The Girl With The Dragon Tattoo (2011)

Ejderha Dövmeli Kız
2009 İsveç yapımını keyifle izlemiş biri olarak, 2011 yapımının en iyi kadın oyuncu, kurgu, görüntü yönetimi, ses kurgusu ve ses miksajı dalında toplam 5 dalda Oscar adayı olması tekrardan izlememe vesile oldu. Tabi bu sefer ABD, İngiltere, İsveç, Almanya yapımı olarak karşımıza çıkıyor. 155 dakikalık gerilim polisiye türünü David Fincher yönetirken, Stieg Larsson’ın aynı adlı eserinden Steven Zaillian kaleme alıyor. 90 milyon $ bütçeye karşılık 185 milyon $ hasılat eden filmin baş rollerinde Daniel Craig, Rooney Mara, Christopher Plummer, Stellan Skarsgard, Steven Berkoff, Robin Wright yer alıyorlar. Türkiye’de de 13 Ocak’ta gösterime girdi.

Ünlü gazeteci Mikael Blomkvist, asılsız bir iddia ile suçlandıktan sonra kendini temize çıkarmaya adar. Bu arada İsveç’in en zenginlerinden Henrik Vanger, geçmişte yaşanan bilinmeyen bir olay sonucu kaybolan yeğenine olanları öğrenmek için Blomkvist’i tutar. Milton Güvenlik adına çalışan “hacker” Lisbeth Salander, Blomkvist’in geçmişini araştırmaktadır. Yolları bir şekilde Blomkvist ile çakışır ve ardı arkası kesilmeyen bir serüvene girerler.

The Social Network” ile Oscar ve Altın Küre’yi kucaklayan Atticus Ross ve Trent Reznor, gerilim türüne yakışacak harika müzik çalışmaları sunuyorlar. Filmden ayrı olarak oturup dinlenebilecek türden hem de. Her ne kadar kitabı hala okumasam da (okumayacağım) daha önceden İsveç yapımını seyrettiğim için kafamdaki oyuncular, görsellik, genel kurgu şekillenmişti. 2011 yapımını izlerken ister istemez çok büyük heves yoktu. Diğer yandan ortada David Fincher gibi bir gerçek var! Onun kamerasından izlemek elbette filme bambaşka bir heyecan katıyor. Kurgusunun sağlamlığından şüphe duymamak gerekir. Ana konu tek görünse de pek çok parçadan ve karakterden oluşan öyküyü toparlamak hiç kolay görünmüyor ama izlerken asla kafanız karışmıyor; her şey yerli yerine oturuyor. Hatta gidişatı ve sonunu bilseniz dahi sürükleyiciliğini koruyor. Mekan, dekor, kostüm detaylarına gelindiğinde ise tabi ki dövmeler göz alıcı görünüyor. Henrik Vanger’in malikanesinin karlar içindeki görüntüsü ise göz kamaştırıcı! Evin iç dekoru, insanın iliğine kadar işleyen ailenin soğukluğunu mobilyalarla hissettirmesi detayların başarısını gösteriyor. Filmin başlangıcındaki tanıtım yazılarının olduğu sahneleri özellikle çok beğendim. Seyirciyi gelecek 155 dakikaya hazırlıyor. 155 dakika çok uzun bir zaman dilimi olduğundan insan ister istemez filme başlamaya üşeniyor lakin hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Öykünün sürükleyiciliği buna engel oluyor. Görsel efektler, ses teknolojisi, renk seçimleri türe göre epeyce etkileyiciydi. Karanlık geçmişin anlatımı yanında zengin İsveç ailesinin görkemi ışıklandırmalarla daha da belirginleşiyor.
IMDB’den 8.1, Metacritic’ten 71, Rotten Tomatoes’tan da 87 puan alan projeye yapılan yorumlar genellikle olumlu yöndedir. David Fincher’ın ustalığı filmin çıtasını hayli yükseltiyor. Zaten bu senaryonun altından anca David Fincher kalkabilirdi diye düşünüyorum.

Filme gelen olumlu eleştirilerden biri de baş rol oyuncularından Rooney Mara içindir. Benle yaşıt olan ABD doğumlu oyuncunun gerçek halini görünce filmdeki başarısını anlamak mümkün olabilir. Serinin devam iki filminde de oynayacağı duyurulan Mara’yı daha önceden ufak çaplı rollerde izlemiştik. Asıl çıkışını ise “The Social Network”teki Erica rolü ile yaptı. David Fincher’ın gözüne bu filmde girmiş olacak ki devamında beraber çalışmayı garantilemiş. Tamam; performansı gerçekten iyiydi lakin şunu da kabul etmek gerekir ki bu seneki Oscar adayları içinde ön plana bile çıkmamalı!

Diğer yandan, filmdeki favorim oyuncum kuşkusuz Christopher Plummer idi. 1929 Kanada doğumlu eşsiz oyuncu, 82 yaşında olmasına rağmen hala herkese taş çıkartıyor. Adam yaşlandıkça mı devleşiyor; anlamak çok kolay değil. “Beginners” ile en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar adayı olsa da bu rolü ile gayet başarılı görünüyor. “Beginners”ı henüz izlemediğim için yorum yapamıyorum fakat hala bir Oscar siftahı yapamaması Akademi’nin ayıbıdır sanırım. Sarı saçlı soğuk bakışlı Daniel Craig’e yazacak çok cümlelerim yok. Zira ben bu İngiliz oyuncuyu hiç sevemedim, sevemeyeceğim. Başarısız olması ile ilgili değil sorunum. Kafama taktığım ve ısınamadığım oyunculardan biri sadece. Belki de muhteşem performansla karşıma henüz çıkamadığı içindir. Aynı nakarat hep aynı aynı… Şu da var; eğer bu adama ve 155 dakika olmasına rağmen filmi beğendiysem David Fincher içindir.

Ejderha Dövmeli Kız
2009 İsveç yapımını keyifle izlemiş biri olarak, 2011 yapımının en iyi kadın oyuncu, kurgu, görüntü yönetimi, ses kurgusu ve ses miksajı dalında toplam 5 dalda Oscar adayı olması tekrardan izlememe vesile oldu. Tabi bu sefer ABD, İngiltere, İsveç, Almanya yapımı olarak karşımıza çıkıyor. 155 dakikalık gerilim polisiye türünü David Fincher yönetirken, Stieg Larsson’ın aynı adlı eserinden Steven Zaillian kaleme alıyor. 90 milyon $ bütçeye karşılık 185 milyon $ hasılat eden filmin baş rollerinde Daniel Craig, Rooney Mara, Christopher Plummer, Stellan Skarsgard, Steven Berkoff, Robin Wright yer alıyorlar. Türkiye’de de 13 Ocak’ta gösterime girdi.

Ünlü gazeteci Mikael Blomkvist, asılsız bir iddia ile suçlandıktan sonra kendini temize çıkarmaya adar. Bu arada İsveç’in en zenginlerinden Henrik Vanger, geçmişte yaşanan bilinmeyen bir olay sonucu kaybolan yeğenine olanları öğrenmek için Blomkvist’i tutar. Milton Güvenlik adına çalışan “hacker” Lisbeth Salander, Blomkvist’in geçmişini araştırmaktadır. Yolları bir şekilde Blomkvist ile çakışır ve ardı arkası kesilmeyen bir serüvene girerler.

The Social Network” ile Oscar ve Altın Küre’yi kucaklayan Atticus Ross ve Trent Reznor, gerilim türüne yakışacak harika müzik çalışmaları sunuyorlar. Filmden ayrı olarak oturup dinlenebilecek türden hem de. Her ne kadar kitabı hala okumasam da (okumayacağım) daha önceden İsveç yapımını seyrettiğim için kafamdaki oyuncular, görsellik, genel kurgu şekillenmişti. 2011 yapımını izlerken ister istemez çok büyük heves yoktu. Diğer yandan ortada David Fincher gibi bir gerçek var! Onun kamerasından izlemek elbette filme bambaşka bir heyecan katıyor. Kurgusunun sağlamlığından şüphe duymamak gerekir. Ana konu tek görünse de pek çok parçadan ve karakterden oluşan öyküyü toparlamak hiç kolay görünmüyor ama izlerken asla kafanız karışmıyor; her şey yerli yerine oturuyor. Hatta gidişatı ve sonunu bilseniz dahi sürükleyiciliğini koruyor. Mekan, dekor, kostüm detaylarına gelindiğinde ise tabi ki dövmeler göz alıcı görünüyor. Henrik Vanger’in malikanesinin karlar içindeki görüntüsü ise göz kamaştırıcı! Evin iç dekoru, insanın iliğine kadar işleyen ailenin soğukluğunu mobilyalarla hissettirmesi detayların başarısını gösteriyor. Filmin başlangıcındaki tanıtım yazılarının olduğu sahneleri özellikle çok beğendim. Seyirciyi gelecek 155 dakikaya hazırlıyor. 155 dakika çok uzun bir zaman dilimi olduğundan insan ister istemez filme başlamaya üşeniyor lakin hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Öykünün sürükleyiciliği buna engel oluyor. Görsel efektler, ses teknolojisi, renk seçimleri türe göre epeyce etkileyiciydi. Karanlık geçmişin anlatımı yanında zengin İsveç ailesinin görkemi ışıklandırmalarla daha da belirginleşiyor.
IMDB’den 8.1, Metacritic’ten 71, Rotten Tomatoes’tan da 87 puan alan projeye yapılan yorumlar genellikle olumlu yöndedir. David Fincher’ın ustalığı filmin çıtasını hayli yükseltiyor. Zaten bu senaryonun altından anca David Fincher kalkabilirdi diye düşünüyorum.

Filme gelen olumlu eleştirilerden biri de baş rol oyuncularından Rooney Mara içindir. Benle yaşıt olan ABD doğumlu oyuncunun gerçek halini görünce filmdeki başarısını anlamak mümkün olabilir. Serinin devam iki filminde de oynayacağı duyurulan Mara’yı daha önceden ufak çaplı rollerde izlemiştik. Asıl çıkışını ise “The Social Network”teki Erica rolü ile yaptı. David Fincher’ın gözüne bu filmde girmiş olacak ki devamında beraber çalışmayı garantilemiş. Tamam; performansı gerçekten iyiydi lakin şunu da kabul etmek gerekir ki bu seneki Oscar adayları içinde ön plana bile çıkmamalı!

Diğer yandan, filmdeki favorim oyuncum kuşkusuz Christopher Plummer idi. 1929 Kanada doğumlu eşsiz oyuncu, 82 yaşında olmasına rağmen hala herkese taş çıkartıyor. Adam yaşlandıkça mı devleşiyor; anlamak çok kolay değil. “Beginners” ile en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar adayı olsa da bu rolü ile gayet başarılı görünüyor. “Beginners”ı henüz izlemediğim için yorum yapamıyorum fakat hala bir Oscar siftahı yapamaması Akademi’nin ayıbıdır sanırım. Sarı saçlı soğuk bakışlı Daniel Craig’e yazacak çok cümlelerim yok. Zira ben bu İngiliz oyuncuyu hiç sevemedim, sevemeyeceğim. Başarısız olması ile ilgili değil sorunum. Kafama taktığım ve ısınamadığım oyunculardan biri sadece. Belki de muhteşem performansla karşıma henüz çıkamadığı içindir. Aynı nakarat hep aynı aynı… Şu da var; eğer bu adama ve 155 dakika olmasına rağmen filmi beğendiysem David Fincher içindir.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"