* YAZARLARIMIZDAN SİZİN İÇİN SEÇTİĞİMİZ BLOG YAZILARI *

The Way Back (2010)

Yarın vizyona girecek, son zamanlarda izlediğim en başarılı yol filmlerinden biri olan The Way Back, gerçeklerden ve Slavomir Rawicz’in “The Long Walk” adlı kitabından esinlenilerek 133 dakikalık dram filmi olarak ekranlara yansımaktadır. Yönetmen ve oyuncuları duyar duymaz izlemeniz gerektiğini anlayacaksınız! “Gallipoli” yönetmeni ve senaristi, “Dead Poets Society” yönetmeni, “Green Card” yönetmeni ve senaristi, “The Truman Show” yönetmeni, “Master and Commander: The Far Side of the World” filminin yönetmen ve senaristi olan üstat Peter Weir, The Way Back’in hem yönetmeni, hem Keith Clarke ile senaristi, hem de yapımcısıdır! Peter Weir’den boş bir proje çıkmayacağını düşünerek büyük bir hevesle izlemeye başladım ve hiç de pişman olmadım. Üstelik oyuncu kadrosu Jim Sturgess, Ed Harris, Colin Farrell ve Saoirse Ronan’dan oluşmakta!
1940 yılında Sovyet Rusya’ya bağlı Sibirya çalışma kampından kaçarak 6.500 km boyunca yürüyerek Hindistan’a ulaşarak özgürlüklerini kazanan bir grup esirin yaşadıkları anlatılıyor. Geçmişin siyasi olayları içine çekerek aktarılırken, dramı, macerayı, savaşı ve hatta imkansızı gözlerinizin önüne seriyor.

Filmin ilk yarısında çok az sahnede müzik sesi duyuyorsunuz. Müziğin yerine doğa sesleri ağırlıkta kalıyor. Balta girmemiş ormanlardaki rüzgarın uğultusunu sanki kulağınızın arkasında hissediyorsunuz. Görüntüler oldukça başarılı. Özellikle orman çekimleri çok güzel geliyor gözünüze! “Hanna” filmindeki ormanlardan sonra bir de Sibirya ormanları sizi mest ediyor. Ayrıca 6.500 km boyunca değişen mevsim geçişleri oldukça büyüleyici! Kışın ormanda donarken, çölde susuzluktan serap görebiliyorsunuz. Hatta “Rango” filmindeki gibi damacanaya dadanıp lıkır lıkır su içmek istiyorsunuz. Filmin ikinci yarısında daha fazla duyduğumuz müzik (ikinci yarıda daha az diyalog, daha çok manzara, daha çok yürüyüş var) filmin yavaşlığını biraz azaltıyor. Bir saat sonrasında kulağımıza tanıdık gibi gelen, aşina olduğumuz türden bir müzik yankılanıyor (Moğolistan sınırlarında). Bu da sanki bizden bir parçaymış gibi geliyor ve heyecanlanıyorsunuz. Özellikle sonu oldukça güzel bağlanıyor. Azmin zaferini o bir grup esirle siz de taşırken gururlanıyorsunuz lakin sadece oldu da bitti maşallah diye ekran kararmadan etkileyici bir şekilde son yapıyorlar.


Tabi bunların yanında, çok fazla rahatsız etmese de filmin eksi yönleri de bulunuyor. Öncelikle seyirci kaçan esirlerin hayatlarıyla ilgili çok fazla şey öğrenemiyor. Aslında 133 dakika gibi bolca bir zaman varken bu insanların geçmişine daha fazla değinilebilirdi diye düşünüyorum. Çünkü filmde Ed Harris ve Colin Farrell gibi çok iyi iki oyuncu var ve onlarla ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorsunuz. İkinci olarak, evet film çok uzun bir yol hikayesini anlatıyor. Fakat 133 dakikaya gerek var mıydı bu yolu anlatmak için emin olamıyorum. İzlerken cidden sıkılmıyorsunuz. Yönetmen cidden büyük bir başarı yakalamış. Lakin senaryoda mı eksiklik var (boşlukları karakterlerin hayatıyla doldurabilirlerdi) yoksa çok uzun olan yolu cidden bize de mi çok çok uzun aktardılar da böyle bir zamana sığdırdılar, izleyince siz karar verin derim. Gene de bu iki eksik görünen yön filmin genel memnuniyetini çok aşağı iteceğini düşünmüyorum.

Gelelim filmin oyuncularına: En son “Hanna”da sinemaseverlerle buluşan Saoirse Ronan, burada Polonyalı bir genç kız olarak karşımıza çıkıyor. Bence Ronan bu yapım için biçilmiş kaftan! “Hanna”daki oyunculuğundan sonra beni çok etkilemiş olabilir belki ama özellikle 1950 doğumlu Ed Harris ile göründüğü sahnelerde her ikisinin de performansı oldukça yüksekti! En son “London Boulevard” ile sinemalarda gördüğümüz Colin Farrell ise konuşması, mimikleri, pis adam duruşu ile muhteşem bir başarı sergiliyor!

seyirci-koltugu.blogspot.com

Bizi de Okusana ;) × +