Little White Lies (2010)

Türkiye’de gecikmeli olarak "Les Petits Mouchoirs" orijinal adıyla yarın vizyona giren Fransız filmi, keyifli vakit geçirmeniz için harika bir seçenek olarak karşınıza çıkıyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini yakın zamanlarda “Last Night” filmiyle ekranlarda gördüğümüz ünlü Fransız oyuncu Guillaume Canet üstleniyor. Başrollerinde ise kalabalık bir oyuncu ekibini görebilirsiniz; üstelik hepsi de Fransız sinemasının ustalarından: François Cluzet, Marion Cotillard, Benoit Magimel, Gilles Lellouche ve Jean Dujardin. Fransız filmlerini sadece birkaç oyuncu için izlemeyi tercih eden beni bile çok etkilemesinde oyuncu kadrosunun ve senarist-yönetmenin çok büyük payı olduğundan kuşkunuz olmasın.

Paris’te yaşayan burjuva bir arkadaş grubu, her sene olduğu gibi yaz tatillerini Paris’ten 500-600 km uzaklıktaki Max’ın evinde geçirmeyi planlarlar. Tam bu tatil öncesi aralarından Ludo elim bir trafik kazası geçirir. Buna rağmen çok sevdikleri Ludo’yu hastanede bırakarak tatile çıkarlar. Her birinin ufak tefek sırları, güvensizlikleri, geçmişleriyle hesaplaşmaları vardır. Buna rağmen denizin, içkinin, güneşin keyfini çıkarmaktan yoksun kalmazlar. Tabi bu sırada mutlu bir evliliği görünen Vincent başka denize yelken açar; Marie ilişki yürütmedeki başarısızlıklarıyla baş başa kalır; Eric sadakatla sınanır; Antoine ise eski kız arkadaşına kafayı takar. E tabi bu arada tüm dostluklar ister istemez bir sınavdan geçer. Bu kadar kalabalık bir grubun yaşamı, duyguları ancak 154 dakikada anlatılabilirdi zaten :)

1955 doğumlu François Cluzet 1979’dan beri “French Kiss”, “Quatre Etoiles”, “Ne Le Dis a Personne”, “Paris” gibi onlarca filmde rol aldı. Asabi, başarılı, başarılı olmak için çaba gösteren, uğraş veren, kafasında kırk tilki dönen adamı harika işlemiş. Fragmanı dahi görmeden, konusunu bilmeden bu filmi izlememe sebep olan 1975 doğumlu Marion Cotillard en doğal haliyle filme harika bir tat katıyor.   (Magazin içerikli bir bilgi olsa da) 2007 yılından beri Guillaume Canet ile birlikte olan ünlü oyuncu, 2007 yılında “La Vie en Rose” filmi ile en iyi kadın oyuncu Akademi ödülü, Bafta ödülü ve Golden Globe ödülüne sahip olmuştur.

Filmin konusu oldukça sade seçilmiş. Sürpriz vermiyor ya da merak konusu içermiyor çünkü hayatın ta kendisini ekrana yansıtıyor. Mekanlar o kadar güzel belirlenmiş ki izledikçe keyif alıyorsunuz. Müzikler ise her sahneye uygun bir şekilde özenle belirlenmiş; zaman zaman çok keyifli ve dans edilesi, zaman zaman da gözlerini dolduracak kadar duygusal. Tatil, deniz, sahil, güneş insanı cezbediyor ve “Neden İstanbul’dayım şimdi?” diye iç geçirtiyor. Çok fazla karakter barındırmasının tehlikesinden kurtulmuş bir senaryoya sahip olan film birçok konuyla sizi asla yormuyor; aksine filme daha da çok çekiyor. Yani izlerken kafanız karman çorman olmuyor ya da herhangi bir konu yarım kalmıyor. Birçok filmde yan karakterlerin neden bulunduğuna dair sorularım hep açıkta kalır. Bu filmde ise hepsi o kadar güzel işlenmiş ki bittikten sonra senariste kızmadım! Dram ve komediyi iç içe barındıran filmde diyaloglar çok ilgi çekici ve eğlenceli. Birçok sahnesinde gülmenize sebep oluyor. Oyuncuların hepsi mükemmel bir performans sergiliyor. Hepsini tek tek alkışlamak gerekiyor. Öyle ki o burjuva hayatını 2 aylık da olsa yaşamak istetiyorlar. Filmin Ludo karakteri ile başlayıp gene Ludo ile bitmesi de çok etkileyiciydi. Bu filmden sonra Guillaume Canet’in projelerini daha çok izlemek isteyeceğinize eminim.


seyirci-koltugu.blogspot.com
Türkiye’de gecikmeli olarak "Les Petits Mouchoirs" orijinal adıyla yarın vizyona giren Fransız filmi, keyifli vakit geçirmeniz için harika bir seçenek olarak karşınıza çıkıyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini yakın zamanlarda “Last Night” filmiyle ekranlarda gördüğümüz ünlü Fransız oyuncu Guillaume Canet üstleniyor. Başrollerinde ise kalabalık bir oyuncu ekibini görebilirsiniz; üstelik hepsi de Fransız sinemasının ustalarından: François Cluzet, Marion Cotillard, Benoit Magimel, Gilles Lellouche ve Jean Dujardin. Fransız filmlerini sadece birkaç oyuncu için izlemeyi tercih eden beni bile çok etkilemesinde oyuncu kadrosunun ve senarist-yönetmenin çok büyük payı olduğundan kuşkunuz olmasın.

Paris’te yaşayan burjuva bir arkadaş grubu, her sene olduğu gibi yaz tatillerini Paris’ten 500-600 km uzaklıktaki Max’ın evinde geçirmeyi planlarlar. Tam bu tatil öncesi aralarından Ludo elim bir trafik kazası geçirir. Buna rağmen çok sevdikleri Ludo’yu hastanede bırakarak tatile çıkarlar. Her birinin ufak tefek sırları, güvensizlikleri, geçmişleriyle hesaplaşmaları vardır. Buna rağmen denizin, içkinin, güneşin keyfini çıkarmaktan yoksun kalmazlar. Tabi bu sırada mutlu bir evliliği görünen Vincent başka denize yelken açar; Marie ilişki yürütmedeki başarısızlıklarıyla baş başa kalır; Eric sadakatla sınanır; Antoine ise eski kız arkadaşına kafayı takar. E tabi bu arada tüm dostluklar ister istemez bir sınavdan geçer. Bu kadar kalabalık bir grubun yaşamı, duyguları ancak 154 dakikada anlatılabilirdi zaten :)

1955 doğumlu François Cluzet 1979’dan beri “French Kiss”, “Quatre Etoiles”, “Ne Le Dis a Personne”, “Paris” gibi onlarca filmde rol aldı. Asabi, başarılı, başarılı olmak için çaba gösteren, uğraş veren, kafasında kırk tilki dönen adamı harika işlemiş. Fragmanı dahi görmeden, konusunu bilmeden bu filmi izlememe sebep olan 1975 doğumlu Marion Cotillard en doğal haliyle filme harika bir tat katıyor.   (Magazin içerikli bir bilgi olsa da) 2007 yılından beri Guillaume Canet ile birlikte olan ünlü oyuncu, 2007 yılında “La Vie en Rose” filmi ile en iyi kadın oyuncu Akademi ödülü, Bafta ödülü ve Golden Globe ödülüne sahip olmuştur.

Filmin konusu oldukça sade seçilmiş. Sürpriz vermiyor ya da merak konusu içermiyor çünkü hayatın ta kendisini ekrana yansıtıyor. Mekanlar o kadar güzel belirlenmiş ki izledikçe keyif alıyorsunuz. Müzikler ise her sahneye uygun bir şekilde özenle belirlenmiş; zaman zaman çok keyifli ve dans edilesi, zaman zaman da gözlerini dolduracak kadar duygusal. Tatil, deniz, sahil, güneş insanı cezbediyor ve “Neden İstanbul’dayım şimdi?” diye iç geçirtiyor. Çok fazla karakter barındırmasının tehlikesinden kurtulmuş bir senaryoya sahip olan film birçok konuyla sizi asla yormuyor; aksine filme daha da çok çekiyor. Yani izlerken kafanız karman çorman olmuyor ya da herhangi bir konu yarım kalmıyor. Birçok filmde yan karakterlerin neden bulunduğuna dair sorularım hep açıkta kalır. Bu filmde ise hepsi o kadar güzel işlenmiş ki bittikten sonra senariste kızmadım! Dram ve komediyi iç içe barındıran filmde diyaloglar çok ilgi çekici ve eğlenceli. Birçok sahnesinde gülmenize sebep oluyor. Oyuncuların hepsi mükemmel bir performans sergiliyor. Hepsini tek tek alkışlamak gerekiyor. Öyle ki o burjuva hayatını 2 aylık da olsa yaşamak istetiyorlar. Filmin Ludo karakteri ile başlayıp gene Ludo ile bitmesi de çok etkileyiciydi. Bu filmden sonra Guillaume Canet’in projelerini daha çok izlemek isteyeceğinize eminim.


seyirci-koltugu.blogspot.com

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"