The Smurfs (2011)

Belçikalı Pierre Culliford’un (Peyo) 1958’de çizgi roman olarak hayatımıza soktuğu Şirinler, 1981 yılından itibaren televizyonlarda yer alarak bir çok nesli büyüttü. Yıl 2011’e geldiğinde ise Şirinler, 1992’de ölen Peyo’nun kemiklerini birazcık sızlatacak bir proje ile karşımıza çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Raja Gosnell otururken, J. David Stem, David N. Weiss, Jay Scherick ile David Ronn'un senaryolaştırdığı 102 dakikalık ABD yapımı 3 boyutlu olarak ekrandaki yerini alıyor. 110 milyon $ harcanan projenin kadrosunda Neil Patrick Harris, Jayma Mays, Sofia Vergara, Hank Azaria rolleri paylaşırken, Şirinler’i de Anton Yelchin, Katy Perry, Jonathan Winters, George Lopez, Fred Armisen seslendiriyor.

Kötü büyücü Gargamel, her zamanki gibi Şirinler köyüne saldırır ve Şirinler’i şelaledeki gizli bir geçide doğru kovalamaya başlar. Gargamel’den kurtulmak için geçitten geçen Şirinler aniden kendilerini 2011 yılının New York’unda bulurlar. Mutlu bir çift olan Patrick ve Grace Winslow’un evine tesadüfen düşünce, onlarla birlikte tekrardan köye geri dönüşün yollarını ararlar.

Şirinler aslında çocuklara hitap etse de, çocukluklarını Şirinler ile geçiren büyüklerin de merakla beklediği film fakat biraz hayal kırıklığı yaratıyor. En azından büyükler için. Aslında senaryo oldukça makul boyutlarda yazılmışsa da zaman zaman birçok olayın aynı anda kargaşa içinde geçmesi rahatsız ediyor. Gerekli görünmeyen bazı karakterlerin yaratılmış olması kalabalığa yol açıyor. “Live-action” tekniği ile animasyonu gerçek karakterle birleştirdikleri için filmin temposu sık sık düşüyor. Özellikle Winslow çiftinin ve Odile karakterinin olduğu sahnelerde ciddi anlamda sıkılabiliyorsunuz. Tekrardan Şirinler ortaya çıkınca bir rahatlama söz konusu oluyor. Sadece animasyon olsaydı elbette 102 dakikalık bir film çıkamazdı. New York’u kullanmaları bir bakıma olumlu duruyor. Lakin filmi kurtarmaya yetmiyor.
Filmi 3 boyutlu ve maalesef dublajlı olarak izledim. Gittiğim sinemadan dolayı mı bilmiyorum fakat 3 boyutu beni oldukça rahatsız etti! Gözlüğün ağırlığını bir kenara bırakacak olursak, özellikle filmin başında çok hızlı hareketlerle kameranın ilerlemesi hafif bir mide bulantısı/ baş dönmesine yol açtı. Kişisel bir problem olduğunu düşünsem de sorduğum birkaç kişiden de aynı yanıtı aldım. Gene de bunu filme değil sinema salonuna da bağlayabiliriz. 3 boyutun gerekliliğine gelince; eğer film ormanda geçseydi belki 3 boyut daha zevkli olabilirdi fakat New York’ta geçen bir komedi filminin 3 boyutlu olması seyirciye çok bir şey katmıyor. Hatta bir süre sonra aralıklarla gözlüğü çıkarıp da rahatça izleyebiliyorsunuz. 3 boyut tekniğinin Şirinler karakterlerine kattığı apayrı bir güzellik de görünmüyor. Çizgi karakterler ile insanların aynı olduğu sahnelerin bir kaçında "live-action" tekniğinin kötü kullanıldığını fark ettim. Örneğin; (çok spoiler sayılmaz merak etmeyin) Neil Patrick Harris'in Şirinler ile kucaklaşmasının gerçekleştiği bir sahnede Harris, Şirinler'i değil kendi kolunu seviyordu! Yönetmenin gözünden bu nasıl kaçmış anlamadım ama bunun gibi bir iki sahnenin daha olması yönetmeni de biraz başarısız kılıyor.

"How I Met Your Mother"ın sevgili Barney’i Neil Patrick Harris, bu filmin ses getirmesi için başarılı bir seçim gibi kabul edilebilir. Lakin Harris’in olduğu sahneler filmin performansını oldukça düşürüyor. Diziden dolayı çok sevmeme rağmen, Harrisli sahnelerin bir an önce geçmesini diledim. Gerçi bu sadece Harris için değil, eşi rolünü canlandıran Jayma Mays ve Odile karakterini canlandıran Sofia Vergara için de geçerli. Sorun oyunculardan çok yazılan karakterlerin yetersizliği diye düşünüyorum. Aslında çocukların gözünden oldukça eğlenceli göründüğüne de şahit oldum. Zira sinemadayken bir çok çocuk çığlıklar içinde gülüyordu. En başarılı çizilen karakterler ise kesinlikle Gargamel ve kedi Azman’dı! Gargamel’i canlandıran 1964 doğumlu Hank Azaria, oldukça çarpıcı ve rolü gereği sinir bozucu olarak performansını sergiliyor. Azman ile olan sahneleri belki de en komik anlardı. Kediye verilen görev, diğer oyunculardan daha fazlaydı sanki! Çünkü Azman’ın olduğu her sahnede mutlaka gülmenize sebep olacak olaylar/diyaloglar gerçekleşiyor. Tabi bu durum filmi genel olarak başarılı kılar mı; sanmıyorum.


http://seyircikoltugu.com/
Belçikalı Pierre Culliford’un (Peyo) 1958’de çizgi roman olarak hayatımıza soktuğu Şirinler, 1981 yılından itibaren televizyonlarda yer alarak bir çok nesli büyüttü. Yıl 2011’e geldiğinde ise Şirinler, 1992’de ölen Peyo’nun kemiklerini birazcık sızlatacak bir proje ile karşımıza çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Raja Gosnell otururken, J. David Stem, David N. Weiss, Jay Scherick ile David Ronn'un senaryolaştırdığı 102 dakikalık ABD yapımı 3 boyutlu olarak ekrandaki yerini alıyor. 110 milyon $ harcanan projenin kadrosunda Neil Patrick Harris, Jayma Mays, Sofia Vergara, Hank Azaria rolleri paylaşırken, Şirinler’i de Anton Yelchin, Katy Perry, Jonathan Winters, George Lopez, Fred Armisen seslendiriyor.

Kötü büyücü Gargamel, her zamanki gibi Şirinler köyüne saldırır ve Şirinler’i şelaledeki gizli bir geçide doğru kovalamaya başlar. Gargamel’den kurtulmak için geçitten geçen Şirinler aniden kendilerini 2011 yılının New York’unda bulurlar. Mutlu bir çift olan Patrick ve Grace Winslow’un evine tesadüfen düşünce, onlarla birlikte tekrardan köye geri dönüşün yollarını ararlar.

Şirinler aslında çocuklara hitap etse de, çocukluklarını Şirinler ile geçiren büyüklerin de merakla beklediği film fakat biraz hayal kırıklığı yaratıyor. En azından büyükler için. Aslında senaryo oldukça makul boyutlarda yazılmışsa da zaman zaman birçok olayın aynı anda kargaşa içinde geçmesi rahatsız ediyor. Gerekli görünmeyen bazı karakterlerin yaratılmış olması kalabalığa yol açıyor. “Live-action” tekniği ile animasyonu gerçek karakterle birleştirdikleri için filmin temposu sık sık düşüyor. Özellikle Winslow çiftinin ve Odile karakterinin olduğu sahnelerde ciddi anlamda sıkılabiliyorsunuz. Tekrardan Şirinler ortaya çıkınca bir rahatlama söz konusu oluyor. Sadece animasyon olsaydı elbette 102 dakikalık bir film çıkamazdı. New York’u kullanmaları bir bakıma olumlu duruyor. Lakin filmi kurtarmaya yetmiyor.
Filmi 3 boyutlu ve maalesef dublajlı olarak izledim. Gittiğim sinemadan dolayı mı bilmiyorum fakat 3 boyutu beni oldukça rahatsız etti! Gözlüğün ağırlığını bir kenara bırakacak olursak, özellikle filmin başında çok hızlı hareketlerle kameranın ilerlemesi hafif bir mide bulantısı/ baş dönmesine yol açtı. Kişisel bir problem olduğunu düşünsem de sorduğum birkaç kişiden de aynı yanıtı aldım. Gene de bunu filme değil sinema salonuna da bağlayabiliriz. 3 boyutun gerekliliğine gelince; eğer film ormanda geçseydi belki 3 boyut daha zevkli olabilirdi fakat New York’ta geçen bir komedi filminin 3 boyutlu olması seyirciye çok bir şey katmıyor. Hatta bir süre sonra aralıklarla gözlüğü çıkarıp da rahatça izleyebiliyorsunuz. 3 boyut tekniğinin Şirinler karakterlerine kattığı apayrı bir güzellik de görünmüyor. Çizgi karakterler ile insanların aynı olduğu sahnelerin bir kaçında "live-action" tekniğinin kötü kullanıldığını fark ettim. Örneğin; (çok spoiler sayılmaz merak etmeyin) Neil Patrick Harris'in Şirinler ile kucaklaşmasının gerçekleştiği bir sahnede Harris, Şirinler'i değil kendi kolunu seviyordu! Yönetmenin gözünden bu nasıl kaçmış anlamadım ama bunun gibi bir iki sahnenin daha olması yönetmeni de biraz başarısız kılıyor.

"How I Met Your Mother"ın sevgili Barney’i Neil Patrick Harris, bu filmin ses getirmesi için başarılı bir seçim gibi kabul edilebilir. Lakin Harris’in olduğu sahneler filmin performansını oldukça düşürüyor. Diziden dolayı çok sevmeme rağmen, Harrisli sahnelerin bir an önce geçmesini diledim. Gerçi bu sadece Harris için değil, eşi rolünü canlandıran Jayma Mays ve Odile karakterini canlandıran Sofia Vergara için de geçerli. Sorun oyunculardan çok yazılan karakterlerin yetersizliği diye düşünüyorum. Aslında çocukların gözünden oldukça eğlenceli göründüğüne de şahit oldum. Zira sinemadayken bir çok çocuk çığlıklar içinde gülüyordu. En başarılı çizilen karakterler ise kesinlikle Gargamel ve kedi Azman’dı! Gargamel’i canlandıran 1964 doğumlu Hank Azaria, oldukça çarpıcı ve rolü gereği sinir bozucu olarak performansını sergiliyor. Azman ile olan sahneleri belki de en komik anlardı. Kediye verilen görev, diğer oyunculardan daha fazlaydı sanki! Çünkü Azman’ın olduğu her sahnede mutlaka gülmenize sebep olacak olaylar/diyaloglar gerçekleşiyor. Tabi bu durum filmi genel olarak başarılı kılar mı; sanmıyorum.


http://seyircikoltugu.com/

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"