Rise of the Planet of the Apes (2011


1968 yılından beri izleyicinin aklında yer eden “Planet of the Apes” serisinin “güncellenmiş” hali bu yaz aylarında tadına doymaz görsel efektlerle karşımıza çıkıyor. 38 yaşındaki genç ve çok tecrübesi olmayan yönetmen Rubert Wyatt’a bu filmi emanet ederek hayal kırıklığı yaşamayan yapımcılar, sanırım devam filminde de (devam edeceği tahmin ediliyor) bu kararlarından vazgeçmeyeceklerdir. 1963 yılında yayınlanan Pierre Boulle’nin aynı isimli romanı bu zamana kadar sinema filmleri ve dizi olarak seyirciyle buluşmuştu. Bu sefer ise Maymunlar Gezegeni’nin yeniden çekimi gibi kabul edilecek türde, Rick Jaffa ve Amanda Silver’in kaleme almasıyla 120 dakikalık bir ABD yapımı olmuş. Başrollerinde James Franco, Freida Pinto, John Lithgow ve Andy Serkis yer almaktadır. 93 milyon $’lık bütçenin nereye ve nasıl harcandığını görerek keyifle izleyeceğinize eminim.

San Francisco’da genetik mühendisleri, maymunların beyinlerini geliştirmek için uzun çaplı bir çok deney yaparlar. Asıl amaç tabi ki deneylerin başarılı sonuçlanması ardından bulguların insan üzerinde de denenmesidir. Çok büyük çığır açacak projede son noktaya kadar gelinmişken beklenmeyen pürüzler deneyin boyutunu ve süresini tamamen değiştirecektir. Hatta insanlarla maymunları karşı karşıya getirecek kadar!

Önüzmüdeki yıllarda devam filminin çekilmesi beklenen Maymunlar Cehennemi: Başlangıç, 2011 yılında gösterime giren “Super 8” ve “Battle: Los Angeles” gibi bilimkurgulardan sonra ilaç gibi görsel efektlerle yerini alıyor. Belki de hikayeyi az çok bildiğimiz için daha başarılı bulunduğunu düşünebilirsiniz fakat gerek kurgu olarak gerek de yönetmenin koltuğunu hak ederek sahiplenmesi çıtayı yükseltiyor. Oldukça sade diyalogların yer alması filmi abartılardan uzak tutuyor. Etkileyici sözler duymak neredeyse imkansız. Gerçi tür bilimkurgu olunca şiirler okunmasını elbette beklemek doğru olmaz. Buna rağmen filmde duyacağınız bir “NO!” kelimesinin sizi ne kadar etkileyeceğini tahmin bile edemezsiniz! Bilimkurgu içine serpiştirilen klişeler zaman zaman göze batsa da genele bakıldığında rahatsız etmiyor.
Soldaki sirk orangutanının sevimliliğine bakar mısınız?!
Her ne kadar adında maymun kullanılsa da izlerken de göreceksiniz ki ortada bir ayrım var: Filmdekiler maymun değil “ape” yani maymunların bir cinsi. Hatta dilimize "insansılar" olarak çevriliyor. Kuyruksuzdur ve uzun elleri sayesinde daldan dala hoplayabiliyor. Bu cinsin içine orangutan, gorilla ve şempanze giriyor. Ana karakterdeki Ceasar ise şempanze olarak canlandırılıyor. Bu kadar bilimsel yazıdan sonra oyunculara dönecek olursak; genelinde oyuncular abartıdan uzak ve oldukça naif bir performans sergiliyorlar. Baş roldeki 1978 doğumlu James Franco, genelde oyuncu olarak biliniyor fakat on parmağında on marifet var. Aktörlüğün yanı sıra yönetmenlik (“The Broken Tower”), senaristlik (“Fool’s Gold”), yapımcılık, modellik ve müzisyenlik de yapan oyuncu, 83. Akademi Ödülleri Töreni’ni Anne Hathaway ile sunmuştu. Her ne kadar bu ikili muhteşem töreni kötü bir sunumla noktalamış olsalar da cesaretlerini alkışlamak gerekir. “James Dean” ile en iyi miniseri/televizyon filmi erkek oyuncusu Altın Küre ödülü sahibi olan oyuncu, geçen seneki “127 Hours” ile en iyi erkek oyuncu Oscar adayı, Altın Küre adayı ve Bafta adayı olmak üzere bir çok adaylıkların sahibi oldu. Colin Firth varken zaten Oscar alması beklenmiyordu fakat bu hızlı çıkış onu geleceğin gözde oyuncuları arasına sokuyor. En son “How I Met Your Mother” dizisinde Barney’in babası olarak ekranlara gelen 65 yaşındaki ünkü oyuncu John Lithgow (Tabi ben “Dexter”ı izlemediğim için sadece HIMYM ile kaleme alabiliyorum), oldukça etkileyici performansıyla dikkat çekiyor. Daha önce "King Kong" ve "Gollum" karakterlerinin ilham perisi olan ve bu filmde de Ceaser’ı canlandıran Andy Serkis, olağanüstü bakışları ile seyirciyi ekrana kitliyor. “The Lord of the Rings” serisi hayranlarından duyduğum ve okuduğum kadarıyla "Gollum" karakteri ile bakışlar/mimikler oldukça benzerlik gösteriyormuş. Bu benzerlik belki bazıları için başarısızlık olarak adlandırabilir lakin o bakışları gördükten sonra bu gibi eleştirileri göz ardı edeceğiniz kesin.



1968 yılından beri izleyicinin aklında yer eden “Planet of the Apes” serisinin “güncellenmiş” hali bu yaz aylarında tadına doymaz görsel efektlerle karşımıza çıkıyor. 38 yaşındaki genç ve çok tecrübesi olmayan yönetmen Rubert Wyatt’a bu filmi emanet ederek hayal kırıklığı yaşamayan yapımcılar, sanırım devam filminde de (devam edeceği tahmin ediliyor) bu kararlarından vazgeçmeyeceklerdir. 1963 yılında yayınlanan Pierre Boulle’nin aynı isimli romanı bu zamana kadar sinema filmleri ve dizi olarak seyirciyle buluşmuştu. Bu sefer ise Maymunlar Gezegeni’nin yeniden çekimi gibi kabul edilecek türde, Rick Jaffa ve Amanda Silver’in kaleme almasıyla 120 dakikalık bir ABD yapımı olmuş. Başrollerinde James Franco, Freida Pinto, John Lithgow ve Andy Serkis yer almaktadır. 93 milyon $’lık bütçenin nereye ve nasıl harcandığını görerek keyifle izleyeceğinize eminim.

San Francisco’da genetik mühendisleri, maymunların beyinlerini geliştirmek için uzun çaplı bir çok deney yaparlar. Asıl amaç tabi ki deneylerin başarılı sonuçlanması ardından bulguların insan üzerinde de denenmesidir. Çok büyük çığır açacak projede son noktaya kadar gelinmişken beklenmeyen pürüzler deneyin boyutunu ve süresini tamamen değiştirecektir. Hatta insanlarla maymunları karşı karşıya getirecek kadar!

Önüzmüdeki yıllarda devam filminin çekilmesi beklenen Maymunlar Cehennemi: Başlangıç, 2011 yılında gösterime giren “Super 8” ve “Battle: Los Angeles” gibi bilimkurgulardan sonra ilaç gibi görsel efektlerle yerini alıyor. Belki de hikayeyi az çok bildiğimiz için daha başarılı bulunduğunu düşünebilirsiniz fakat gerek kurgu olarak gerek de yönetmenin koltuğunu hak ederek sahiplenmesi çıtayı yükseltiyor. Oldukça sade diyalogların yer alması filmi abartılardan uzak tutuyor. Etkileyici sözler duymak neredeyse imkansız. Gerçi tür bilimkurgu olunca şiirler okunmasını elbette beklemek doğru olmaz. Buna rağmen filmde duyacağınız bir “NO!” kelimesinin sizi ne kadar etkileyeceğini tahmin bile edemezsiniz! Bilimkurgu içine serpiştirilen klişeler zaman zaman göze batsa da genele bakıldığında rahatsız etmiyor.
Soldaki sirk orangutanının sevimliliğine bakar mısınız?!
Her ne kadar adında maymun kullanılsa da izlerken de göreceksiniz ki ortada bir ayrım var: Filmdekiler maymun değil “ape” yani maymunların bir cinsi. Hatta dilimize "insansılar" olarak çevriliyor. Kuyruksuzdur ve uzun elleri sayesinde daldan dala hoplayabiliyor. Bu cinsin içine orangutan, gorilla ve şempanze giriyor. Ana karakterdeki Ceasar ise şempanze olarak canlandırılıyor. Bu kadar bilimsel yazıdan sonra oyunculara dönecek olursak; genelinde oyuncular abartıdan uzak ve oldukça naif bir performans sergiliyorlar. Baş roldeki 1978 doğumlu James Franco, genelde oyuncu olarak biliniyor fakat on parmağında on marifet var. Aktörlüğün yanı sıra yönetmenlik (“The Broken Tower”), senaristlik (“Fool’s Gold”), yapımcılık, modellik ve müzisyenlik de yapan oyuncu, 83. Akademi Ödülleri Töreni’ni Anne Hathaway ile sunmuştu. Her ne kadar bu ikili muhteşem töreni kötü bir sunumla noktalamış olsalar da cesaretlerini alkışlamak gerekir. “James Dean” ile en iyi miniseri/televizyon filmi erkek oyuncusu Altın Küre ödülü sahibi olan oyuncu, geçen seneki “127 Hours” ile en iyi erkek oyuncu Oscar adayı, Altın Küre adayı ve Bafta adayı olmak üzere bir çok adaylıkların sahibi oldu. Colin Firth varken zaten Oscar alması beklenmiyordu fakat bu hızlı çıkış onu geleceğin gözde oyuncuları arasına sokuyor. En son “How I Met Your Mother” dizisinde Barney’in babası olarak ekranlara gelen 65 yaşındaki ünkü oyuncu John Lithgow (Tabi ben “Dexter”ı izlemediğim için sadece HIMYM ile kaleme alabiliyorum), oldukça etkileyici performansıyla dikkat çekiyor. Daha önce "King Kong" ve "Gollum" karakterlerinin ilham perisi olan ve bu filmde de Ceaser’ı canlandıran Andy Serkis, olağanüstü bakışları ile seyirciyi ekrana kitliyor. “The Lord of the Rings” serisi hayranlarından duyduğum ve okuduğum kadarıyla "Gollum" karakteri ile bakışlar/mimikler oldukça benzerlik gösteriyormuş. Bu benzerlik belki bazıları için başarısızlık olarak adlandırabilir lakin o bakışları gördükten sonra bu gibi eleştirileri göz ardı edeceğiniz kesin.


BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"