Albert Nobbs (2011)

Konusuyla merak uyandıran Albert Nobbs, adını aylar önce duyurmuştu. 113 dakikalık bu İrlanda yapımı Oscar adayları açıklandığından beri dikkatleri daha çok üstüne çekti. En iyi kadın oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi makyaj dallarında Oscar adayı olan filmin yönetmenliğini TV dizilerinden tanınan Rodrigo Garcia (Gabriel Garcia Marquez’in oğlu) üstleniyor. George Mooer’ın “The Sİngular Life of Albert Nobbs” adlı öyküsünden Glenn Close ve John Banville senaryoya uyarlamıştır. 6 milyon Euro bütçe ile ekrana aktarılan filmin oyuncu kadrosunda Glenn Close, Mia Wasikowska, Aaron Johnson, Janet McTeer, Jonathan Rhys Meyers yer alıyorlar. Dramın hasılatı da şimdilik 3 milyon $ civarındadır. Türkiye gösterim tarihi ise 27 Nisan olarak duyurulmuştur.

19. yüzyıl İrlanda’sında Dublin’in en ihtişamlı otelinde uşak olarak çalışan Albert Nobbs’un aslında herkesten sakladığı çok önemli bir sırrı vardır!

Brian Byrne’nin yaptığı müzik çalışmaları filmin izlenirliğini pek arttırmasa da anlatılan drama göre kulağa hoş geliyor. Filmin öyküsü çok ilgi çekici görünüyor. Aslında daha sıkı bir senaryo ile ortaya etkileyici bir proje çıkar mı diye düşünmeden edemiyorum. Belki de sorun senaryonun kısa bir hikayeden uyarlanmasıdır. Öyküyü anca bu kadar uzatabilmişler sanki. Lakin beklentileri pek karşılayamayan bir sonuç çıkmış. Bir dönemi anlatırken başarılı mekan, dekor, kostüm ve makyaj tasarımlarını barındırıyor. Makyaj dalında Oscar adayı olduğunu hatırlarsak, göz doldurucu bir başarıya sahip. Mekan ve dekor olarak da favorim elbette oteldir! Dönemine göre ihtişamı insanı etkiliyor. Hizmetlilerin kostümü ve aksesuarlar ilgi çekiciliğini filmin sonuna kadar koruyor. Oyuncu kadrosu gelindiğinde ise her şeyin üstünde! Hiç bir yapmacıklık göremiyorsunuz. Gayet doğal, zaman zaman esprili ve elbette acı verici performanslar bulunuyor. Fakat anlatımın akılda kalıcılığı ne yazık ki yok.

Metacritic’ten 57, IMDB’den 6.6 ve Rotten Tomatoes’ten 53 puan alan filme gelen eleştiriler de aslında çok zıt kutuplardadır. Bazı eleştirmenler oyuncuların performansları ile filmi öve öve bitiremezlerken bazıları da filmi başarısızlığından dolayı yerden yere vuruyor. Bana göre ideal puanı da Metacritic vermiş. Afişi gayet başarılı olsa da diğer karakterlere yer verilseydi daha merak uyandırıcı olur muydu diye düşünmeden edemiyorum.
1947 ABD doğumlu Glenn Close, performansı ile Oscar adaylığını fazlasıyla hak etse de bu seneki rakiplerini göz ardı etmemek gerek. Şahsen “The Iron Lady” mi Albert Nobbs mu derseniz oyum “The Iron Lady”den yanadır! Üstelik onun senaryo, kurgu ve müzikleri Albert Nobbs’a oranla çok daha başarılı. Neyse konuyu tekrardan Glenn Close’a getirecek olursak; “The World According to Garp”, “The Big Chill”, “The Natural” filmleriyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar adayı, “Maxie” ile en iyi kadın oyuncu Altın Küre adayı, “Fatal Attraction”, “Dangerous Liaisons” ile en iyi kadın oyuncu Oscar adayı olmuştur. Bu kadar adaylığa yaklaşmışken bir Oscar almayı da hak etmiyor değil. “Jane Eyre”de oldukça beğendiğim Mia Wasikowska ise bu filmde de aynı başarıyı sürdürüyor.

Konusuyla merak uyandıran Albert Nobbs, adını aylar önce duyurmuştu. 113 dakikalık bu İrlanda yapımı Oscar adayları açıklandığından beri dikkatleri daha çok üstüne çekti. En iyi kadın oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi makyaj dallarında Oscar adayı olan filmin yönetmenliğini TV dizilerinden tanınan Rodrigo Garcia (Gabriel Garcia Marquez’in oğlu) üstleniyor. George Mooer’ın “The Sİngular Life of Albert Nobbs” adlı öyküsünden Glenn Close ve John Banville senaryoya uyarlamıştır. 6 milyon Euro bütçe ile ekrana aktarılan filmin oyuncu kadrosunda Glenn Close, Mia Wasikowska, Aaron Johnson, Janet McTeer, Jonathan Rhys Meyers yer alıyorlar. Dramın hasılatı da şimdilik 3 milyon $ civarındadır. Türkiye gösterim tarihi ise 27 Nisan olarak duyurulmuştur.

19. yüzyıl İrlanda’sında Dublin’in en ihtişamlı otelinde uşak olarak çalışan Albert Nobbs’un aslında herkesten sakladığı çok önemli bir sırrı vardır!

Brian Byrne’nin yaptığı müzik çalışmaları filmin izlenirliğini pek arttırmasa da anlatılan drama göre kulağa hoş geliyor. Filmin öyküsü çok ilgi çekici görünüyor. Aslında daha sıkı bir senaryo ile ortaya etkileyici bir proje çıkar mı diye düşünmeden edemiyorum. Belki de sorun senaryonun kısa bir hikayeden uyarlanmasıdır. Öyküyü anca bu kadar uzatabilmişler sanki. Lakin beklentileri pek karşılayamayan bir sonuç çıkmış. Bir dönemi anlatırken başarılı mekan, dekor, kostüm ve makyaj tasarımlarını barındırıyor. Makyaj dalında Oscar adayı olduğunu hatırlarsak, göz doldurucu bir başarıya sahip. Mekan ve dekor olarak da favorim elbette oteldir! Dönemine göre ihtişamı insanı etkiliyor. Hizmetlilerin kostümü ve aksesuarlar ilgi çekiciliğini filmin sonuna kadar koruyor. Oyuncu kadrosu gelindiğinde ise her şeyin üstünde! Hiç bir yapmacıklık göremiyorsunuz. Gayet doğal, zaman zaman esprili ve elbette acı verici performanslar bulunuyor. Fakat anlatımın akılda kalıcılığı ne yazık ki yok.

Metacritic’ten 57, IMDB’den 6.6 ve Rotten Tomatoes’ten 53 puan alan filme gelen eleştiriler de aslında çok zıt kutuplardadır. Bazı eleştirmenler oyuncuların performansları ile filmi öve öve bitiremezlerken bazıları da filmi başarısızlığından dolayı yerden yere vuruyor. Bana göre ideal puanı da Metacritic vermiş. Afişi gayet başarılı olsa da diğer karakterlere yer verilseydi daha merak uyandırıcı olur muydu diye düşünmeden edemiyorum.
1947 ABD doğumlu Glenn Close, performansı ile Oscar adaylığını fazlasıyla hak etse de bu seneki rakiplerini göz ardı etmemek gerek. Şahsen “The Iron Lady” mi Albert Nobbs mu derseniz oyum “The Iron Lady”den yanadır! Üstelik onun senaryo, kurgu ve müzikleri Albert Nobbs’a oranla çok daha başarılı. Neyse konuyu tekrardan Glenn Close’a getirecek olursak; “The World According to Garp”, “The Big Chill”, “The Natural” filmleriyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar adayı, “Maxie” ile en iyi kadın oyuncu Altın Küre adayı, “Fatal Attraction”, “Dangerous Liaisons” ile en iyi kadın oyuncu Oscar adayı olmuştur. Bu kadar adaylığa yaklaşmışken bir Oscar almayı da hak etmiyor değil. “Jane Eyre”de oldukça beğendiğim Mia Wasikowska ise bu filmde de aynı başarıyı sürdürüyor.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"