Labirent (2011)

Tolga Örnek işini biliyor! İşini bilmekten kastım çakallık değil elbette! Her ne kadar metalürji ve malzeme mühendisliği okuyup, üstüne de yüksek lisans yapıp, daha sonra sinema dalında yüksek lisans eğitimi görse de canla başla çalışıp şu anki yerine geldiğini ispatlıyor. “Hititler” belgeselinden beri ilgiyle takip ettiğim 1972li yönetmen, devamında “Gelibolu”, “Devrim Arabaları” ve “Kaybedenler Kulübü” ile birbirinden başarılı projelere imza attı. 2011’de “Kaybedenler Kulübü” çok büyük ilgi görse de “Devrim Arabaları”nın yerini ne tutar, bilmiyorum. Bu sefer karşımıza aksiyon, gerilim türünde bir filmle çıkıyor; üstelik yönetmen, yapımcı ve senarist rolünde. Oyuncu kadrosu ile bile merak uyandıran filmin baş rollerinde Timuçin Esen, Meltem Cumbul, Sarp Akkaya, Rıza Kocaoğlu, Altan Gördüm, Ozan Bilen, Umut Kurt ve Melike Güner yer almaktadır. 123 dakikalık yapım Aralık 2011 yılında gösterime girip senenin son anda en iyi yerli projeleri listesinde başlara geçmiştir. Şimdilik izleyici sayısının 180 bin olması biraz yürek burkmuyor değil. Türkiye’de çekilen nadir başarılı aksiyon filmlerinin başında gelirken, bu sayının katlanmasını umuyorum.

İstanbul’da 35’i yabancı 95 kişinin hayatını kaybettiği büyük bir bomba patlaması yaşanır. Olay Türkiye dışında Londra ve Washington’da da bomba etkisi yaratır! Üstelik yeni bir terör örgütü bu saldırıyı üstlenerek, devamının geleceğini ima eder. Türk İstihbaratı, Labirent kod adlı bir operasyonla cevaplarını vereceklerdir. Fikret ve Reyhan da bu operasyonun baş isimleridir.

Filmle ilgili bu lafı çok duymuşsunuzdur: Türkiye’de de aksiyon filmi istenince çekiliyormuş! İzleyince doğruluğunu görmek mümkün. Müzik, görsel efekt, ses teknolojisi, renklendirme, kamera açıları gerçekten yerli bir projeye göre üst seviyededir. Gerçi benim eşsiz milletim kusur bulmaktan zevk alır ve eksik yanlarını saydırır. Lakin Hollywood filmlerini aratmayacak bir başarı söz konusuyken şapka çıkarmayı bilmek gerekiyor. Senaryo çok alışılmadık değil fakat ele alınışı güzel. Tolga Örnek filmi yaparken bir hedef belirlemiş ve bunu seyirciye yansıtabilmiş. Önemli olan da budur diye düşünüyorum. Müzik çalışmaları türe göre etkileyici geldi. Türklere özgü davranışlar görünmediği için ayrı bir sevdim. Bunu pek çok yerli filmde sanki inatmış gibi kullanırlar. Türün dışına çıkmayıp dallandırıp budaklandırmamış. Ortadaki emek kendini gösteriyor. Akıllarda kalacak ve asla unutulmayacak bir öykü olmasa da izlenildiğinde keyifli vakit geçirtiyor ve harcadığınız paranın hakkını veriyor.
Her şeyi bir kenara koyalım; oyuncu kadrosu harika seçilmiş! Hani biri kötü olsa da diğerleri kurtarır durumu yaşamıyorsunuz. Filmi izledikten sonra Timuçin Esen’e içten içe kızdım o ayrı. Niye daha fazla sinema filminde oynamıyor ki? “Gönül Yarası”ndaki karakterden sonra bambaşka bir karakterle çıkması ve tüm duygusunu – filmin türüne rağmen- seyirciye birebir aktarması onun oyunculuğunu konuştururken etkilenmemek elde değil. Meltem Cumbul kendisine ikinci kez eşlik ederken Reyhan karakterini ve mesleğin zorluklarını güzel anlatıyor. Filmde favori oyuncum diye belirteceğim biri yok çünkü hepsi birbirinden başarılı! Altan Gördüm, Sarp Akkaya, Ozan Bilen, Melike Güner başta olmak üzere tüm oyuncular hakkını veriyor. Tabi Rıza Kocaoğlu’nun adını yazmadığım için unuttuğumu düşünmeyin, onun yeri ayrı J Yer aldığı sinema projelerini görünce şaşırdım çünkü çok daha fazla olduğunu sanıyordum. Dizilerden kaynaklanan bir aşinalık mı emin değilim. 1979 İzmir doğumlu Kocaoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro bölümü mezunudur. “Bana Şans Dile”, “Organize İşler”, “Şah Mat”, “Ulak”, “Kaybedenler Kulübü”, “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm” sinema projelerinde yer almıştır. “Şah Mat” dışında tüm filmlerini (ayrıca “Kabuslar Evi: Karanlıktan Gelen”de rol almıştı. Onu da kaçırmadım tabi) izledim. “Behzat Ç Seni Kalbime Gömdüm”de de belirttiğim gibi, eğer işin içinde Kocaoğlu varsa kaçırmam. Bana o güveni veriyor nedense. Bu arada Tolga Örnek bu hızla devam etsin ve bizi güzel yapımlardan mahrum etmesin lütfen.



Tolga Örnek işini biliyor! İşini bilmekten kastım çakallık değil elbette! Her ne kadar metalürji ve malzeme mühendisliği okuyup, üstüne de yüksek lisans yapıp, daha sonra sinema dalında yüksek lisans eğitimi görse de canla başla çalışıp şu anki yerine geldiğini ispatlıyor. “Hititler” belgeselinden beri ilgiyle takip ettiğim 1972li yönetmen, devamında “Gelibolu”, “Devrim Arabaları” ve “Kaybedenler Kulübü” ile birbirinden başarılı projelere imza attı. 2011’de “Kaybedenler Kulübü” çok büyük ilgi görse de “Devrim Arabaları”nın yerini ne tutar, bilmiyorum. Bu sefer karşımıza aksiyon, gerilim türünde bir filmle çıkıyor; üstelik yönetmen, yapımcı ve senarist rolünde. Oyuncu kadrosu ile bile merak uyandıran filmin baş rollerinde Timuçin Esen, Meltem Cumbul, Sarp Akkaya, Rıza Kocaoğlu, Altan Gördüm, Ozan Bilen, Umut Kurt ve Melike Güner yer almaktadır. 123 dakikalık yapım Aralık 2011 yılında gösterime girip senenin son anda en iyi yerli projeleri listesinde başlara geçmiştir. Şimdilik izleyici sayısının 180 bin olması biraz yürek burkmuyor değil. Türkiye’de çekilen nadir başarılı aksiyon filmlerinin başında gelirken, bu sayının katlanmasını umuyorum.

İstanbul’da 35’i yabancı 95 kişinin hayatını kaybettiği büyük bir bomba patlaması yaşanır. Olay Türkiye dışında Londra ve Washington’da da bomba etkisi yaratır! Üstelik yeni bir terör örgütü bu saldırıyı üstlenerek, devamının geleceğini ima eder. Türk İstihbaratı, Labirent kod adlı bir operasyonla cevaplarını vereceklerdir. Fikret ve Reyhan da bu operasyonun baş isimleridir.

Filmle ilgili bu lafı çok duymuşsunuzdur: Türkiye’de de aksiyon filmi istenince çekiliyormuş! İzleyince doğruluğunu görmek mümkün. Müzik, görsel efekt, ses teknolojisi, renklendirme, kamera açıları gerçekten yerli bir projeye göre üst seviyededir. Gerçi benim eşsiz milletim kusur bulmaktan zevk alır ve eksik yanlarını saydırır. Lakin Hollywood filmlerini aratmayacak bir başarı söz konusuyken şapka çıkarmayı bilmek gerekiyor. Senaryo çok alışılmadık değil fakat ele alınışı güzel. Tolga Örnek filmi yaparken bir hedef belirlemiş ve bunu seyirciye yansıtabilmiş. Önemli olan da budur diye düşünüyorum. Müzik çalışmaları türe göre etkileyici geldi. Türklere özgü davranışlar görünmediği için ayrı bir sevdim. Bunu pek çok yerli filmde sanki inatmış gibi kullanırlar. Türün dışına çıkmayıp dallandırıp budaklandırmamış. Ortadaki emek kendini gösteriyor. Akıllarda kalacak ve asla unutulmayacak bir öykü olmasa da izlenildiğinde keyifli vakit geçirtiyor ve harcadığınız paranın hakkını veriyor.
Her şeyi bir kenara koyalım; oyuncu kadrosu harika seçilmiş! Hani biri kötü olsa da diğerleri kurtarır durumu yaşamıyorsunuz. Filmi izledikten sonra Timuçin Esen’e içten içe kızdım o ayrı. Niye daha fazla sinema filminde oynamıyor ki? “Gönül Yarası”ndaki karakterden sonra bambaşka bir karakterle çıkması ve tüm duygusunu – filmin türüne rağmen- seyirciye birebir aktarması onun oyunculuğunu konuştururken etkilenmemek elde değil. Meltem Cumbul kendisine ikinci kez eşlik ederken Reyhan karakterini ve mesleğin zorluklarını güzel anlatıyor. Filmde favori oyuncum diye belirteceğim biri yok çünkü hepsi birbirinden başarılı! Altan Gördüm, Sarp Akkaya, Ozan Bilen, Melike Güner başta olmak üzere tüm oyuncular hakkını veriyor. Tabi Rıza Kocaoğlu’nun adını yazmadığım için unuttuğumu düşünmeyin, onun yeri ayrı J Yer aldığı sinema projelerini görünce şaşırdım çünkü çok daha fazla olduğunu sanıyordum. Dizilerden kaynaklanan bir aşinalık mı emin değilim. 1979 İzmir doğumlu Kocaoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro bölümü mezunudur. “Bana Şans Dile”, “Organize İşler”, “Şah Mat”, “Ulak”, “Kaybedenler Kulübü”, “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm” sinema projelerinde yer almıştır. “Şah Mat” dışında tüm filmlerini (ayrıca “Kabuslar Evi: Karanlıktan Gelen”de rol almıştı. Onu da kaçırmadım tabi) izledim. “Behzat Ç Seni Kalbime Gömdüm”de de belirttiğim gibi, eğer işin içinde Kocaoğlu varsa kaçırmam. Bana o güveni veriyor nedense. Bu arada Tolga Örnek bu hızla devam etsin ve bizi güzel yapımlardan mahrum etmesin lütfen.



BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"