* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

G. Kore'den Tavsiye: "Hwanghae - The Yellow Sea"

Güney Kore'den çıkma 2008 yapımı The Chaser'ı (Chugyeogja) izleyip de hayran kalmayan yoktur. En azından kanın bolca kullanıldığı filmleri sorun etmiyorsanız, hikayesi, aksiyonu, çekimleri ve oyunculuklarıyla tekrar tekrar izlenesi bir Güney Kore yapımı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gözden kaçırdıysanız, hâlâ haberiniz yoksa arada tavsiye olarak da sıkıştırmış olayım.

İşte o Chugyeogja filminin hem kamera arkasındaki ismi Hong-jin Na (ki o ilk, bu da ikinci film) hem de film boyunca kovalamacalarını izlediğimiz iki ismi Yun-seok Kim ve Jung-woo Ha rolleri değiştirip karşımıza çıkıyorlar. Yun-seok Kim bu sefer soğukkanlı bir örgüt lideriyken, Jung-woo Ha hayatını yoluna koymaya çalışan sıradan bir taksi şoförü olarak beliriyor ekranda.

Karısını aylar önce para kazanmak için gurbete yollayan taksi şoförümüz, bunun için yüklü bir de borcun altına girmiştir. Ne kadar istese de, bu borcu ödeyecek gücü kendisinde bir türlü bulamaz. Kumarıydı, kabuslarıydı derken artık dayanamaz ve o borcu ödeyecek "pis" bir işi istemeye istemeye kabul eder.

Hikaye aslında önceki versiyonlardan çok da farklı değil. Hatta bunun bir Hollywood filmi olduğunu varsaysak şu anda buraya yazma gereği bile duymazdım ama Güney Koreli arkadaşlar ne yapıyorlarsa sizi ekrana bir şekilde çiviliyorlar. Sıradan giden hikaye dallanıp budaklanıyor ve finale giden uzun yolun nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Tabii bunda kamera önündeki isimlerin de katkısı fazla. Mesela bir Yun-seok Kim izliyoruz ki, adam rolü yaşıyor resmen. Ekrandan fırlayıp sizi de arada götürecek gibi tavırları, sanki hapishaneden yeni çıkmış bir piskopat gibi hareketleri filme ciddi manada gerçeklik katmış. Keza Jung-woo Ha da aynı düzeyde. İkisi de şapka çıkartılacak oyunculuklar sergilemişler.
Oyunculukların yanında çekimlerin gerçekçiliği de büyük bir artı. Henüz ikinci filmi olan Hong-jin Na, sizi ekranın içinde tutmak için elinde gelenin fazlasını yapmış. Dövüşler olsun, arabalı-arabasız kovalamacalar olsun keyif veriyor.
Bunların yanında bir de makyajlar var tabii. Kanın fazlaca israf edildiği filmde bütün yara bereler, bütün detaylar çok iyi kullanılmış. Sırıtmamaları için büyük bir özen gösterilmiş.

Sonuç olarak hikayesi beyaz perdede farklı bir dünya yaratmasa da, o pek de orijinal olmayan hikayeyi yine "kendince" aktarmayı başarmış bir Güney Kore filmi var elimizde. Figüranlara kadar oyunculuklar da katiyen sırıtmıyor, aksine etkiliyor. Kan çok fazla kullanılmış diye şikayet gelebilir ama Hong-jin Na'nın ilk filmini düşündüğümüzde, Sarı Deniz'de belli bir seviyenin üstüne çıkmadığını söyleyebilirim. Tabii bu tarz filmlere alışkın olmayanlar için rahatsızlık seviyesi yukarılarda gibi. Gerçi mafya-çatışma-kovalamaca istiyorsak o kana katlanacağız artık. Bunun yanında cinsellik belki daha bir rahatsız edici gelebilir. Birkaç sahnesi "aileyle izlenmemesi gereken filmler" kategorisine sokmaya yetip artacak seviyede.

Benim gayet hoşuma gitti. Hollywood'un klişelerinden kurtulup farklı bir açı yakalamak isteyenler tercih edebilir. Gerçi 2,5 saate yakın süresi biraz sıkıntı teşkil ediyormuş gibi gözükse de bence harcadığınız vakte bir hayli değiyor. Tavsiye ederim. 8/10

Dev hizmet olarak İngilizce altyazılı fragmanı da ekliyorum;


http://cineshoot.blogspot.com/2011/07/g-koreden-tavsiye-hwanghae-yellow-sea.html

Bizi de Okusana ;) × +