik varken didişmek niye, Dostluk varken düşmanlık niye, Hoşgörü varken bağnazlık niye, Özgürlük varken tutsaklık niye, Adalet varken, haksızlık niye?” Hacı Bektaş Veli

Rabbim Mekke’den hicret vaki olduğunda malın ve mülkün yanında, kimi ana-babasını, kimi evladı, kimi kardeşini dini ve peygamberi uğruna terk ederken ardına bile bakmadan giden muhacirlerle, Medine de onları kardeş diye bağrına basıp, onlarla evlerini ve mallarını paylaşan ensarın gerçekleştirdiği kardeşlik gibi kardeş olmamızı bize nasip eylesin. Dünya üzerinde yaşayan tüm Müslümanlar olarak birbirini kardeş bilen, insanlığın hayrına hareket etmeyi başarabilen kullarından eylesin. Kutlu doğum haftası etkinlikleri çerçevesinde kardeşliğimizi yediden sapasağlam pekiştirmeyi nasip eylesin.

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"