* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

Fetih 1453 (2012)

2010 yılından beri adından sıkça söz edilen, beklentileri üst seviyelere çıkaran ve elbette akıllarda soru işaretleriyle meraklıları bekleten Fetih 1453, nihayet gösterime girdi. Dram, savaş, epik türünde Türk sinemasının öncüsü sayılabilecek projenin yapımcı ve yönetmeni Faruk Aksoy’un, yatırdığı 17 milyon $’ı kazanacak mı o da bir soru işareti şimdilik. Her ne kadar “Recek İvedik” ile kendisini tanımış ve takip etmemi engellemiş olsa da Fetih 1453 ile negatif düşüncelerimin bir kısmını alıp götürdü. Atilla Engin, İrfan Saruhan ve Faruk Aksoy’un kaleme aldığı 165 dakikalık yapımın oyuncu kadrosunda Devrim Evin, İbrahim Çelikkol, Dilek Serbest ve Recep Aktuğ yer almaktadırlar. Pek çok kesim tarafından eleştirilere maruz kalacağına eminim. Meyve ve ağaç bağlantısını kurmanız dileğiyle…

1451 yılında ikinci kez tahta geçen Osmanlı Padişahı Sultan Mehmet Han’ın en büyük arzusu Konstantinopolis’i ele geçirmektir. Bu fetih için büyük bir sabırla planlar kurar. Çevresi de dahil olmak üzere herkesin imkansız gözüyle baktığı savaş, bir çağın bitmesine, yenisinin ise başlamasına neden olur.

Tarih danışmanlığını Feridun Emecan, Hülya Tezcan, Gülgün Köroğlu ve Adem Saraç yapıyorlar. Müzik çalışmalarını ise Benjamin Wallfisch gerçekleştiriyor. Genel olarak müziği beğensem de filmle çok örtüştüğünü belirtemeyeceğim. Başlı başına çok etkileyici lakin filmin konusu ve dönemi ile bağlantı kurmakta güçlük çektim. Kulak sanırım daha mistik, daha Osmanlı tarzına ve tarihine uygun tınılar aradı. Bazı sahnelerde “Heh işte bu tür şeyler duymak istiyorum” diye heyecanlandığımı hissettim fakat çok uzun sürmedi. Konuyu okul yıllarından ve merak edenlerin kitaplardan araştırdığı kadarıyla herkes biliyor. Sonu bilinen bir konuyu heyecanla nasıl izlersiniz ki? Fakat ben izledim. Senaryo ve kurgunun başarılı ele alındığına inanıyorum. Beni en çok mutlu eden şey ise Osmanlı tarihi denince akla ne yazık ki ilk gelenlerden olan haremin filmde gösterilmemesiydi. Haremin varlığını, boyutunu sorgulamak seyircikoltugu’nun işi değil ama konuya yani sadece İstanbul’un fethine odaklanmak, onun dışındakileri arka plana atmak ya da hiç anlatmamak riskli fakat doğru bir karar geliyor. İkinci sevindiren şey ise savaş esnasında Osmanlı’nın zor durumda kaldığını, askerlerinin öldürüldüğünü yani kısacası savaşı kaybetme aşamasına geldiğini de göstermesidir. Milliyetçilik duygusu ile yenilme aşamasını hızla geçmiyorlar. Aksine üstünde durup seyirciye aktarıyorlar. Anlatılanlar birebir doğru mudur bilmiyorum, tarih danışmanları varken bana laf düşmez. Aktarıldığı kadarı ile beni etkiliyor. He tabi ister istemez Osmanlı düşmanını “düşman” sınıfına sokmak adına yapılan hinlikler de yok değil. Çok göze batmasa da yok denilemez. Senaryo dışında yönetmenliğe gelirsek, epik bir projeye oranla hiç de fena sayılmaz. Faruk Aksoy’a “Recep İvedik”ten dolayı şükranlarımı sunamadığım için tepkimin de kolay kolay geçeceğini sanmıyorum. Gene de bu projeyle az çok adım atabiliyor. Gerçi kendisini çok takip eden, yaptığı projeleri bilen biri değilim. O yüzden direk en sevmediğim projelerden biri ile vuruyorum.

Görsel efektler ise, harcanan paraya emeğe karşı çok başarılı gelmedi. Seyrederken teknolojiden faydalanıldığı çok belli oluyor. Fakat tarihi bir filmde daha başka ne yapılabilir ki, emin değilim. İlk başlarda bu durum gözüme çok batsa da senaryoya kendimi kaptırınca görmemezlikten gelerek filmin keyfini çıkarabildim. Savaş sahnelerindeki gerçekçilik ekrana kitlenmemi sağladı. Ses teknolojisi ise beklediğimden daha iyi çıktı. Özellikle gözlerimi alamadığım kılıç sahneleri çok çarpıcıydı.
Film için harcanan para, kumaş, top, tüfek, at, figüran sayısı gibi detaylara girmek sıkıcı görünüyor çünkü medyada o kadar çok afişe edildi ki projeyi tanıtayım derken insanların tepkilerini üzerilerine çektiler. Farkındalar mı, bilmiyorum. Varını yoğunu koyması seyircinin değil yapımcının problemidir. Bu konuda ajitasyon yapmak doğru gelmiyor. Emeğe saygı sonsuz, o ayrı.

Projenin hem sevdiğim hem de sevemediğim, muallakta kaldığım noktası ise oyuncu seçimleridir. Öncelikle oyuncu kadrosunda ne için böyle bir tercih yapıldı? Akla iki şey geliyor: Birincisi popüler oyuncuların maliyeti; ikincisi ise konuya odaklanmak adına çok göz önünde olan oyuncuları bilerek seçmemek. Eğer sebep ikincisi ise hak veriyorum. Oyuncuları takip etmek yerine konuya ve filmin bütününe kendimi daha rahat kaptırdım. Öbür yandan, İbrahim Çelikkol ve Devrim Evin dışında baş rolde etkileyici oyuncu yok. 1982 İzmit doğumlu İbrahim Çelikkol, Osman Sınav sayesinde seyirci ile buluşup dizilerin aranan oyuncuları arasına girmiştir. Dizilerden takip etmesem de Ulubatlı Hasan rolünü çok başarılı oynuyor. Filmin favori oyuncusu benim için Çelikkol’dur. Diğer yandan, Dilek Serbest’e film boyunca hiç ısınamadım; tıpkı Recep Aktuğ gibi.

Tüm olumlu ve olumsuz eleştirilerimi bir kenara bırakırsak unutmamamız gereken bir şey var. Yapımcısı, yönetmeni Faruk Aksoy olduğunu, 17 milyon $ harcandığını, medyada şişirilmesini, harcanan emeğin sürekli yüze çarpıldığını ve Bizanslıların Türkçe konuştuğunu bir iki dakika rafa kaldırın. Kendi tarihimi, yaşadığım şehrin fethini beyazperdede izlemek beni çok mutlu etti. Hatta izlerken “gaza geldim”. Sanki o anda savaşın içinde ben de olmak istedim. En etkileyici sahnelerden ikisi olan Ulubatlı Hasan’ın sancağı dikmesi ve lağımcıların mücadelesini görmek için bile izlemeye değer buluyorum. Eleştirirken şunu da düşünmek lazım. Şimdiye kadar Amerikan filmleri dışında tarihi, savaşı anlatan bu denli büyük bütçeli, etkileyici Türk filmi seyrettiğimi hatırlayamıyorum. Atatürk ile ilgili onca Türk filmi çekildi. Bu filmi izledikten sonra niye Atatürk için bu denli büyük bir projeyi göremedik diye üzüldüm. Umarım O’nun için de bu kadar uğraş verici yapımlar çıkar da sadece biz değil çocuklarımız da büyüklüğünü beyazperdeden görebilir.

http://seyirci-koltugu.blogspot.com/

Bizi de Okusana ;) × +