Dear John (2010)

Dünya çapında o kadar büyük tanıtım yapıldı ki sinemada olmasa da dayanamayıp ben de evde izledim. “What’s Eating Gilbert Grape”, “Chocolat” ve “The Shipping News” filmlerinin ünlü yönetmeni İsveçli Lasse Hallström’ün yönettiği, Nicholas Sparks’ın aynı isimli kitabından uyarlayarak Jamie Linden’ın kaleme aldığı 105 dakikalık ABD yapımı filmin türünü dram, savaş ve romantik olarak sıralayabiliriz. Tabi Nicholas Sparks ismini duyar duymaz insanın aklına "The Notebook", "Message in a Bottle", "A Walk to Remember" gibi başarılı projeler geliyor. Lakin bu sefer umulan pek bulunamıyor. Suçu tabi ki hemen Sparks'a atmak doğru değil. Filmin baş rollerinde ise Channing Tatum, Amanda Seyfried ve Richard Jenkins yer almaktadır. 25 milyon $ bütçe ile yapılan 105 dakikalık filmin hasılatı ise 110 milyon $’ın üstünde tahmin ediliyor. Reklamın ne kadar önemli olduğunu bu filmi izledikten sonra rahatlıkla anlayabilirsiniz!

Problemli bir çocukluk yaşayan John, orduya yazıldığı için babasını ve evini arkasında bırakarak ayrılır. Tam ayrılmadan önce hayır kurumlarında çalışan ve öğrenci olan Savannah ile tanışır. Oldukça kısa bir süre olmasına rağmen iki haftada çok büyük bir aşk yaşarlar. Lakin 11 Eylül onları ayırır ve John orduya çağrılır. Yarım kalan aşkları birbirlerine yazdıkları mektuplarla devam eder.

Kahraman Amerikan askerleri gene kendilerine son derece güvenerek karşımıza çıkıyorlar! Gözleri kara, kendilerini vatanları uğruna feda eden ve yaşamlarını hiçe sayan ama savaşarak değil mektup yazarak filmi geçiren askerler… Bu kahramanlara birçok ABD yapımı savaş filmlerinde rastladığımız için artık tüylerimiz diken diken (!) olmuyor. Aşk, savaş ve dramı bir arada bulunduralım denirken üçünde de başarısız olunan bir film var önümüzde. Aslında başlangıcı romantik bir film için hiç de fena değil. Tesadüfün aşka dönüşmesi ekranda güzel yansıyor. Lakin bu başarı devamında kendini koruyamıyor. 11 Eylül’ü yüzeysel olarak gösteren ve bunu bir şekilde aşka bağlamak isteyen (ama bağlayamayan), aşk ve savaş ortasında yaşanan dramı yansıtayım derken o duyguyu da yerle bir eden; senaryo ve yönetmen tarafından çok doyuramayan bir yapım ortaya çıkıyor. Hikaye tamamen su üstünde yaşanıyor; derine inemeden yeni bir konuya geçiyor. Sonu da çok tatmin etmeyerek bitiyor. Sahil kenarındaki aşk ve dünyanın birçok ülkesindeki savaş dramı gene orta düzey manzaralarla idare ediyor. Müzik de bu film için hiç de fena sayılmaz. Gerçi görsellik olarak çok bir şey vadetmiyor fakat gene de yadırgamıyorsunuz.
Gönül isterdi ki oyuncular hakkında methiyeler düzebileyim. Fakat gerek Tatum, gerek Seyfried bu konuda sınıfta kalıyorlar. Hikaye aşk üzerine kurulmuşken ancak bu kadar duygusuz olabilirlerdi. 1980 doğumlu oyuncu (?) ve film yapımcısı olan Channing Tatum, 10’dan fazla filmde yer almasına rağmen hala nasıl kendini geliştiremedi anlamak çok güç. Rol aldığı birkaç filmi izlememe rağmen arka planda olduğu için sanırım anımsayamadım. E tabi yetenek olmayınca göze de batmıyor. Demek ki tek başına yakışıklılık pek işe yaramıyormuş. Benle yaşıt olduğuna şaşırdığım (1985) oyuncu ve şarkıcı Amabda Seyfried ise “Mean Girls”, “Alpha Dog”, “Mamma Mia!”, “Red Riding Hood” gibi projelerde yer alarak ön planda boy gösteriyor. İlgi çekici yüzü nedeniyle rol yapamaması sanırım o kadar göze batmıyor. Aksi takdirde 15’ten fazla filmde ve 10 tane dizide rol almazdı diye düşünüyorum. Oyunculuk açısından ikisini de bu kadar karalarken vicdanımla hesaplaşmıyor değilim. Fakat çok uğraşsam da filmde etkileyici bir performans göremedim. Diğer yandan, göz dolduran tek oyuncu baba rolündeki 1947 doğumlu Richard Jenkins idi. Sayısız başarılı projede yer olan oyuncu “The Visitor” ile de en iyi erkek oyuncu Oscar adayı olmuştur.

Dünya çapında o kadar büyük tanıtım yapıldı ki sinemada olmasa da dayanamayıp ben de evde izledim. “What’s Eating Gilbert Grape”, “Chocolat” ve “The Shipping News” filmlerinin ünlü yönetmeni İsveçli Lasse Hallström’ün yönettiği, Nicholas Sparks’ın aynı isimli kitabından uyarlayarak Jamie Linden’ın kaleme aldığı 105 dakikalık ABD yapımı filmin türünü dram, savaş ve romantik olarak sıralayabiliriz. Tabi Nicholas Sparks ismini duyar duymaz insanın aklına "The Notebook", "Message in a Bottle", "A Walk to Remember" gibi başarılı projeler geliyor. Lakin bu sefer umulan pek bulunamıyor. Suçu tabi ki hemen Sparks'a atmak doğru değil. Filmin baş rollerinde ise Channing Tatum, Amanda Seyfried ve Richard Jenkins yer almaktadır. 25 milyon $ bütçe ile yapılan 105 dakikalık filmin hasılatı ise 110 milyon $’ın üstünde tahmin ediliyor. Reklamın ne kadar önemli olduğunu bu filmi izledikten sonra rahatlıkla anlayabilirsiniz!

Problemli bir çocukluk yaşayan John, orduya yazıldığı için babasını ve evini arkasında bırakarak ayrılır. Tam ayrılmadan önce hayır kurumlarında çalışan ve öğrenci olan Savannah ile tanışır. Oldukça kısa bir süre olmasına rağmen iki haftada çok büyük bir aşk yaşarlar. Lakin 11 Eylül onları ayırır ve John orduya çağrılır. Yarım kalan aşkları birbirlerine yazdıkları mektuplarla devam eder.

Kahraman Amerikan askerleri gene kendilerine son derece güvenerek karşımıza çıkıyorlar! Gözleri kara, kendilerini vatanları uğruna feda eden ve yaşamlarını hiçe sayan ama savaşarak değil mektup yazarak filmi geçiren askerler… Bu kahramanlara birçok ABD yapımı savaş filmlerinde rastladığımız için artık tüylerimiz diken diken (!) olmuyor. Aşk, savaş ve dramı bir arada bulunduralım denirken üçünde de başarısız olunan bir film var önümüzde. Aslında başlangıcı romantik bir film için hiç de fena değil. Tesadüfün aşka dönüşmesi ekranda güzel yansıyor. Lakin bu başarı devamında kendini koruyamıyor. 11 Eylül’ü yüzeysel olarak gösteren ve bunu bir şekilde aşka bağlamak isteyen (ama bağlayamayan), aşk ve savaş ortasında yaşanan dramı yansıtayım derken o duyguyu da yerle bir eden; senaryo ve yönetmen tarafından çok doyuramayan bir yapım ortaya çıkıyor. Hikaye tamamen su üstünde yaşanıyor; derine inemeden yeni bir konuya geçiyor. Sonu da çok tatmin etmeyerek bitiyor. Sahil kenarındaki aşk ve dünyanın birçok ülkesindeki savaş dramı gene orta düzey manzaralarla idare ediyor. Müzik de bu film için hiç de fena sayılmaz. Gerçi görsellik olarak çok bir şey vadetmiyor fakat gene de yadırgamıyorsunuz.
Gönül isterdi ki oyuncular hakkında methiyeler düzebileyim. Fakat gerek Tatum, gerek Seyfried bu konuda sınıfta kalıyorlar. Hikaye aşk üzerine kurulmuşken ancak bu kadar duygusuz olabilirlerdi. 1980 doğumlu oyuncu (?) ve film yapımcısı olan Channing Tatum, 10’dan fazla filmde yer almasına rağmen hala nasıl kendini geliştiremedi anlamak çok güç. Rol aldığı birkaç filmi izlememe rağmen arka planda olduğu için sanırım anımsayamadım. E tabi yetenek olmayınca göze de batmıyor. Demek ki tek başına yakışıklılık pek işe yaramıyormuş. Benle yaşıt olduğuna şaşırdığım (1985) oyuncu ve şarkıcı Amabda Seyfried ise “Mean Girls”, “Alpha Dog”, “Mamma Mia!”, “Red Riding Hood” gibi projelerde yer alarak ön planda boy gösteriyor. İlgi çekici yüzü nedeniyle rol yapamaması sanırım o kadar göze batmıyor. Aksi takdirde 15’ten fazla filmde ve 10 tane dizide rol almazdı diye düşünüyorum. Oyunculuk açısından ikisini de bu kadar karalarken vicdanımla hesaplaşmıyor değilim. Fakat çok uğraşsam da filmde etkileyici bir performans göremedim. Diğer yandan, göz dolduran tek oyuncu baba rolündeki 1947 doğumlu Richard Jenkins idi. Sayısız başarılı projede yer olan oyuncu “The Visitor” ile de en iyi erkek oyuncu Oscar adayı olmuştur.

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"

BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILARIN YASAL HAK VE SORUMLULUKLARI YAZARLARA AİTTİR.