Get Low (2009)

Ocak sonu Oscar adaylarını izleme telaşından vizyona girdiğini fark edemediğim Get Low, ilginç konusu ve muhteşem oyuncu kadrosuyla izlenmesi gereken dram-komedi türünde 100 dakikalık bir ABD yapımı. “Kiss The Girls” ve “Simon Birch” filmlerinin görüntü yönetmenliğini yapmış Aaron Schneider (2004 yılında kısa film Oscar’ını almış) yönetmen koltuğunda otururken senaryoyu Chris Provenzano ve C. Gaby Mitchell kaleme almıştır. Bill Murray, Robert Duvall, Lucas Black ve Sissy Spacek göz doldurucu performanslarıyla seyirciye filmi keyifle izletiyor.

Huysuz ihtiyar Felix Bush (Robert Duvall), ormanda herkesten uzakta izole bir hayat yaşamaktadır. Kasabanın halkıyla yıllarca mesafelidir ki zaten halk da ondan korkmaktadır. Herkes ona bir katil, bir şeytanmışçasına bakar ve gördükleri yerde kaçar. Felix bir gün kasabaya elinde bir tomar para ve tüfeğiyle iner ve kendi cenaze törenini düzenlemek istediğini söyler! Kasabada ölümlerin çok az olmasından dolayı cenaze levazımatçısı Frank (Bill Murray) bu fırsatı her türlü garipliğine rağmen memnuniyetle kabul eder. Çırağı Buddy (Lucas Black) ile cenaze töreni hazırlığına başlarlar! Ama bu göründüğü kadar kolay olmayacaktır.

1950 doğumlu Bill Murray, sayısız filmleriyle sinema ve televizyon seyircisinin gönlünde taht kurmuş komedyen ve oyuncudur. Ününe rağmen oldukça mütevazı bir hayatı tercih eden Murray, birçok ödül ve adaylıklarıyla birlikte 2003’te “Lost in Translation” filmiyle komedi dışında da çok başarılı olduğunu en iyi erkek oyuncu Bafta ödülü ve en iyi erkek oyuncu Akademi ödül adaylığıyla tekrar ispatlamıştır. “John Q” filminde bolca övdüğüm Robert Duvall’ı hafif çatlak fakat bir o kadar da sevgiye muhtaç bir karakterde görmeye alışkın olmadığımdan filmdeki favori oyuncum olarak onu seçiyorum. Can verdiği karakteri gerçek hayatta görsem yolumu değiştiririm ama o kadar özümsemiş ki rolünü, her sahnede onu görmek istiyorsunuz. En çok beğendiğim ikinci karakter Mattie’yi canlandıran Sissy Spacek ise bir o kadar eğlenceli fakat buruk bir rolde karşımıza çıkıyor. Kadronun erkek ağırlığı yanında Spacek çok zarif ve sevimli görünüyor. Sahnesi çok fazla olmasa da göründüğü her an ilgiyi üstüne çekebilecek kadar göz doldurucu. 1949 doğumlu oyuncu (ve şarkıcı) 1980 yılında en iyi kadın oyuncu Akademi ödülünü “Coal Miner’s Daughter” ile almıştır. 1982’de “Missing” ile, 1984’te “The River” ile, 1986’da “Crimes of the Heart” ile ve 2001’de “In the Bedroom” ile en iyi kadın oyuncu Akademi ödül adayı olmuştur. Oscarı başlarda almanın verdiği gururla yıllar boyunca bu kadar çok aday olmanın keyfi ayrı olması lazım.

20. yüzyılın başında bir Amerikan kasabası atmosferinde geçen hikayenin başlangıcı çok yavaş ve sıradan gelse de bu ilginç konu zamanla sizi kendine çekiyor. Film müzikleri ise dramı yumuşatıp komediye dönüştürüyor. Diyaloglar eğlence ve dramı iç içe geçiriyor. Filmi izlerken Felix Bush’a hem kızıyor, hem acıyor, hem de gülüyorsunuz. Senaryo ise ölümü farklı bir açıdan ele alıyor. Bir insanın kendi cenaze törenine katılma düşüncesi tüyler ürpertici lakin filmde bunu heyecan ve merakla bekliyorsunuz! Her yeni olay diğerinden hem daha komik hem de daha can yakıcı bir hal alıyor. Ayrıca Felix Bush karakteri ile de sevilmemenin ve yalnızlığın nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Kıyafetler, dekorlar ise kasabanın ruhunu size yaşatıyor. Aksiyondan uzak ama eğlenceli bir dram izlemek isterseniz bu film biçilmiş kaftandır derim.

seyirci-koltugu.blogspot.com
Ocak sonu Oscar adaylarını izleme telaşından vizyona girdiğini fark edemediğim Get Low, ilginç konusu ve muhteşem oyuncu kadrosuyla izlenmesi gereken dram-komedi türünde 100 dakikalık bir ABD yapımı. “Kiss The Girls” ve “Simon Birch” filmlerinin görüntü yönetmenliğini yapmış Aaron Schneider (2004 yılında kısa film Oscar’ını almış) yönetmen koltuğunda otururken senaryoyu Chris Provenzano ve C. Gaby Mitchell kaleme almıştır. Bill Murray, Robert Duvall, Lucas Black ve Sissy Spacek göz doldurucu performanslarıyla seyirciye filmi keyifle izletiyor.

Huysuz ihtiyar Felix Bush (Robert Duvall), ormanda herkesten uzakta izole bir hayat yaşamaktadır. Kasabanın halkıyla yıllarca mesafelidir ki zaten halk da ondan korkmaktadır. Herkes ona bir katil, bir şeytanmışçasına bakar ve gördükleri yerde kaçar. Felix bir gün kasabaya elinde bir tomar para ve tüfeğiyle iner ve kendi cenaze törenini düzenlemek istediğini söyler! Kasabada ölümlerin çok az olmasından dolayı cenaze levazımatçısı Frank (Bill Murray) bu fırsatı her türlü garipliğine rağmen memnuniyetle kabul eder. Çırağı Buddy (Lucas Black) ile cenaze töreni hazırlığına başlarlar! Ama bu göründüğü kadar kolay olmayacaktır.

1950 doğumlu Bill Murray, sayısız filmleriyle sinema ve televizyon seyircisinin gönlünde taht kurmuş komedyen ve oyuncudur. Ününe rağmen oldukça mütevazı bir hayatı tercih eden Murray, birçok ödül ve adaylıklarıyla birlikte 2003’te “Lost in Translation” filmiyle komedi dışında da çok başarılı olduğunu en iyi erkek oyuncu Bafta ödülü ve en iyi erkek oyuncu Akademi ödül adaylığıyla tekrar ispatlamıştır. “John Q” filminde bolca övdüğüm Robert Duvall’ı hafif çatlak fakat bir o kadar da sevgiye muhtaç bir karakterde görmeye alışkın olmadığımdan filmdeki favori oyuncum olarak onu seçiyorum. Can verdiği karakteri gerçek hayatta görsem yolumu değiştiririm ama o kadar özümsemiş ki rolünü, her sahnede onu görmek istiyorsunuz. En çok beğendiğim ikinci karakter Mattie’yi canlandıran Sissy Spacek ise bir o kadar eğlenceli fakat buruk bir rolde karşımıza çıkıyor. Kadronun erkek ağırlığı yanında Spacek çok zarif ve sevimli görünüyor. Sahnesi çok fazla olmasa da göründüğü her an ilgiyi üstüne çekebilecek kadar göz doldurucu. 1949 doğumlu oyuncu (ve şarkıcı) 1980 yılında en iyi kadın oyuncu Akademi ödülünü “Coal Miner’s Daughter” ile almıştır. 1982’de “Missing” ile, 1984’te “The River” ile, 1986’da “Crimes of the Heart” ile ve 2001’de “In the Bedroom” ile en iyi kadın oyuncu Akademi ödül adayı olmuştur. Oscarı başlarda almanın verdiği gururla yıllar boyunca bu kadar çok aday olmanın keyfi ayrı olması lazım.

20. yüzyılın başında bir Amerikan kasabası atmosferinde geçen hikayenin başlangıcı çok yavaş ve sıradan gelse de bu ilginç konu zamanla sizi kendine çekiyor. Film müzikleri ise dramı yumuşatıp komediye dönüştürüyor. Diyaloglar eğlence ve dramı iç içe geçiriyor. Filmi izlerken Felix Bush’a hem kızıyor, hem acıyor, hem de gülüyorsunuz. Senaryo ise ölümü farklı bir açıdan ele alıyor. Bir insanın kendi cenaze törenine katılma düşüncesi tüyler ürpertici lakin filmde bunu heyecan ve merakla bekliyorsunuz! Her yeni olay diğerinden hem daha komik hem de daha can yakıcı bir hal alıyor. Ayrıca Felix Bush karakteri ile de sevilmemenin ve yalnızlığın nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Kıyafetler, dekorlar ise kasabanın ruhunu size yaşatıyor. Aksiyondan uzak ama eğlenceli bir dram izlemek isterseniz bu film biçilmiş kaftandır derim.

seyirci-koltugu.blogspot.com

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"