* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

DÜZMECE MUSTAFA ÇELEBİ(Gülce-Buluşma)

Yıldırım’ın büyük oğlu, babasının veliahdı
O bin üç yüz doksan üçte, Edirne ilinde doğdu
Görmüştü bir gece düşte, onun olacaktı tahtı
Saltanat babadan oğla, babayı sevince boğdu

Bir sevginin yumağında, hem büyüdü hem gelişti
Hem bir lala oymağında, kılıç kuşanmaya geçti
Daha gencecik çağında, savaşın içine düştü
Ancak on iki yaşında, Ankara da düşman koğdu

Bin dört yüz iki yılında,
Hamidoğulları ve Tekeoğullarıyla,
Osmanlının Ankara ilinde
Babası yıldırım Beyazıt ve onun dilinde
Savaşıyordu, Allah Allah nidalarıyla…

Bazı kaynaklar ‘öldü’ der, onun için bu savaşta
Şehit kanı vardır dostlar, savaş meydanında taşta
Timur’a esir düştüler, babasıyla gözler yaşta
Nefes darlığına düşüp, vefat edince babası…

Timur ile yola düşer, Semerkant’a götürülür
Yatağa düşerek beşer, Timur da bir gün ölür
Ölürde bizim çelebi, Anadolu’ya yol bulur
Adımlar yolu, hem koşar, sırtta kalınca abası…

En önce bu yolculukta, Niğde’ye itti ayaklar
Kim bilir kim destek olur, kim yardım eder dayaklar
Belki de Kastamonu da, İsfendiyar beyi aklar
Sultan olmaya yol bulur, bunadır ince çabası…

Devam ederken hayat mücadelesi
Bin dört yüz on altı günü, belki de gecesi
Venediklilerin yardımıyla Rumeli’ye ve Eflâk’a geçti
Hararetli bir yaz sıcağında
Soğuk akan pınarlarından bu gibi su içti.

Düzenleyeceği ayaklanma için, neticesi
Bazı vali ve sancak beylerinden
Asker toplasa gerek köylerinden,
Eflak voyvodasıyla, Bizans’ın İkinci Manüel’inden
Destek için söz aldı
Avrupa devletlerinin beylerinin dilinden…

Topladığı kuvvetlerle, ol Selanik’ten yürüdü
Tesalya yolu erlerle, hızla yürünüp giderken
Kardeş Mehmet’e yenildi, hayaller yine kurudu
Tahta gitmez yol, inildi, düşlerden inildi erken

Bu yenilgiden sonrası, hemen Selanik’e sığındı
Derindi yine yarası, moral sıfıra dağındı
Dedi ‘Mustafa çelebi, padişah olur çağındı
Şu hayallerin halebî, yine gördü umut varken’…

Despot’tu Andernikos, kabulü oldu mülteci
Bizans’la barış çıktı fos, Mehmet’i kızdırdı feci
‘Bu da neyin nesi böyle, bu uygulama da neci’
Manüel’e sözü şöyle, söylenip ulaştı derken

İkinci Manüel dedi;
‘Andernikos mülteci olarak kabul etmekle
Hiçbir barış şartını ihlal etmedi
Sözlerimse tabi ki, burada bitmedi.
Mültecinin yasama ve korunma masraflarını size ödetmekle,
Sizde rahat edersiniz, tahttan ve sizden uzak etmekle
Hayatının sonuna kadar
Biz ona bir güzel, gözaltında bakarken.’

Çelebi Mehmet her yıl, dokuz yüz akçe vermeyi
Hiç olmazsa ağabey bil, böyle güzellik dermeyi
İyilik düşlerde akil, bunun hazzına ermeyi
‘Üzülmesin kardeştir’ der; güzelce bakılsın ister

Manüel kabul edince, akçeli sıcak teklifi
Yumuşadı her düşünce, okşandı damar ve lifi
Bilmez iken bilir hince, hemzeyi, uzun elifi
‘Limni de korunacak’ der; gözaltında kalsın ister..

Zaman ilerlerdi, yürürdü, koşardı,
Bilmem ki hızı ne kadardı.
Barışçıl ilişkiler aleyhinde bir çalışma vardı
Her geçen gün, yeni bir aleyhtarlığa sürgün
Yaşlanınca İkinci Manüel, günlerden bir gün
Oğlu ve veliahdı Yannis,
Bizans saltanat tahtına oturmaya gün sayardı.

Bin üç yüz yirmi bir de
Çelebi Mehmet ölünce, hazince
Yerine on yedilik Oğlu Murat geçince
Sisler dolaşmaya başlar ince ince
Bizans sözleri unutup oynadı dans
‘Bitmiştir’ dedi Çelebi Mehmet’in verdiği avans
Dost olmadılar bize, olmazlar
Ne gelecekte, ne bu günde, ne de ondan önce

Dediler hinoğlu hince; ‘yoktur biliniz başka şah
‘Çelebi Mustafa’dır, bizce meşru padişah’
Güya Mustafa geçince, tahtta oynayacak semah
Güldüler ve eğlendiler, bin bir hileli hevesler…

Destek sağladı Bizans’tan, yürür düş dolu yoluna
Bir filo aldı Bizans’tan, tez bir yandaşı buluna
Kek arkadaşı Limni’den, Cüneyt bey girdi koluna
Güldüler ve eğlendiler, son bir zırdeli hevesler…

Gelibolu’ya geçerek, Rumeli’ye ayakbastı
Akıncı ve beylerinden, yandaş bulmaktı kastı
Önce güçlü olmak gerek, savaşa hazırlık hastı
O zaman yakındı zafer, can bir kır yeli hevesler…

Yıl bin dört yüz yirmi birdi, sam yeli üfledi,
Sultan İkinci Murat’ın kulağına,
Bu hazırlığın haberi tez elden girdi.
Hemen bir orduyla birlikte,
Beyazıt Paşaya onu karşılama emrini verdi

Yola çıktılar en tezi, dağı taşı aştılar
Dikkatli ve gözü paktılar,
Yürüdü de ve aktılar…
Saroz Körfezi kıyısına ulaştılar
Keşan’ın köyü Sazlıdere de karşılaştılar…

Veziriazam Beyazıt’ın komuta kademesi dâhil,
Çelebi Mustafa tarafına geçiverdi,
İhanetin a’rafını görünce, ağladı sahil…
Veziriazamın güvendiği dağlara kar yağdı önce
Utandı, bir çukura düşüverdi,
Teslim olundu, yakalandı başı verdi…

Çelebi Mustafa;
Şehir halkının alkışı, tezahüratı altında
Şehre girmek ilk işi, tez ilanı hükümdarlık
Adına sikke bastırır, gümüştü, belki altın da
Hutbe okur hatip kişi, az kıştı Edirne karlık

Hâkimiyetine geçti, urum elinin bölgesi
İdare etmek zor işti, hatalar sıra bekledi
İlk işareti görünür, bu; zafiyetin gölgesi
Bu yolda daha çok pişti, başarmaya emekledi

Sağlamak için Bizans’ın desteğini
Vermeyi kabul etmişti
Çelebi Mustafa, onların Gelibolu isteğini…

Lakin vermedi yinede,
İdareyi geçirince eline de

Verilmezdi çünkü…
Verilemezdi küffara, fetihle ele geçen yer
Değerli her yer, her kara ve bu İslam kaidesi
Meğerki değerli toprak, verilmez öyleyse eğer
Satılamazdı boş yere, bu düşünün maidesi…

Hem akıllı hem uyanık, korkusuz gözü çakırdı
Kırmızı halıyı sermedi, buna hiç aklı ermedi
Öyle dedi, böyle dedi, onların gücünü kırdı
Gelibolu’yu vermedi, lakin yinede vermedi…

Yetinmedi Rumeli’yle, aylardan bir aydı ocak
Bin dört yüz yirmi ikide, toplar on iki bin sipahi
Beş bin çetin yaya asker, cesaret toplar bir kucak
Dâhil olur bu orduya, Ceneviz askerler sahi

Gelibolu’dan karşıya, gemileriyle geçerek
Osman Gazi’nin Bursa’yı, başlamıştı kuşatmaya
Osman Gazi kuruluşun, başlangıç şehri seçerek
Tohumu atmıştı orda, Osmanlı’yı yaşatmaya

Bursa’yı amca Mustafa, hızla çevire dursundu
Yeğeni İkinci Murat, ‘Düzmece’ der; inandırır
O saltanat genişletme, hesabını kursundu
Halka onun bir düzmece, olduğunu der; sandırır

İzmirli oğlu Cüneyt Bey’in gönlü fethedilmiş
Aydın ve İzmir Beyliği ona methedilmiş
Ayrılır yandaşlarıyla, Çelebi Mustafa yanından
Rumeli’ye doğru çekilir,
Çelebi Mustafa, kandaşlarıyla en tez kanından…
Çekilirken bir köprübaşında;
Hacı İvaz Paşa, çoktan ekmişti kılıcını kınından…

Sağ kalabilen az sayıdaki yaya askeriyle
Boğazı kontrole çalışsa da, Gelibolu da tutunup,
Başaramadı, başaramayacaktı, zaten bu yarayı ekseriyle…

Yeğeni İkinci Murat; dedi bu uğraş bitmeli
Foça valisine ait, üç bin asker takviyeli,
Taht kavgası değil artık, baht kavgası etmeli
Yoksa yetmiyor bu surat, ters takviyeli hız yeli…

Ordusuyla Edirne’ye, yürüdü gitti son surat…
Halk şehrin dışına gelip, orada karşılayarak,
Sevgi ve sadakatlerini bildirdiler heyhat…
Kaçar buradan Mustafa, hazinesini alarak.

Tunca vadisinde, Kızılağaç Yenicesinde
Eflak’e Kaçarken yolda yakalandı.
Artık gelmişti son vadesine, Azrail peşinde incenin incesine,
İyice aklar düşer yüzünün güncesine
Edirne’ye getirilerek kale burcuna asılarak
Belki bir ceza, belki de hediyeydi ilahi şahadet;
İdam halkası nişanıyla tokalandı.

Bazı tarihçiler eklediler adına düzmece
Babasıyla birlikte aldığı yaraları gösterse de
Ankara Savaşının hatıralarını göz önüne serse de

Sözü dinle, sazı dinle, etsen de yazın gezmece
Bu konu kimine göre, en bilmece, dil ezmece
Bize göre elbet özdür, öz amcası Murat Han’ın
Oynasa da taht kavgası, yeğeniyle bil üzmece…

Abisi değil,
Onun adı küçük Mustafa Çelebi bil!
İkinci Murat Han’ın ilk yıllarındaydı
Amcasının çıkardığı bahse konu sorun;
Abisi Küçük Mustafa’nın kotardığı bir başka sorun
Bir başka durum, tüten baca da bir kurum
Karıştırmayın hele karıştırmayın durun!
Onu da inşallah bir başka şiirde sorun…

Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

A'raf: a) Arfın çoğulu ve yüksek bir yer demektir. b) Cennetle cehennem arasında hayvanların kalacağı bir bölümün adıdır.

Maide: a)Bereketli manevi değeri yüksek sofra, b)bakire, evlenmemiş genç kız, yeni, taze, masum c) kuranda bir sure adı

Reklamlar

Bizi de Okusana ;) × +