Hanna (2011)

10 Haziran’da gösterime girerek macera ve aksiyon severlerin ilgisini daha önceden fragmanıyla çeken Hanna, gerek oyuncu kadrosu gerek yönetmeni ile bu yazın öne çıkan filmleri arasına giriyor. ABD, İngiltere ve Almanya yapımı 111 dakikalık filmin senaristleri Seth Lochhead ve David Farr iken “Pride & Prejudice”, “Atonement” ve “The Soloist” filmlerinin ünlenen yönetmeni Joe Wright yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Başrollerinde Saoirse Ronan, Eric Bana ve Cate Blanchett’ın olduğu projenin bütçesi de 30 milyon $ olarak biliniyor.

Eski bir CIA ajanı olan Erik, kızı Hanna’yı Finlandiya’nın ıssız ormanlarında kendisi gibi çok tehlikeli bir ajan kıvamında yetiştirir. Akla hayale gelmeyecek şeyleri öğrenen ve yapabilen Hanna, 14 yaşına geldiğinde ilk suikastını gerçekleştirmek için Avrupa’ya giderYıllardır aldığı eğitimin profesyonelliğiyle Avrupa’ya gittiği süre içinde başına gelen her türlü olaydan alnının akıyla çıkmaya çalışarak hedefe kitlenir. Lakin bu arada, kafasında kırk tilki döner ve kırkının da kuyruğu birbirine değmez.


Fragmanıyla benim kadar birçok kişiyi de çok etkilediğini düşündüğüm Hanna, o etkiyi filmin tamamında ne yazık ki gösteremiyor. Oscar adaylığı olan yönetmenin adı ve oyuncu kadrosu bu kadar güçlü iken, filmin biraz senaryonun azizliğine uğradığına inanıyorum. Karlarla kaplı bembeyaz bir ormanda insanlardan ve tüm dünya nimetlerinden uzak, katı yürekli ve bilgili yetiştirilmeye çalışılan karakter, filmin başlangıcında hızlı bir yükseliş gösteriyor ve izleyici gözünü ayırmadan ekrana yapışıyor. Üstelik kafadaki sorular tahminlerle örtüşmeye çalışırken bu merak da ayrı bir keyif katıyor. Lakin, bu yüksek macera ve aksiyon zamanla düşüyor. Aslında düşen aksiyon değil de senaryonun konusu denilebilir. Tahminler yavaş yavaş yerine otururken (ki filmin sonuna kadar gizemini koruyan sorular mevcut) bazı sahneler / diyaloglar ya da olaylar girişteki başarıyı gösteremeden ilerliyor ve içinizdeki heyecan sönüyor. Güçlü isimlerin yer aldığı bir macera filminden beklenti yüksek olduğu için bu tempo yakalanamadığında da hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Her şeye rağmen, filmin sonu 111 dakika boyunca sizde yarattığı ufak çaplı gerilim sonrasında çok beklendik bir sahneyle bitmiyor (Ya da bitiyor ama benim tahmin ettiğim gibi olmadı :) ).


Oyunculuğunu bu projede de konuşturan Cate Blanchett’ın hayranı olmama rağmen, Saoirse Ronan Blanchett’ın önüne geçtiğine inanıyorum. “Atonement”, “I Could Be Never Your Woman”, “City of Ember”, “The Lovely Bones” ve “The Way Back” filmlerinde rol alan 1994 doğumlu Ronan, “The Clinic” ve “Proof” dizilerinde de yer almıştır. Gencecik yaşına rağmen “Atonement” ile en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar, Altın Küre ve Bafta adayı, “The Lovely Bones” filmi ile de en iyi kadın oyuncu Bafta adayı olan Ronan, geleceğin parlak yıldızlarından biri olacağını ispatlıyor. Hanna rolü için saç ve kaşlarının rengini epeyce açan körpecik oyuncu, filmde oldukça cesur, etkileyici ve sıra dışı bir karakteri başarıyla sergiliyor. Filmde zaman zaman “Cate Blanchett’a benziyor bu kız” desem de bildiğim kadarıyla herhangi bir yakınlığı bulunmuyor. Tabi ki benim hayranlığım dışında :)
10 Haziran’da gösterime girerek macera ve aksiyon severlerin ilgisini daha önceden fragmanıyla çeken Hanna, gerek oyuncu kadrosu gerek yönetmeni ile bu yazın öne çıkan filmleri arasına giriyor. ABD, İngiltere ve Almanya yapımı 111 dakikalık filmin senaristleri Seth Lochhead ve David Farr iken “Pride & Prejudice”, “Atonement” ve “The Soloist” filmlerinin ünlenen yönetmeni Joe Wright yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Başrollerinde Saoirse Ronan, Eric Bana ve Cate Blanchett’ın olduğu projenin bütçesi de 30 milyon $ olarak biliniyor.

Eski bir CIA ajanı olan Erik, kızı Hanna’yı Finlandiya’nın ıssız ormanlarında kendisi gibi çok tehlikeli bir ajan kıvamında yetiştirir. Akla hayale gelmeyecek şeyleri öğrenen ve yapabilen Hanna, 14 yaşına geldiğinde ilk suikastını gerçekleştirmek için Avrupa’ya giderYıllardır aldığı eğitimin profesyonelliğiyle Avrupa’ya gittiği süre içinde başına gelen her türlü olaydan alnının akıyla çıkmaya çalışarak hedefe kitlenir. Lakin bu arada, kafasında kırk tilki döner ve kırkının da kuyruğu birbirine değmez.


Fragmanıyla benim kadar birçok kişiyi de çok etkilediğini düşündüğüm Hanna, o etkiyi filmin tamamında ne yazık ki gösteremiyor. Oscar adaylığı olan yönetmenin adı ve oyuncu kadrosu bu kadar güçlü iken, filmin biraz senaryonun azizliğine uğradığına inanıyorum. Karlarla kaplı bembeyaz bir ormanda insanlardan ve tüm dünya nimetlerinden uzak, katı yürekli ve bilgili yetiştirilmeye çalışılan karakter, filmin başlangıcında hızlı bir yükseliş gösteriyor ve izleyici gözünü ayırmadan ekrana yapışıyor. Üstelik kafadaki sorular tahminlerle örtüşmeye çalışırken bu merak da ayrı bir keyif katıyor. Lakin, bu yüksek macera ve aksiyon zamanla düşüyor. Aslında düşen aksiyon değil de senaryonun konusu denilebilir. Tahminler yavaş yavaş yerine otururken (ki filmin sonuna kadar gizemini koruyan sorular mevcut) bazı sahneler / diyaloglar ya da olaylar girişteki başarıyı gösteremeden ilerliyor ve içinizdeki heyecan sönüyor. Güçlü isimlerin yer aldığı bir macera filminden beklenti yüksek olduğu için bu tempo yakalanamadığında da hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Her şeye rağmen, filmin sonu 111 dakika boyunca sizde yarattığı ufak çaplı gerilim sonrasında çok beklendik bir sahneyle bitmiyor (Ya da bitiyor ama benim tahmin ettiğim gibi olmadı :) ).


Oyunculuğunu bu projede de konuşturan Cate Blanchett’ın hayranı olmama rağmen, Saoirse Ronan Blanchett’ın önüne geçtiğine inanıyorum. “Atonement”, “I Could Be Never Your Woman”, “City of Ember”, “The Lovely Bones” ve “The Way Back” filmlerinde rol alan 1994 doğumlu Ronan, “The Clinic” ve “Proof” dizilerinde de yer almıştır. Gencecik yaşına rağmen “Atonement” ile en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar, Altın Küre ve Bafta adayı, “The Lovely Bones” filmi ile de en iyi kadın oyuncu Bafta adayı olan Ronan, geleceğin parlak yıldızlarından biri olacağını ispatlıyor. Hanna rolü için saç ve kaşlarının rengini epeyce açan körpecik oyuncu, filmde oldukça cesur, etkileyici ve sıra dışı bir karakteri başarıyla sergiliyor. Filmde zaman zaman “Cate Blanchett’a benziyor bu kız” desem de bildiğim kadarıyla herhangi bir yakınlığı bulunmuyor. Tabi ki benim hayranlığım dışında :)

BU HAFTA EN ÇOK OKUNAN

Sosyolojik Bir Kurum Olarak "Boş Zaman Değerlendirmesi"