Gölgeler ve Suretler (2010)


Yakın tarihin çok fazla gündeme gelmemesi, ekrana yansıtılmaması hep hayıflandığım konulardan biriydi. Kıbrıslı Derviş Zaim bu ufak çaplı isyanımı duymuş gibi tam da istediğim gibi bir proje ile karşımıza çıkıyor. Yapımcılığı, yönetmenliği ve senaristliği üstlenerek filmin her karesinde nefesini hissettiren Derviş Zaim, tarihi, politik ve dram türündeki filmi ile üçlemesinin son halkasını izleyicilerle buluşturuyor (ilk ikisi “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” (Bu filmleri birleştiren şey ise sırasıyla minyatür, hat ve gölge oyunları yani geleneksel Türk sanatları). 116 dakikalık filmin oyuncu kadrosu ise oldukça başarılı: Hazar Ergüçlü, Osman Alkaş, Buğra Gürsoy, Settar Tanrıöğen, Popi Avraam, Ahmet Karabiber. Derviş Zaim’i de komutan rolünde görmek ayrı bir lezzetti.

1963 yılında Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasında başlayan çatışmayı konu alan filmin müziklerini Marios Takoushis yapmış. Filmi izlerken arka fondan gelen müzik hikayenin hüznünü ve korkusunu çok güzel yansıtıyor. Adeta tüm duyguları tetikliyor. Birçok metaforla da karşılaşıyorsunuz. Bunları çözmek oldukça zevkli. Gerçi filmin duyguları arasında mutluluk pek yok. Hüzün içinize duygu sömürüsü yapmadan, oldukça naif şekilde geçiyor. Zaman zaman yavaş ilerliyor düşüncesi verse de sanki Derviş Zaim olayların seyirciler tarafından sindirilmesini istiyor. Bunun yanı sıra; kostümler, dekorlar, mekanlar oldukça başarılı seçilmiş. Sadece öyküye ya da oyunculara kapılıp gitmeden detayları da incelemek oldukça keyif verici geliyor. Tabi bir de Kıbrıs’ın manzarası içinize işliyor. Ortada çok ciddi bir sorun var ve o sorunun her an patlak vermesinden korkarken diyalogların doğallığı ve sakinliği kafanızda ayrı bir yük olmasını engelliyor.

Tabi ki filmde gölge oyunu baş rolü kapıyor. Her karanlık sahnede gölgelerin çok çok büyümesi gözünüzü oyunculardan çok gölgelere çekiyor. Sıklıkla karşılaşılan kırık beyaz rengindeki çarşaflar da farklı metaforları akla getirmiyor değil. Örneğin benim aklıma ilk gelenler beyaz çarşafın bir sınırı temsil ettiği, başka bir sahnede barışı ve saflığı temsil ettiği, diğer bir sahnede de kardeşliğin/ komşuluğun devam etmesini dileyen insanları temsil ettiğini düşündürdü. Zaten gölge oyunlarında da kullanılan çarşaf gerçekle hayali, doğruyla yanlışı, savaşla barışı, sevgiyle nefreti ayıran bir paravan konumunda. Bu da en az aynalar kadar çarpıcı bir konuma getiriyor. Filmin en sevdiğim yönlerinden biri fotoğraflarla diğer sahneye geçiş tekniği idi. Filme kendinizi kaptırırken bir anda sahnenin fotoğraftan ibaret olduğunu görmek hem çok şaşırtıyor hem de o şaşkınlık mutlu ediyor. Tabi yaşanılanların fotoğrafta kaldığını veya her şeyin yaşanılıp tarih olduğunu göstermek de sayabiliriz. Gerçi yaşananların hepsi tarih mi oldu yoksa hala devam ediyor mu?! Tarihi bir yaşanmışlık kesiti değil de bir sanat filmi olarak ele aldığı için buram buram tarih kokusu almıyorsunuz. Fakat ekrana hiç yansımayan bu yakın tarihi de böyle izlemek insanı şaşırtıyor. Bünye alışık olmayınca, ufacık bir kıvılcımın nelere mal olduğunu gözlerinizi fal taşı gibi açarak izliyorsunuz.
Özenle seçildiğine inandığım kadronun en az Derviş Zaim kadar başarılı olduğunu kabul etmek gerekir. Delifişek genç karakterini canlandıran Buğra Gürsoy’u beğenerek izledim. Hele deli rolündeki (kime göre deli o ayrı) Settar Tanrıöğen’i ekranda görür görmez yüzümde bir tebessüm belirdi. "Eğer o varsa film kalitelidir" diye aklımdan geçirdim ki beni yanıltmadı. Hazar Ergüçlü ise duygularını açıkça dile getiren, tek başına kalmış, çaresiz fakat yenilgiyi kabul etmeyen Ruhsar karakterini yaşından büyükmüşçesine canlandırıyor. Ekrana kitlenmenize bile sebep oluyor. Ruhsar’ın yerine kendinizi koyduğunuzda o kadar cesaretli olup olmayacağınızı ister istemez sorguluyorsunuz.

Film 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden tam 6 tane ödül alarak tüm dikkatleri üzerine çekti. Bu ödüller sırasıyla: En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu (Popi Ayraam), en iyi yardımcı erkek oyuncu (Settar Tanrıöğen), en iyi sanat yönetmeni ve sinema yazarları ödülü. Ayrıca 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de sinema yazarları ödülünü ve en iyi kurgu ödüllerinin sahibi oldu.


http://seyircikoltugu.com/




Yakın tarihin çok fazla gündeme gelmemesi, ekrana yansıtılmaması hep hayıflandığım konulardan biriydi. Kıbrıslı Derviş Zaim bu ufak çaplı isyanımı duymuş gibi tam da istediğim gibi bir proje ile karşımıza çıkıyor. Yapımcılığı, yönetmenliği ve senaristliği üstlenerek filmin her karesinde nefesini hissettiren Derviş Zaim, tarihi, politik ve dram türündeki filmi ile üçlemesinin son halkasını izleyicilerle buluşturuyor (ilk ikisi “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” (Bu filmleri birleştiren şey ise sırasıyla minyatür, hat ve gölge oyunları yani geleneksel Türk sanatları). 116 dakikalık filmin oyuncu kadrosu ise oldukça başarılı: Hazar Ergüçlü, Osman Alkaş, Buğra Gürsoy, Settar Tanrıöğen, Popi Avraam, Ahmet Karabiber. Derviş Zaim’i de komutan rolünde görmek ayrı bir lezzetti.

1963 yılında Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasında başlayan çatışmayı konu alan filmin müziklerini Marios Takoushis yapmış. Filmi izlerken arka fondan gelen müzik hikayenin hüznünü ve korkusunu çok güzel yansıtıyor. Adeta tüm duyguları tetikliyor. Birçok metaforla da karşılaşıyorsunuz. Bunları çözmek oldukça zevkli. Gerçi filmin duyguları arasında mutluluk pek yok. Hüzün içinize duygu sömürüsü yapmadan, oldukça naif şekilde geçiyor. Zaman zaman yavaş ilerliyor düşüncesi verse de sanki Derviş Zaim olayların seyirciler tarafından sindirilmesini istiyor. Bunun yanı sıra; kostümler, dekorlar, mekanlar oldukça başarılı seçilmiş. Sadece öyküye ya da oyunculara kapılıp gitmeden detayları da incelemek oldukça keyif verici geliyor. Tabi bir de Kıbrıs’ın manzarası içinize işliyor. Ortada çok ciddi bir sorun var ve o sorunun her an patlak vermesinden korkarken diyalogların doğallığı ve sakinliği kafanızda ayrı bir yük olmasını engelliyor.

Tabi ki filmde gölge oyunu baş rolü kapıyor. Her karanlık sahnede gölgelerin çok çok büyümesi gözünüzü oyunculardan çok gölgelere çekiyor. Sıklıkla karşılaşılan kırık beyaz rengindeki çarşaflar da farklı metaforları akla getirmiyor değil. Örneğin benim aklıma ilk gelenler beyaz çarşafın bir sınırı temsil ettiği, başka bir sahnede barışı ve saflığı temsil ettiği, diğer bir sahnede de kardeşliğin/ komşuluğun devam etmesini dileyen insanları temsil ettiğini düşündürdü. Zaten gölge oyunlarında da kullanılan çarşaf gerçekle hayali, doğruyla yanlışı, savaşla barışı, sevgiyle nefreti ayıran bir paravan konumunda. Bu da en az aynalar kadar çarpıcı bir konuma getiriyor. Filmin en sevdiğim yönlerinden biri fotoğraflarla diğer sahneye geçiş tekniği idi. Filme kendinizi kaptırırken bir anda sahnenin fotoğraftan ibaret olduğunu görmek hem çok şaşırtıyor hem de o şaşkınlık mutlu ediyor. Tabi yaşanılanların fotoğrafta kaldığını veya her şeyin yaşanılıp tarih olduğunu göstermek de sayabiliriz. Gerçi yaşananların hepsi tarih mi oldu yoksa hala devam ediyor mu?! Tarihi bir yaşanmışlık kesiti değil de bir sanat filmi olarak ele aldığı için buram buram tarih kokusu almıyorsunuz. Fakat ekrana hiç yansımayan bu yakın tarihi de böyle izlemek insanı şaşırtıyor. Bünye alışık olmayınca, ufacık bir kıvılcımın nelere mal olduğunu gözlerinizi fal taşı gibi açarak izliyorsunuz.
Özenle seçildiğine inandığım kadronun en az Derviş Zaim kadar başarılı olduğunu kabul etmek gerekir. Delifişek genç karakterini canlandıran Buğra Gürsoy’u beğenerek izledim. Hele deli rolündeki (kime göre deli o ayrı) Settar Tanrıöğen’i ekranda görür görmez yüzümde bir tebessüm belirdi. "Eğer o varsa film kalitelidir" diye aklımdan geçirdim ki beni yanıltmadı. Hazar Ergüçlü ise duygularını açıkça dile getiren, tek başına kalmış, çaresiz fakat yenilgiyi kabul etmeyen Ruhsar karakterini yaşından büyükmüşçesine canlandırıyor. Ekrana kitlenmenize bile sebep oluyor. Ruhsar’ın yerine kendinizi koyduğunuzda o kadar cesaretli olup olmayacağınızı ister istemez sorguluyorsunuz.

Film 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden tam 6 tane ödül alarak tüm dikkatleri üzerine çekti. Bu ödüller sırasıyla: En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu (Popi Ayraam), en iyi yardımcı erkek oyuncu (Settar Tanrıöğen), en iyi sanat yönetmeni ve sinema yazarları ödülü. Ayrıca 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de sinema yazarları ödülünü ve en iyi kurgu ödüllerinin sahibi oldu.


http://seyircikoltugu.com/



BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.