* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

The Descendants (2011)

Senden Bana Kalan

En iyi film, yönetmen, erkek oyuncu, uyarlama senaryo ve kurgu dalında toplam 5 Oscar adaylığı bulunan Senden Bana Kalan’ı izlemek için dört gözle beklerken, güzel bir filmle karşılaşmanın mutluluğunu yaşadım. 24 Şubat’ta Türkiye’de gösterime girecek ABD yapımı, 2011 Toronto Uluslararası Film Festivali’nde seyirciyle buluştu. “Sideways” ve  “About Schmidt”i yöneten, “The Savages”ın senaristliğini üstelenen Alexander Payne, filmin yönetmenliğini yapıyor. Kaui Hart Hemmings’in aynı adlı eserini Nat Faxon ve Jim Rash ile senaryoyu uyarlarken, yapımcılardan biri olarak filmin her alanında adından söz ettiriyor. 115 dakikalık dram, komedi türündeki projenin kadrosunda George Clooney, Shailene Woodley, Beau Bridges, Judy GReer, Matthew Lillard yer alıyor. Yaklaşık 20 milyon $ bütçe ile çekilmesine rağmen şimdiden 86 milyon $ hasılat yaparak yapımcılarının yüzünü güldürüyor.

Matt King oldukça zengin bir toprak sahibidir. Hawaii’de ailesinden kalan bu zenginlik süregelsin, eşi Elizabeth çok tehlikeli bir kazadan sonra yaşam ünitesine girer. İki kızı olan Matt, bu kazayla beraber yaşamını gözden geçirir ve hiç bilmediği şeylerle yüzleşir. Şimdi geçmişi ve geleceği için karar zamanıdır.

Projenin içinde George Clooney varsa izleme olasılığı zaten artıyor. Tabirim biraz “concon” kaçabilir ama ortada bir gerçek var: George Clooney’in saç telinden bile karizma akar. Lakin Senden Bana Kalan’da bu karizma yerlerde sürünüyor. Matt’in yaşadığı dram (daha doğrusu trajedi) ona acıma duygusundan başka bir şey hissettirmiyor. Başlarda kızmaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Özellikle kadınsanız kafasında kül tablası atmamanız işten bile değil. Eseri okumasam da senaryonun işlenişi ve kurgusu türüne göre çok başarılı çünkü ne ağlatıyor ne de kahkaha attırıyor. Durum tam da yaşanılanlara uygun! Aşırı dozda duygu sömürüsü vermemesi herkese hitap etmesini sağlıyor. Alexander Payne etkileyici bir iş çıkarıyor. Senaryonun herkese hitap etmesinin ikinci sebebi ise bir ailenin içinde yaşanabilecek pek çok şeyi barındırıyor olmasıdır. Hepsi olmasa da bir köşesinden ortak anılar çıkabilir. Anne kız ilişkisi, baba kız ilişkisi, karı koca ilişkisi... Hüzün doludur ama bir şekilde başa çıkılmıştır ya da kendimizi kandırıyoruzdur. Mekan, dekor, kostüm detayları ise Hawaii’de geçen bir öyküye göre gayet kıvamında. --- SPOILER --- Ortada bikinili kadınların arzı endam etmemesi öykünün doğru yolda ilerlediğinin bir göstergesidir çünkü Matt, filmin girişinde belirttiği gibi o Hawaii’de yaşıyor, tatil mekanında yaşaması onun sürekli sörf yapmasını, tatil modunda olmasını gerektirmiyor. --- SPOILER --- Müzik ise Hawaii’nin aksine konunun geneline odaklandığı için ayrı bir puan kazanıyor.

IMDB 7.8, Rotten Tomatoes’tan 90, Metacritic’ten de 84 puan alan film, olumlu eleştirilerle seyircileri izlemek için cesaretlendiriyor. Tabi unutulmaması gereken bir şey daha var: The Descendants tam bir ödül/aday avcısı çıktı! 5 Oscar adaylığı dışında, dram dalında en iyi erkek oyuncu Altın Küre ödülünü George Clooney alırken, gene en iyi dram Altın Küre ödülünü de kapmıştır. En iyi yönetmen, en iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi uyarlama senaryoda da Altın Küre adaylıkları bulunuyor. Bu saydıklarım da sadece Oscar ve Altın Küre; daha nice ödül ve adaylıkları var. Daha ne olsun?!

Bu filmde George Clooney’i beğenmemin en önemli nedeni yukarıda da belirttiğim gibi karizmasını bir yana bırakarak oldukça doğal bir karakteri canlandırmasıdır. Dram üstüne dram yaşarken, karakterin bunu sessiz sedasız göğüslemesi ve başını dik tutarak hayata devam etmesi takdir edilecek türden. Hele buna hafiften komedi de katılması ayrı bir keyfi katıyor. Alexander Payne iyi ki bu rolü George Clooney’e vermiş.

Filmde asıl ilgimi çeken ise 1991 ABD doğumlu Shailene Woodley oldu. Yabancı dizi kültürüm 4-5 projeyle sınırlı olduğu için kendisini hiç tanımadığım ve seyretme siftahını bu filmle yaptığım Woodley, oldukça güzel ve doğal bir performans sergiliyor. Kendi fiziksel güzelliği de işin içine girince ilerisinin parlak olduğu aşikar. Düşünsenize; ilk sinema filminde (bildiğim kadarıyla ilk, yanlış varsa haber verin) George Clooney ile oynuyor! Bazılarına şans 20’sinde gülüyor, bazılarına da hiç.



Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +